Yüzüme düşen ışık huzmesiyle gözlerimi kırpıştırdım. Derin ve ferahlatıcı bir uykudan yeni uyanmanın verdiği sersemlik vardı üstümde. Başımı dayadığım camdan dışarısını seyre koyuldum. Hızlıca görünüp kaybolan ağaçlar huzur verici bir yeşil rengine bulanmış, yalnızca aralarında göze batan tek tük sarılar vardı. Ağaçların arasında görünen küçük mavi noktaları görünce yüzüme bir tebessüm yayılıyor. Sanırım bunlar "unutmabeni" çiçekleri, annemin en sevdiği çiçeklerdi bunlar.
Sahi annem nerede?
Başımı kaldırıp etrafıma bakındım, bir minibüsün içindeydim ve yanımda benden başka beş kişi vardı. Dehşete kapıldım, bu insanları tanımıyordum bile! Burası neresi, beni nereye ve neden götürüyorlar!?
Derin bir nefes aldım, sakinliğimi korumam gerekiyordu çünkü bu panikle başıma gelebilecekleri kestiremiyorum. Hızlıca arabadakilere göz gezdirdim, belli ki ortada bir yanlış anlaşılma vardı.
Yanımda iri yarı bir adam oturuyordu ve görünüşüne bakacak olursak, o bir mafya babası olabilir. Ancak güleç yüzü onu bir nebze de olsa sevimli yapıyor. Kalın kaşları, kemerli bir burnu ve kısa siyah saçları vardı.
"Jonathan, bir sıkıntı mı var?"
Beklenmedik bir anda bana dönüp sordu ve irkilmeme sebep oldu ancak bu ses tonu oldukça merhamet doluydu. İçimi yumuşatan bu sesin dikkat çekici özelliği oldukça gür oluşuydu. Sesin etkisinden çıkıp sonunda soruya odaklanabildim.
"Affedersiniz ama isminizi unutmuşum. Biraz unutkanım da"
Adam kendisine yaraşır biçimde bir kahkaha attı ve gözünden akan yaşı sildi. İçleri ısıtan bir gülümsemeyle bana döndü
"tekrardan tanıtayım kendimi, ben Osman, kuzeninin bir tanıdığı. Nereye neden gittiğini hatırlıyor musun bari?"
Şakayla karışık sorduğu soruya kafamı sağa sola sallayarak cevap verdim.
Cevabım yüz ifadesinin ciddileşmesine neden olmuştu
"Az önce seni kaçıran bir mafya babası olduğumu düşünmedin değil mi? Hiç bir şey hatırlamıyorsun be adamım!"
Düşüncelerimi resmen okuması beni utandırmış, yüzümün bir domates gibi kızarmasına yol açmıştı. O ise yine sıcak tebessümünü takınmış, bana arabadakileri tanıtmaya koyulmuştu
"Arabayı süren arkadaşın adı Daniel yanında oturan kızı tanıyorsun zaten, kuzenin, arkamızda oturan uykucu Sandy ve yanındaki Laura. Yeni tanıştık unutman doğaldır belki de. Ember, kuzenin bunu da hatırlıyorsun herhalde, bir tatil ayarlamıştı ve seni de davet etti. Cidden ben organ mafyası değilim."
Herkesin ismini aklıma kazıyarak Osman'a döndüm. Elimden geldiğince sıcak bir ifade takınarak ona nereye gittiğimizi sordum. Cevabı basit olduğu kadar ürkütücüydü.
"terk edilmiş Oppidum kasabasına gidiyoruz"
Terk edilmiş bir kasaba, tatil için ne hoş bir yer öyle(!) Yine de eğlenceli olabilir düşüncesiyle gülümseyip Osman'a teşekkür ettim. Teşekkürüme karşılık vereceği sırada Danıel neşeyle arabadakilere seslendi
"İşte geldik!"
Herkes heyecanla (ben ve Sandy hariç) arabadan inip bavullarını bagajdan toplamaya koyuldular.
Umarım her şey yolunda gider...