Canlı bir sofra, heyecanlı ve sevecen bir ev halkı ve ortada dönen eğlenceli konuşma. Muhteşem bir tabloyu andırıyor adeta. Huzur ve güven verici...
Çatalımın ucuna geçirdiğim erişteyle uzun uzun bakışırken bu kadar acıyı yiyip te hayatta kalabilme olasılığımın kaç olduğunu hesaplamaya çalışıyordum. Ben erişteye azılı bir düşmanımmış gibi bakarken şef (!) Daniel, kaş gözle yememi söylüyordu. Sonunda çatalı dudağıma dayayıp upuzun erişteyi tek nefeste çekince ağzıma dolan acıyla karışık tatlı tadla kendimden geçtim. Hızlıca ikinci ve üçüncü çatalı da ağzıma tıktığımı gören Daniel'in yüzünde tapılası bir tebessüm oluştu. İçten içe onun aşçılığından şüphelendiğim için kendimden utanıyordum.
Tabağımı bitirdiğimde neredeyse herkes sofradan kalkmıştı, benle Daniel hariç. Son lokmamı çiğnerken yüzümden okunan mutluluğumun haddi hesabı yoktu ki tam bu sırada Daniel'in de sofradan kalkmayıp parıltılı gülümsemesiyle beni izlediğini fark ettim.
"Yemek için teşekkürler, gerçekten güzeldi"
Gözlerinde ki mutluluk parıltılarıyla kafasını ellerine dayamış önümdeki boş tabağa bakıyordu.
"Bir tabak daha ister misin?"
Her ne kadar istesem de bu şahane teklifi reddetmek zorunda kaldım
"Hayır demek istemezdim ama bu kadarı da ayılık olur, belki başka bir gün"
"Nasıl istersen. Yine de canın ne zaman isterse söylemekten çekinme. Sonuçta biz arkadaşız, değil mi?"
Kafamı sallayarak yanıtladım sorusunu ve sanırım onunla birlikte olduğumuz süre boyunca onda sık sık acılı erişte isteyeceğim.
Suratını incelerken fark ettiğim tek şey yorulmak bilmeden gülümsediğiydi.
"Bunca zamandır gülmesine rağmen yanakları acımıyor mu?"
İçimden söylemek istediğim ancak yanlışlıkla mırıltılara dönüşen iç sesim beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Yeniden yüzüme hücum eden kızarıklık nedeniyle başımı eğecektim ki bunun hiç bir işe yaramayacağını fark edince hareketsiz kaldım. O ise hala gülüyordu.
"Yalancıktan bir gülümseme değil ki yanağımı ağrıtsın. Sen hiç sevdiğin insanlarla dolu bir ortamda gülümserken yoruldun mu?"
Utana sıkıla kelimeleri yutarak anlamsızca konuştum
"Genelde gülen taraf pek ben olmam"
Garipleşen sessiz bakışmamızı hemen arkamdaki solandan gelen sesler bozmuştu. Dönüp neler oluyor diye baktığımda ortada farklı yaş guruplarından ötürü oluşan bir kumanda kavgasıyla baş başa olduğumuzu fark ettim. Daniel çoktan ayaklanmıştı bile, omzuma hafifçe vurup beni de yanına çağırdı.
"Beyler ve hanımlar, ne oluyor burada?"
Kumandayı Osman'a kaptırmış olan Ember kollarını birbirine kavuşturmuş somurtuyordu. Gözlerim Osman'a kaydığında ise Osman'ın halinden pek memnun "B Haber" izliyordu.
"Osman abi kumandayı himayesine almış resmen, vermiyor bir türlü!"
Bu sefer sitem sırası Osman'daydı.
"Senin o saçma sapan dizilerini mi izleyelim yani, mis gibi ülkede ne var ne yok öğreniyoruz işte"
Daniel arayı bulma adına bir kaç öneri sunsa da herkesi memnun etmeyi başaramadı. Tam pes edecekken aniden aklına bir şey gelmiş olacak ki gözleri kocaman açıldı
"Neden televizyon izlemek yerine uno oynamıyoruz?"
Tepkilere bakılacak olursa herkesin aklına yatmıştı bu fikir ancak Ember yerinde duramıyordu
"Ember, bir sorun mu var?"
Ember ellerini hayır anlamında sallayıp ayağa fırladı
"Yakınlarda terk edilmiş lanetli bir ev var. Gidip bir bakmaya ne dersiniz?"
Yine neredeyse herkes onaylamıştı bu fikri, hatta oldukça heyecanlanıp uykusu açılanlar bile olmuştu. Ancak sanırım bu fikir Osman'ın hoşuna gitmemişti. Kaşlarını çatmış, yüzüne daha önce görmediğim bir ciddiyet yerleştirmişti.
"Olmaz"
Gözler Osman'a çevrilirken Ember hüzünlü bir ses tonu takınarak "Ama neden?"
"Lanetli diye efsanesi bile çıkmış, biz niye belamızı arayalım ki?!"
Osman'ın dediğine katılıyordum, evde oturmak varken ne diye efsunlu bir eve gitmek isterdi ki insan? Yine de Osman'ın gereğinden fazla tepki verdiğini düşünüyorum. Belki de bununla ilgili bir anısı vardır?
"Osman abi lütfeen"
Osman'ın cevabı ise netti: "Hayır"
Bu yalvarış bir süre daha devam etse de sonunda Ember illallah etti.
"O zaman benimle gelmek isteyen varsa isteyenlerle giderim bende, sana mı kalmışım!"
Dönüp bize baktığında herkes el kaldırdı. Onlara ayak uydurma amacıyla bende ani bir hareketle elimi kaldırdım. Bu manzarayı gören Osman, oflaya puflaya ayağa kalktı.
"Siz bücür veletler kaybolursunuz falan, ben de geleyim bari"
Televizyonu da tek tuşla kapatınca gür ve tok sesiyle odada ki beş kişiye seslendi
"Hazırlanın bakalım, Oppidum kasabasının efsunlu evine, inlere cinlere selam vermeye gidiyoruz!!"