İçeriğe geç

Tekrar

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Tekrar

Bölüm 3

Monoton Bir Hayat - 3

Nótt, gece tanrıçası. Yaşamım boyunca gece benim için gün gibiydi. Annemi kaybettikten sonra geceye daha çok bağlandım. O sessizlik ve zifiri karanlık bana arkadaş olmuştu. Derdimi geceye anlayabiliyordum. Geceye şiirler yazabiliyordum. Bundan sonra gecenin kendisi olduğumu fark ettim. Bu yüzden kendime Nótt dedim. Uzun bir süre boyunca bu isimle andım kendimi. Bu isimle makaleler yazdım, internet ortamında yine bu ismi kullandım. Bu zamana kadar hayatımda hiç kimseyi istemedim. Genellikle hep kötü insanlara denk geldiğimden olsa gerek herkesten nefret etmiştim. Sahi bu nefretin ne anlamı vardı ki? Sorun bendeydi. Neden saftım neden hiç atılgan biri değildim. Kandırılması kolay, zavallı biriydim. Sonra biriyle tanıştım. Bana iyi davranıyordu. Fikirlerime değer verir, beni sevip sayar, koruyup kollar, ihtiyacım olduğunda hemen yanımda belirirdi. Başlarda bundan rahatsız olmuyor değildim. Çünkü bu zamana kadar herkes böyle davranıp sonra kıçıma tekme vurmuştu. Ama Frost öyle yapmamıştı. Her geçen gün sevgisi daha da artıyordu.

Bir zaman sonra Lina benim için ne ise Frost da öyle olmuştu. Frost gazetecilik okuduğundan bazı derslerimiz ortaktı bu nedenle üçümüz de lisede bazen aynı sınıftaydık. Her gün Lina ile okula beraber giderdik. Okulun önünde Frost ile buluşup sınıfa öyle girerdik. Fakat bir gün Frost gelmedi. İkinci gün, üçüncü gün ve nihayetinde hafta bitmişti. Lina ile meraklanıp Frost'un evine gitmeye karar verdik. Frost tek yaşardı. Annesi babası farklı şehirde olduğundan tek başına küçük bir evde kalırdı. Kapısının önüne gittiğimizde posta kutusunda 2 tane zarf gördük ikisi de okula ilk gelmediği gün gönderilmişti ve hala alınmamıştı. Yani evde olma ihtimali yok gibi gözüküyordu. Kapıya yaklaşıp şansımızı kapıyı çalmakta kullandık. Kapıya iyice yaklaştığımızda burnumuzu kesen bir koku olduğunu hissettik Lina ile birbirimize baktık ve ısrarla kapıyı çaldık. Açan olmadı, ses de gelmiyordu. Lina ve ben kan ter içinde çilingire koştuk. "Bay Donald lütfen yardım edin birkaç gündür arkadaşımıza ulaşamıyoruz. Evinden tuhaf bir koku geliyor. Zile bastık kimse açmıyor!" Ellerimiz titriyor göz yaşlarımızı durduramıyorduk. Bay Donald kapıyı açtı ve koku daha da hissedilir oldu. Havada sallanan bir beden, yere düşmüş bir sandalye, kopmak üzere olan bir ip, baştan sona dağınık bir oda. Çekmecelerden tut bazasına kadar etrafa saçılmış tonlarca şey. Gazetecilik okuduğundan dolayı çok fazla gazete kupürü ve raporlar vardı hepsi etrafa saçılmıştı. Masanın üzerinde bir not ve elveda yazıyordu. Bundan sonra geceye daha çok bağlandım. En sevdiğim insanlardan birini daha kaybetmiştim. Artık bu benim için lanetmiş gibi düşündüm. Ya... Ya Lina'ya da bir şey olursa. Biz ne yaparız... Ben ne yaparım... Lina'ya sarıldım, arkadaşımız olduğu için polisler ifademizi aldılar. Neden yaptığını düşündüğünüz bir konu var mı yok mu gibi sorular sordular. Böyle ölecek biri değildi ki. Olayın şokunu 1 hafta içinde zor atlattık, yatalak olmuştuk ve o hafta da okula gidemedik. Bu yüzdendir ki geceye bağlılığım. Bu yüzden bana As Nótt dediler. Gece tanrıçası gibi...

Karanlıkta geçirdiğim bu iki yıldan sonra aydınlandım. Artık hedeflerim vardı, bu kadar acı ve nefreti çekmenin ne anlamı vardı ki. Kimsenin birbirine nefret duymayacağı, zorbalığa uğramayacağı, hırsızların olmayacağı, çocukların evlendirilmeyeceği bir dünya yaratmak istiyordum. Bu idealler üzerine yaşadım ve pozitif bir insan olma yolunda devam ettim. Ben artık Nótt değildim. Ben Nicola'ydım.

"Hayır Lina. Ben Nicola'yım." dedim.

"Evet öylesin." sesi hiç olmadığı kadar cana yakın geliyordu.

"Şimdi vakit kaybetmeden çalışmalara başlamalıyız." elime verdikleri kağıdı elime aldığımda, uranyum ve parçacık hızlandırıcıdan enerji elde etmenin formülleri ve çalışma prensiplerinin yazıldığı kağıt olduğunu anlamıştım. Sırada iş bölümü vardı. Adrian uranyum haznesi ile çamaşır haznesinin olduğu tarafı birleştiricekti ve bunu makineci olan Lina ile yapacaktı. Adrian yazılımı ile ilgilenirken Lina ise parça birleştirme ve yazılıma yardım etmesi için organize ettim. Radyoaktif bir alan olacağı için titiz çalışmamız gerekiyordu. Jovanka'yı, çamaşır makinesini kurşunla kaplatmamız için görevlendirdim gerekli ustayı bulup buraya getirecekti. Gama ışıklarıyla çalışacağımız için kurşun yelek de lazımdı. Uranyumu bulmak da bana düşüyordu. İnanın nasıl yapacağımı bilmiyordum. Şimdilik uranyumdan elde edeceğim tuzları nasıl kullanacağımı ve bu yapacağım deney için hesaplamalarımı yaptım. Benim için önemli olan şey fiyat performans diyebileceğimiz statüde olmasıydı. Yani ucuz mal yüksek enerji. Herkes işinin başına koyulmuştu. Ben de formüllerime gömülmüştüm. Kaçıncı çayımı yudumladığımı hatırlamadığım bir zamanda bitirdim. Jovanka usta ile anlaştığını ve yarın geleceğini söyledi. Ustayı aradık ve ertesi gün için randevu aldık her şey yolunda gidiyor gibi gözüküyordu. Tek eksik uranyumdu. Ay bu gece çok güzeldi, tam tepede dolunaydı. Yarın devam etmek üzere herkes toparlandı, Lina ise burada kalmak istedi.

"Sence proje mantıklı mı bu sefer olacak mı dersin?" dedi herkes gittikten sonra Lina. Yüzüme değil mutfak dolaplarına bakarak söylemişti.

"Neden olmasın ki? Belki de 1 milyon ihtimalde biri buydu ve başarmaya birkaç adım uzaktayızdır. Sence değil mi yoksa?" diyerek soluma -ona- doğru döndüm. O da bana bakarak:

"Kendini kaybetmenden korkuyorum. Başarısızlığı sevmiyorsun ve başarısızlıkla çok dikleşiyorsun, bambaşka adama dönüşüyorsun. Ya bu Nicola'yı kaybedersem. Ya o güzel yüzündeki gülüşü kaybedersem." dedi biraz derinden ve ağır bir şekilde. Beklemediğim bir konuşmaydı ve bu durumlarda her zaman yaptığım şeyi yaptım.

"Gel buraya Lina." diyerek bağrıma bastım. Ve sonraki sözcükler sanki benim ağzımdan çıkmıyordu. "Arkamda siz varsınız. Her şeyim sizsiniz ve kaybetmekten korktuğum tek şey de sizsiniz." o da bana sarıldı. Keşke ona kendisini sevdiğimi söyleyebilseydim. Keşke...

Birlikte haberleri izlerken uyuya kalmıştı. Onu yatağıma götürdüm ve kendim kanepede yatmaya karar verdim. Benim için çok çalışıyordu ve hak ettiği yer orasıydı. Gerçi gecelerim uykusuz geçiyordu en azından uyuyabilen birisinin yatakta olması daha iyi olurdu. Ya da onu sevdiğimden böyle yapıyordum. Aşağı kata salona indim kanepeye yönelmeden önce geceyi izlemek için cama yöneldim. Ay'a baktım, çok güzel parlıyordu. Dikkatimi yeni komşumuzun bahçesi çekmişti. Önüne çok güzel bir motor park etmişti. Kadın orta yaştan biraz daha yaşlıydı. Onun olduğuna emin değilim ama bu saatte ışıkları da yanmıyordu. Tek kaldığına da emindim. Acaba bu kadar güzel motor onun muydu ki? Yine düşüncelere daldığımı fark edip yatağıma döndüm. O eskimiş bordo kanepeye attım kendimi. Hala nasıl dayandığını anlamıyordum. Gıcırtısı normalde uyutmazdı fakat bu sefer yattığım gibi uyumuşum. Biraz fazla yorulmuştum sanırım. Biraz...

Uyandığımda Lina kahvaltıyı hazırlamış beni dürtüyordu. Sanırım ben bu sahneyi bir yerden hatırlıyordum. "Hadi Nicola. Patates kızarttım en sevdiğin kahvaltı." Sesi olduğundan çok yumuşaktı. Sanırım bir daha aşık olmuştum. Sözünü ikiletmeden hemen kalktım sanırım o da şaşırmıştı buna. Sadece o da değil Bayan Freya da. O da gelmişti kahvaltıya yanında biraz hazır börekle gelmişti. Daha doğalgaz bağlatmadığını ve bize bu yüzden geldiğini, Lina'nın da kabul ettiğini söyledi. Yüzümü yıkamaya koştum, kıyafetlerimi değiştirdim. En son da dizlerimin altına uzanan, dar kesimi paçalara doğru hafif genişleyen, bembeyaz ve ütüsü duran laboratuvar önlüğümü giydim, aşağı doğru yöneldim.

"Günaydın herkese. Kusura bakmayın Bayan Smith gece biraz fazla çalışmıştım da. Yatağım da ele geçirilmişti."

"Ben ele geçirmedim sabah kalktığımda ordaydım! Ben de bugün daha nazik olursun diye düşünmüştüm." diye atıldı Lina.

"Hahaha sapık seni. Yatağıma girmiş bir de. En azından iyi bir insanım." dedikten sonra Kafamın üstünde tavayı hissettiğim gibi kaçtım. Evde biraz kovalamacadan sonra ısınan böreklerin yanmak üzere olduğunu gören Lina beni bırakıp mikrodalgaya koştu.

"Sizi böyle görünce gençliğimi özlüyorum çocuklar." diye söze girdi Freya ve şöyle devam etti:

"Ayrıca çok çalışkan olmanız da cabası. Keşke o zamanlar daha fazla çalışsaydım."

"Teveccühünüz efendim. O kadar da çalışkan değiliz. Sadece düzen içindeyiz."

"Öyle deme Nicola yapmaya çalıştığınız makineden tut elinde olan veri ve formülleri gördüm. Uranyum konusunda yardımcı olacağım size."

"NE!" Lina ile ikimizin ağzından çıkan kelime bu olmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.