Bayan Freya’dan hiç hoşnut değildim. Bazen neden böyle iyi biri olduğunu anlamıyordum. Aklım hala dün geceki motorda kalmıştı. Bana uranyum teklifi gerçekçi gelmemişti. Ne yaptığımı mı soruyorsunuz. Bu zamana kadar gelen tüm iyiliklerde art niyet aradığım gibi bunda da aradım ve teklifini nazikçe reddettim. Çünkü bu benim için çok yüksek bir seviyedeydi. Bana karşılıksız bir uranyum getirecekti.
“Neden?!” diye çıkıştı Lina ve Bayan Freya bir ağızdan. Sonra Bayan Freya oturma düzenini değiştirdi. Bürokrat edasıyla ikna etmeye çabaladı. Yan oturuşu, bacak bacak üstüne atışı, mimikleri ve jestleri adeta hipnotize etmeye yeterdi. Fakat ben ve ideallerim…
Güzelce reddettiğimi açıkladıktan sonra kahvaltımızı yaptık. Bayan Freya işe gitmek için bizden müsaade istemişti. Lina ile baş başa kaldık. O bugün okula ben ise işe gitmeyecektim. Konuşmamız için büyük ihtimalle kısıtlı bir zaman vardı çünkü Jovanka ve Adrian makine için bugün geleceklerdi. Ustayı ise yarın için çağırmıştık. Hala yapmamız gereken işler vardı. Çamaşır makinesinin çalışma prensibini değiştirmemiz lazım; bağlantılar, aksam, ekran eklenecek, kontrol mekanizması yapılması lazım. Bunları düşünürken aynı anda Lina’ya yardım ediyordum mutfak için. Aslında o bana yardım ediyordu. Normalde birinin yardım etmesini sevmem çünkü biraz titiz ve düzenliyimdir. Düzenimin bozulacağı için hiç kimseden yardım istemem. Tabii ki Lina hariç! Çünkü Lina da en az benim kadar düzenli. Çalışırken de en az benim kadar dağınık. Bazen kalemlerimizin yerini bile bulamıyoruz. Bu düşünceleri yaşarken uzun bir süre suskun olduğumuzu fark ettim. Ben konuşmasam bile o bir şekilde sohbet etmek isterdi. Ben düşüncelerime dalmışken onun da düşüncelere daldığını tahmin etmemek zor değildi. Sessizliği bozan ben olmuştum:
“Ee, çıkart bakalım ağzındaki baklayı. Bir şey sormak istiyorsun, dinliyorum.” Bunu kendimden emin bir şekilde söylemiştim. Aynı anda da ekmekleri kestiğimiz doğrama tahtasındaki ekmek kırıntılarını topluyordum.
“Neden kabul etmedin? Bu bizim için büyük bir şanstı. Sadece kendin mi yapmaya çalışıyorsun veya az kişi adını duyuralım falan mı istiyorsun. Uranyum alacak bütçemiz hiç yok. Ayağımıza böyle büyük bir şans gelmişken neden Nicola? Neden?” sonrasında yüzünü bana dönerek “Aklım almıyor. Mantıklı bir açıklaması olmalı bunun.” Dedi.
“Sence tuhaf değil mi? Daha 2 gün olmadı tanışalı ve kapımıza böyle bir teklifle geliyor. Uranyum alacak parası varken, hatta ve hatta bir yarış motoru alabilecek kadar varlıklıyken doğalgaz bağlaması nasıl gecikebiliyor?” yüzümü tekrar tezgâha doğru dönerek devam ettim “Artık neyin peşinde ise. Ortak olup ciddi şekilde para kaldırmak mı istiyor. Gençliğine dönüp birisiyle evlenmek istediğini falan mı söyleyecek emin değilim. Fakat emin olduğum tek nokta böyle bir şeye müsaade etmeyeceğim. Çünkü bizden başka hiçbir kimseye güvenmiyorum.” Söylediklerimde açık ve nettim. Hiç teklemeden söylemiştim. Kalbini kırmaktan korkuyordum fakat gerçekler önümüzdeydi. Yaptığım iş bir oyuncak değildi ve dünyanın kaderini etkileyecekti. Bunun üstüne kapı çaldı. Lina’ya biraz bakakaldıktan sonra kapıya yöneldim. Normalde yapacağım bir şey değildi ama delikten bakmadan direkt açmıştım. Çünkü Adrian ve Jovanka’nın geleceğini düşünmüştüm. Karşımda kiracı vardı ve biraz sinirli gözüküyordu. Çünkü 2 ay gecikmişti.
“M-merhaba Bay Campbell.” Biraz kekeleyerek söylemiştim çünkü beklemiyordum.
“Merhaba Bay Pride. Sanırım bu ay da ödemeyi düşünmüyorsunuz.” Kollarını bağlamış bana doğru cevap bekler vaziyette bekliyordu. 1.90 boyu ve geniş omuzlarıyla bana üstten bakıyordu. İşte şu an bir parçacık ayırıcı ışınla atomlarıma ayrılmak için dua ediyordum. Bu ay ödeyeceğimi söylemiştim fakat şimdi ise karşımda duruyordu ödemek zorundaydım.
“Bay Campbell, biliyorum haklısınız paranızı istiyorsunuz fakat şu an sadece 1 ayı ödeyebilirim. Maalesef biliyorsunuz ki özel derslere gidiyorum ve bu ay ucu ucuna yetiştirdim. Belli bir işim olmadığını biliyorsunuz. Okuldan atıldığım için devlet paramı kesti ve ödemeyi bıraktı. Sizden istirhamım şu olacak eğer bana zaman verirseniz ödeyeceğim. Özür dilerim…” başımı öne eğerek her türlü ihtimale hazırdım. Parçacık ayırıcıya ihtiyacım olmadığını düşündüm. Adam beni iki eliyle tuzla buz edebilirdi. Fakat bir şey olmuştu, uzun uzun baktı ve bana sarılarak:
“Nicola Pride! Bir zamanların Cambridge öğrencisi şu an böyle sefil halde. İnanabiliyor musunuz? Kendini topla Nicola! Kilo vermişsin zaten fark etmedim sanma. Sana düzenli bir beslenme programı yazacağım. Spor yapmayı unutma! Bu seferlik böyle olsun önemli değil fakat lütfen çok geciktirme. Sen de kendine iyi bak küçük hanım.” Dedi ve arkasını dönüp sporcu edasıyla sekerek yürüdü. Bay Campbell Eski boksördü ve şu an ise Fitness salonu yönetiyordu. Harbiden adam olduğunu anladım. Saygım aşırı derecede artmıştı. Büyük bir oh çekerek kapıyı kapattım ve sırtımı kapıya yaslayıp yere çöktüm.
“Bugün de hep pozitif şeyler oluyor ‘Bay Pride’. Bunları nasıl açıklayacaksın. Kafana kuş pisledi de benden mi saklıyorsun?” dedi Lina karşıma dikilerek.
“İnan hiçbir fikrim yok. Fikrimin olduğu tek şey olumsuz her şeye hazırlıklı olmam gerektiği. Bu kadar güzel şeylere hazırlıklı değilim.”
“Birini ne kadar elinin tersiyle itmene rağmen.” Diye söylendi Lina imalı konuşarak.
“İleride ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksın Lina.” Demiş olsam bile o beni tınlamamıştı. Üstüne kapı çaldı ve bizimkiler geldi. Hoş geldiniz dedikten sonra içeri aldım. Bizimkiler dediğime bakmayın Jovanka gelmemişti. Adrian’a haber vermiş Adrian da bize:
“Jovanka işinden dolayı gelemediğini söyledi. Sonradan katılacağını söyledi. Akşam derse gitmeyip yardıma gelecekmiş. Aslında gelmese de olur dedim fakat biraz alındı sanırım.” Adrian’ın mizacı sertti. Bana söylese ben de alınırdım.
“Jovanka’yı hepimiz biliyoruz. Halkla ilişkiler okuyor bizim için edebileceği tek yardım birilerini ikna etmek. Lina bile ne kadar inatçı olsa da bu konuda bizimle hemfikir. Bu konuda Jovanka’nın üstüne de gitmemize gerek yok zaten. Gelerek bize psikolojik destek veriyor. Suyumuzu yemeğimizi eksik etmiyor bu bile bizim için çok büyük bir şey. Dolaylı olarak projemizin neferlerinden birisi. Tabii ki de gelecek O da bizim projemizin bir parçası.” Bu anlam yüklü konuşmanın ardından Lina’nın elleri cebinde duvara yaslanmış başka bir tarafa baktığını fakat kulağının bende olduğunu gördüm. Âna çok güzel odaklanıyordu ve kafasını hatta vücudunu başka bir yere çevirmesine rağmen hala dikkati bendeydi.
“Madem böyle düşünüyorsun. Neden uranyum teklifini kabul etmedin.” Lina ile ters düşmekten bu yüzden nefret ediyordum. Bir işi yaparken önüme çıkabilecek tüm sorunlara karşı önlem alırdım. Bugün de yaptığım tam olarak buydu fakat neden bana hak vermediğini anlamadım.
“Ne!? Bu doğru mu Nicola?” diye çıkıştı Adrian aynı şeyleri ona da anlattım.
“Bunların arkasına sığınma Nicola. O uranyumu aldığımızda herhangi bir sorun çıkarsa geçmişe dönüp halledemez miyiz yani?” diye çıkıştı Lina.
“Lina sence bu söylediğin cidden mantıklı mı? Ellerimizden o makineyi alacakları ve akşam haberlerine 4 genç kayboldu diye çıkacağı bir geleceğe mi gitmek istersin, yoksa her şeyin temiz bir şekilde yapıldığı barışın olduğu nefretin olmadığı bir geleceğe mi gitmek istersin.” Bu sefer beyaz eşya pazarlar gibi değil iktidara muhaliflik yapar gibi çıkışmıştım. Kendimi Matrix filmindeki telefon konuşmasındaymış gibi hissetmiştim. Sanırım biraz daha iyi ifade edebilmiştim ki odaklarını biraz daha üstüme çekebilmiştim. İkisi de motive edici bir konuşma bekliyor gibiydiler. Bana inanmaları için bir şey vermeliydim. Daha 2 aylık kiramı bile ödeyememişken uranyumu nereden bulacaktım ki.
“Ben o uranyumu bulacağım. İsterse yerin altında madende olsun isterse gökyüzünde bir uzay üssünde olsun gidip alacağım ve bu makineyi en kısa sürede bitireceğim. Çünkü bunu biz yapıyoruz. O kadar emek var hiçbirini zayi etmeyeceğim. Daha da önemlisi ideallerimiz. Hayallerim bana gelecekten bir parça gösterdi. Güçlü-zayıf dünya görüyorum. Herkesin huzur içinde yaşadığı bir dünya. Bizi zincire vuranların gücünün ellerinden sökülüp alındığı bir gelecek. Bize gereken tek şey içimizde bulunan ideallerin harlanması.” Odadaki sessizlikten saatin tik tak edişi duyuluyordu. Bu sessizlik bana bir şey anlatıyordu. Sanırım geleceği ellerimle değiştirmeden önce sözlerimle, ideallerimle, hayallerimle değiştirmiştim. Sonra kafamı kaldırıp saate baktım doğum saatimi gösteriyordu. Gelecek de benim doğum saatimde doğmuştu. 13:57.