İçeriğe geç

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 27 · 59 dk okuma

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 27

27🌸 Geçmiş 4

🌺

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim.

"Tamam, öyle olsun bakalım."

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyordu. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alışmıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antrenmanı devam edecekti.

Bu yüzden tek başıma gidecektim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık, daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacaktım tabii ki de. Çok seviyordu Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet etmiştik. Görünen o ki, sohbetim onu epey gaza getirmişti.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver, her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana, iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin, çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşça kal dostum. Jimin beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Yejin, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü," dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Jungkook'un karşısındaki Hoseok ve Jin'i kollarından tutarak,

"Siz çekilin bakayım şöyle," dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Yoongi Jungkook'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın haftasonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Yejin'e destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Yejin'in yanında olmam lâzım."

"Yejin'in mi? Neden ki?"

Ben Yejin'in üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Yejin sessizleşmişti. Jungkook hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Jimin, Hoseok ve Jin şaşkın bir şekilde Yejin'e bakıyordu.

Yejin, "Ah yeter be! Söylüyorum artık!" diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Jungkook! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Jimin ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Hoseok ve Jin'in elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Jungkook ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Yejin kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen," diye söylenmeye başladım.

Sonra Yoongi'nin kolunu tutarak gözlerimi Yejin ve Jungkook'un üzerinden çekmeden, "Sence kabul edecek mi?" diye sordum.

Yoongi bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Yejin'e kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Yoongi'yi buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Jimin'in âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Yejiiiinnn! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Yejin de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Hoseok ile Jin Jimin'i tutarken Jungkook Yejin'in eline uzandı.

Yejin'in elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Yejin. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Yejin başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Jungkook sıkıca kavramış olduğu elinden Yejin'i çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Seo Hee. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Hwanwoong'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Seo Hee ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Hwanwoong'u gördük. Ama yanında başta Seo Ho ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Seo Hee yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Seo Ho olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Seo Hee. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşçakal dostum. Seo Ho beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Seo Hee, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Hwanwoong'un karşısındaki Xion ve Keon Hee'yi kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Lee Do Hwanwoong'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın haftasonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Seo Hee'ye destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Seo Hee'nin yanında olmam lâzım."

"Seo Hee'nin mi? Neden ki?"

Ben Seo Hee'nin üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Seo Hee sessizleşmişti. Hwanwoong hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Seo Ho, Xion ve Keon Hee şaşkın bir şekilde Seo Hee'ye bakıyordu.

Seo Hee;

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Hwanwoong! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Seo Ho ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Xion ve Keon Hee'nin elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Hwanwoong ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Seo Hee kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Lee Do'nun kolunu tutarak gözlerimi Seo Hee ve Hwanwoong'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Lee Do bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Seo Hee'ye kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Lee Do'yu buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Seo Ho'nun âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Seo Heeeeee! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Seo Hee de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Xion ile Keon Hee Seo Ho'yu tutarken Hwanwoong Seo Hee'nin eline uzandı.

Seo Hee'nin elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Seo Hee. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Seo Hee başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Hwanwoong sıkıca kavramış olduğu elinden Seo Hee'yi çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Hwanwoong'u gördük. Ama yanında başta Seo Ho ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Seo Hee yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Seo Ho olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Seo Hee. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşçakal dostum. Seo Ho beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Seo Hee, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Hwanwoong'un karşısındaki Xion ve Keon Hee'yi kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Lee Do Hwanwoong'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın haftasonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Seo Hee'ye destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Seo Hee'nin yanında olmam lâzım."

"Seo Hee'nin mi? Neden ki?"

Ben Seo Hee'nin üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Seo Hee sessizleşmişti. Hwanwoong hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Seo Ho, Xion ve Keon Hee şaşkın bir şekilde Seo Hee'ye bakıyordu.

Seo Hee;

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Hwanwoong! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Seo Ho ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Xion ve Keon Hee'nin elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Hwanwoong ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Seo Hee kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Lee Do'nun kolunu tutarak gözlerimi Seo Hee ve Hwanwoong'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Lee Do bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Seo Hee'ye kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Lee Do'yu buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Seo Ho'nun âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Seo Heeeeee! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Seo Hee de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Xion ile Keon Hee Seo Ho'yu tutarken Hwanwoong Seo Hee'nin eline uzandı.

Seo Hee'nin elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Seo Hee. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Seo Hee başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Hwanwoong sıkıca kavramış olduğu elinden Seo Hee'yi çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşçakal dostum. Seo Ho beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Seo Hee, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Hwanwoong'un karşısındaki Xion ve Keon Hee'yi kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Lee Do Hwanwoong'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın haftasonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Seo Hee'ye destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Seo Hee'nin yanında olmam lâzım."

"Seo Hee'nin mi? Neden ki?"

Ben Seo Hee'nin üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Seo Hee sessizleşmişti. Hwanwoong hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Seo Ho, Xion ve Keon Hee şaşkın bir şekilde Seo Hee'ye bakıyordu.

Seo Hee;

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Hwanwoong! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Seo Ho ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Xion ve Keon Hee'nin elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Hwanwoong ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Seo Hee kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Lee Do'nun kolunu tutarak gözlerimi Seo Hee ve Hwanwoong'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Lee Do bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Seo Hee'ye kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Lee Do'yu buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Seo Ho'nun âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Seo Heeeeee! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Seo Hee de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Xion ile Keon Hee Seo Ho'yu tutarken Hwanwoong Seo Hee'nin eline uzandı.

Seo Hee'nin elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Seo Hee. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Seo Hee başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Hwanwoong sıkıca kavramış olduğu elinden Seo Hee'yi çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşça kal dostum. Jimin beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Yejin, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Jungkook'un karşısındaki Jin ve Hoseok'u kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Yoongi, Jungkook'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın haftasonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Seo Hee'ye destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Seo Hee'nin yanında olmam lâzım."

"Seo Hee'nin mi? Neden ki?"

Ben Seo Hee'nin üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Seo Hee sessizleşmişti. Hwanwoong hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Seo Ho, Xion ve Keon Hee şaşkın bir şekilde Seo Hee'ye bakıyordu.

Seo Hee;

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Hwanwoong! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Seo Ho ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Xion ve Keon Hee'nin elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Hwanwoong ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Seo Hee kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Lee Do'nun kolunu tutarak gözlerimi Seo Hee ve Hwanwoong'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Lee Do bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Seo Hee'ye kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Lee Do'yu buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Seo Ho'nun âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Seo Heeeeee! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Seo Hee de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Xion ile Keon Hee Seo Ho'yu tutarken Hwanwoong Seo Hee'nin eline uzandı.

Seo Hee'nin elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Seo Hee. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Seo Hee başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Hwanwoong sıkıca kavramış olduğu elinden Seo Hee'yi çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşça kal dostum. Jimin beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Yejin, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Jungkook'un karşısındaki Jin ve Hoseok'u kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Yoongi, Jungkook'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın hafta sonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Yejin'e destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Yejin'in yanında olmam lâzım."

"Yejin'in mi? Neden ki?"

Ben Y'in üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Seo Hee sessizleşmişti. Hwanwoong hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Seo Ho, Xion ve Keon Hee şaşkın bir şekilde Seo Hee'ye bakıyordu.

Seo Hee;

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Hwanwoong! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Seo Ho ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Xion ve Keon Hee'nin elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Hwanwoong ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Seo Hee kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Lee Do'nun kolunu tutarak gözlerimi Seo Hee ve Hwanwoong'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Lee Do bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Seo Hee'ye kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Lee Do'yu buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Seo Ho'nun âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Seo Heeeeee! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Seo Hee de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Xion ile Keon Hee Seo Ho'yu tutarken Hwanwoong Seo Hee'nin eline uzandı.

Seo Hee'nin elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Seo Hee. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Seo Hee başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Hwanwoong sıkıca kavramış olduğu elinden Seo Hee'yi çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşça kal dostum. Jimin beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Yejin, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Jungkook'un karşısındaki Jin ve Hoseok'u kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Yoongi, Jungkook'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın hafta sonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Yejin'e destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Yejin'in yanında olmam lâzım."

"Yejin'in mi? Neden ki?"

Ben Yejin'in üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Yejin sessizleşmişti. Jungkook hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Jimin, Jin ve Hoseok şaşkın bir şekilde Yejin'e bakıyordu.

S

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Hwanwoong! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Seo Ho ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Xion ve Keon Hee'nin elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Hwanwoong ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Seo Hee kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Lee Do'nun kolunu tutarak gözlerimi Seo Hee ve Hwanwoong'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Lee Do bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Seo Hee'ye kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Lee Do'yu buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Seo Ho'nun âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Seo Heeeeee! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Seo Hee de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Xion ile Keon Hee Seo Ho'yu tutarken Hwanwoong Seo Hee'nin eline uzandı.

Seo Hee'nin elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Seo Hee. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Seo Hee başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Hwanwoong sıkıca kavramış olduğu elinden Seo Hee'yi çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşça kal dostum. Jimin beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Yejin, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Jungkook'un karşısındaki Jin ve Hoseok'u kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Yoongi, Jungkook'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın hafta sonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Yejin'e destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Yejin'in yanında olmam lâzım."

"Yejin'in mi? Neden ki?"

Ben Yejin'in üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Yejin sessizleşmişti. Jungkook hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Jimin, Jin ve Hoseok şaşkın bir şekilde Yejin'e bakıyordu.

Yejin:

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Jungkook! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Jimin ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Jin ve Hoseok'un elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Jungkook ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Yejin kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Lee Do'nun kolunu tutarak gözlerimi Seo Hee ve Hwanwoong'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Lee Do bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Seo Hee'ye kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Lee Do'yu buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Seo Ho'nun âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Seo Heeeeee! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Seo Hee de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Xion ile Keon Hee Seo Ho'yu tutarken Hwanwoong Seo Hee'nin eline uzandı.

Seo Hee'nin elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Seo Hee. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Seo Hee başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Hwanwoong sıkıca kavramış olduğu elinden Seo Hee'yi çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşça kal dostum. Jimin beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Yejin, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Jungkook'un karşısındaki Jin ve Hoseok'u kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Yoongi, Jungkook'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın hafta sonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Yejin'e destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Yejin'in yanında olmam lâzım."

"Yejin'in mi? Neden ki?"

Ben Yejin'in üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Yejin sessizleşmişti. Jungkook hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Jimin, Jin ve Hoseok şaşkın bir şekilde Yejin'e bakıyordu.

Yejin:

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Jungkook! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Jimin ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Jin ve Hoseok'un elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Jungkook ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Yejin kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Yoongi'nin kolunu tutarak gözlerimi Yejin ve Jungkook'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Yoongi bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Yejin'e kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Yoongi'yi buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Seo Ho'nun âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Seo Heeeeee! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Seo Hee de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Xion ile Keon Hee Seo Ho'yu tutarken Hwanwoong Seo Hee'nin eline uzandı.

Seo Hee'nin elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Seo Hee. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Seo Hee başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Hwanwoong sıkıca kavramış olduğu elinden Seo Hee'yi çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşça kal dostum. Jimin beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Yejin, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Jungkook'un karşısındaki Jin ve Hoseok'u kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Yoongi, Jungkook'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın hafta sonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Yejin'e destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Yejin'in yanında olmam lâzım."

"Yejin'in mi? Neden ki?"

Ben Yejin'in üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Yejin sessizleşmişti. Jungkook hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Jimin, Jin ve Hoseok şaşkın bir şekilde Yejin'e bakıyordu.

Yejin:

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Jungkook! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Jimin ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Jin ve Hoseok'un elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Jungkook ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Yejin kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Yoongi'nin kolunu tutarak gözlerimi Yejin ve Jungkook'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Yoongi bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Yejin'e kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Yoongi'yi buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Jimin'in âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Yejiiiiiin! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Yejin de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Jin ile Hoseok Jimin'i tutarken Jungkook Yejin'in eline uzandı.

Yejin'in elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Seo Hee. Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Seo Hee başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Hwanwoong sıkıca kavramış olduğu elinden Seo Hee'yi çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşça kal dostum. Jimin beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Yejin, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Jungkook'un karşısındaki Jin ve Hoseok'u kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Yoongi, Jungkook'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın hafta sonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Yejin'e destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Yejin'in yanında olmam lâzım."

"Yejin'in mi? Neden ki?"

Ben Yejin'in üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Yejin sessizleşmişti. Jungkook hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Jimin, Jin ve Hoseok şaşkın bir şekilde Yejin'e bakıyordu.

Yejin:

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Jungkook! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Jimin ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Jin ve Hoseok'un elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Jungkook ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Yejin kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Yoongi'nin kolunu tutarak gözlerimi Yejin ve Jungkook'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Yoongi bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Yejin'e kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Yoongi'yi buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Jimin'in âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Yejiiiiiin! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Yejin de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Jin ile Hoseok Jimin'i tutarken Jungkook Yejin'in eline uzandı.

Yejin'in elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Yeji . Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Yejin hızla başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Jungkook sıkıca kavramış olduğu elinden Yejin'i çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

"Hadi ama Jungkook. Hâlâ yazamadın mı? Benim onlara ihtiyacım var."

"Çok az kaldı Yoo Jung. Yarın getireceğim söz."

Gülümsedim ve;

"Tamam, öyle olsun bakalım." dedim.

Sürekli ders notlarımı benden alarak geçiriyor ve bana teslim ediyor. Jungkook'a bu konuda bayağı bir alıştım.

Çantamın fermuarını çektim ve sırtıma astım. Bugün Tae yoktu. Gün boyu antremandaydı ve akşama kadar da antremanı devam edecek.

Bu yüzden tek başıma gideceğim.

Boşalan sınıftan çıktım. Koridorda ilerlerken Yejin'in sesini işittim.

"Yah! Kim Yoo Jung!"

Başımı arkaya çevirdim. Koşarak yanıma geldi ve sıçrayarak kolunu omzuma attı.

Dengemi kaybedecek gibi oldum. Az kalsın ikimiz de yeri boylayacaktık.

Bunun farkında olduğumuz için sesli sesli gülmeye başladık.

"Yerle bütünleşecektik az kalsın Yejin. Sakin ol. Bu ne heyecan?"

"Kızım, az sonra ne halt edeceğimi bir bilsen..."

"Ne yapacaksın yine?"

Kolunu omzumdan çekip koluma girdi. Birlikte yavaş yavaş okul koridorunda ilerlerken o heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı.

"Senin sayende cesaretimi topladım. Hatta şu an aşırı cesurum. Şu gördüğün bedenin %99.9'u cesaretle dolu. Sakın! Konuşup da cesaretimi kırma. Bu sefer onu gördüğüm ilk yerde açılacağım. Yeter artık,daha fazla dayanamıyorum."

Yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladım. Boşta olan diğer elimle ağzıma fermuar çektim.

Ona engel olmayacağım tabii ki de. Çok seviyor Jungkook'u. Sadece çok çekingendi ve yeteri kadar özgüvene sahip değildi. Dün Yejin ile bayağı bir sohbet ettik. Sohbetimle gaza gelmiş.

Okuldan çıktık ve bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu esnada Jungkook'u gördük. Ama yanında başta Jimin ve diğerleri vardı.

Birbirimize baktık.

Yejin yutkundu.

Gözlerini yumdu ve gözleri kapalıyken kendi kendisine heyecanla konuşmaya başladı.

"Gördüğüm ilk yerde demiştim. Evet ilk yerde. Bunu yapacağım. Şimdi yapacağım. Jimin olsa da umurumda değil. Nasıl olsa bir gün öğrenecek. Şimdiden kurtulmuş olurum. Evet. Evet, bunu yapabilirim."

Gözlerini açtı. Gözlerime baktı.

Ona gülümsemeye devam ettim.

"Kararlarına her türlü saygım var Yejin. Ne karar verirsen ver,her türlü arkanda olduğumu bil yeter."

O da bana gülümsedi. Heyecanından olduğu yerde duramıyordu.

Kolumdan çıktı. Saçlarını düzeltti. Üzerindeki üniformaya gayet düzenli olmasına rağmen sanki değilmiş gibi düzen vermeye çalıştı.

"Bak bana iyi bak. Nasıl görünüyorum? Kötü görünüyorsam sonra çıkarım karşısına."

"Çok güzelsin,çok. Hemen de kaçma yoluna gidiyorsun. Madem karar verdin ne olursa olsun sen de kararının arkasında olmalısın."

"Haklısın. Az önce cesaretim düşüş yaşadı. %79 civarlarına indi. Ama şimdi iyiyim. Yenilmedim. Düşen cesaretimi tuttum ve yeniden yukarı çektim. %99.9'luk cesaretimle gidiyorum. Hoşça kal dostum. Jimin beni öldürürse üzülme. Bil ki arkadaşın Yejin, sevdası uğruna can verecek. Ona açılmış olmanın mutluluğuyla mutlu bir şekilde dünyaya veda edecek."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"Çatlak kız. Hadi, yürü."dedim ve onu omzundan itekledim.

İlerlemeye başladı.

Sonra arkasına döndü ve bana kararsız bakışlar attı. Yeniden önüne döndü. Bir müddet ilerledi. Ardından yine bana dişlediği dudaklarıyla baktı. Onlara iyice yaklaşınca bana el salladı.

Jungkook'un karşısındaki Jin ve Hoseok'u kollarından tutarak;

"Siz çekilin bakayım şöyle." dedi ve güçlü bir şekilde yana savurdu.

Bu esnada beni gören Yoongi, Jungkook'un yanından ayrılıp bana doğru koşmaya başladı.

"Yoo Jung. Seni gördüğüm iyi oldu. Bugün müsait misin? Artık şu söz verdiğin maçı yapsak diyorum. Rehin olarak hâlâ bende duran hırkanı da vermiş olurum. Ne dersin?"

"Yarın hafta sonu. Yapacak bir şeyim yok. Müsaitim. Ancak geç oldu. Ailem izin vermez. Ama yarın buluşup yapabiliz."

"Olur. Yalnız mısın? Seni yine ben bırakayım mı?"

Dikkatim dağıldığı için izleyemiyordum ama Yejin'e destek olmam lazımdı. Bu yüzden 10 numaradan müsaade istedim.

"Bir dakika. Yejin'in yanında olmam lâzım."

"Yejin'in mi? Neden ki?"

Ben Yejin'in üzerinden gözlerimi bir an olsun çekmemiştim zaten. O da merak ederek baktığım yere baktı.

"O kadar senelik arkadaşısın. Gerçekten bilmiyor musun?"

"Neyi?"

Daha dikkatli bakmaya başladı. Ancak hâlâ anlayamamış gibi duruyordu.

Derin bir nefes verdim. Gülümseyerek başımı sağa solla salladım.

"Demek ki bir kızı yine en iyi bir kız anlıyormuş. Böyle zamanlarda bir kız arkadaşa ve onun desteğine ihtiyaç duyabiliyormuş."

"Nasıl zamanlarda?"

"İzle de gör. Nasıl zamanlardaymış?"

İkimiz de oraya döndük ve izlemeye devam ettik. Çok uzak olmadığımız için sesleri duyuluyordu.

Yejin sessizleşmişti. Jungkook hâlâ onun söyleyeceklerini merakla beklerken Jimin, Jin ve Hoseok şaşkın bir şekilde Yejin'e bakıyordu.

Yejin:

"Ah yeter be! Söylüyorum artık!"diye bağırdı ve kendisini biraz daha cesaretlendirdi.

Hemen ardından her şeyi takır takır bağırarak, gayet açık bir şekilde itiraf etti.

"Seni seviyorum Jungkook! Hem de çok seviyorum! Ama arkadaşça değil, seni şuramla seviyorum!"

Elini kalbinin üzerine koymuştu. Göz temasını hiç kesmedi.

Allah'tan Jimin ve diğerleri şaşkınlıktan dolayı sadece gözlerini irileştirmiş ve ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. Jin ve Hoseok'un elleri ağızlarına kapalıydı.

"Kalbim seni seçti işte! Seni seçtiği için kalbime kızamam. Ya da senden özür falan dileyemem. Sadece bana bunca zamandır ilk defa özel hisler yaşattığın için bilmeni istedim. Seni gerçekten çok seviyorum."

Jungkook ona gülümsedi. Gülümseyince ben de şaşırdım ve en az Yejin kadar heyecan yaparak izlemeye devam ettim.

"Lütfen, lütfen, lütfen. Kabul et hadi lütfen."diye söylenmeye başladım.

Sonra Yoongi'nin kolunu tutarak gözlerimi Yejin ve Jungkook'un üzerinden çekmeden;

"Sence kabul edecek mi?"diye sordum.

Yoongi bu hâlime güldü.

"Edecek gibi duruyor."

"Değil mi? Aksi takdirde Yejin'e kızsaydı çeker giderdi, gülümsemezdi böyle değil mi?"

Aslında heyecanımdan dolayı fark etmemiştim. O da elini kolunu tutmuş olduğum elimin üzerine koyunca fark ettim. Elimden başlayan sıcaklık ve ürperti anında tüm vücuduma yayıldı.

Bakışlarım Yoongi'yi buldu. Yakın bir mesafeden gözlerimizin içine bakmaya başladık.

Ancak bizim bu hâlimizi bozan şey kendisine gelen Jimin'in âdeta kükreyişi oldu.

Biz de korkarak birbirimizden ayrıldık. Yani ellerimizi kendimize çektik. Korkuyla o tarafa baktık.

"Neler oluyor ulan burada?! Yejiiiiiin! Yedim seni!"

Onun bağırışından sonra Yejin de korkarak birkaç adım geriledi. Ancak o esnada beklemediğimiz bir şey oldu ve Jin ile Hoseok Jimin'i tutarken Jungkook Yejin'in eline uzandı.

Yejin'in elini sıkıca tutup ona gülümsedi.

"Seninle hayatta her zaman birlikte olmak harika olacak Yeji . Hadi gel. Birbirimiz olmadan geçirdiğimiz karanlık geçmişimizle beraber ölmek istemiyorsak, beraber olarak geçireceğimiz aydınlık geleceğimize birlikte koşalım."

Yejin hızla başını salladı. İkisi de birbirine gülümsemeye devam etti. Jungkook sıkıca kavramış olduğu elinden Yejin'i çekti ve birlikte koşmaya başladılar.

Aydınlık olacağını planladıkları geleceklerine koştular.

Birlikte... El ele... Sadece birbirleri için atan kalpleriyle...

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bir yerden Sonra okumayı bırkatım 900 kez tekrar etmiş aynı yer niye öyle oldu anlamdım bug sanırım

    1Yanıt