"Yejin. Ben giriyorum. Bu arada içerideki kişiyi hatırlamazsın. Sen git istersen annem endişelenmesin."
"Tamam."
Yoongi kolumdan çıktı.
Peki ben gidecek miyim?
Tabii ki hayır.
Yoongi içeri girer girmez hemen biraz eğildim ve kapı penceresinin altına geçerek kulağımı kapıya dayadım.
"Kapının arkasında olduğunu biliyorum Yejin! Derhâl kaybol!"
İçeriden gelen bağırış sesiyle bir an irkilerek sıçradım. Maalesef Yoongi bunu yememişti. Az sonra gelir kontrol de ederdi ama ben merak ediyordum. Ne yapacaktım şimdi?
Dudaklarımı büzüp ayağa kalktım. Başım tam kapının camına gelmiş, Yoongi beni görüp sırıtarak el sallamıştı. Gözlerimi kısarak ona kötü kötü baktıktan sonra kapının önünden çekildim.
Oldukça yavaş bir şekilde ilerleyerek odadan uzaklaşmaya başladım. Tam bu esnada aklıma kolumdaki saat geldi.
Sirke satan suratım yine bir anda neşeyle doldu. Hiç düşünmeden saati açıp çağrı yaptım. Hatta o kadar heyecanlıydım ki saatin dokunmatik ekranındaki çağrı tuşunun üstüne parmağımı sürekli basıp çekiyor, basıp çekiyordum.
Bir anda Taehyung önümde bitti.
Önüme çıkmasını beklemediğim için tabii ki korkarak ileri giden adımları geri verdim.
Çevreme baktım.
Çevremde kimsenin olmadığını görünce rahat rahat konuşmaya başladım. Yüzümde hâlâ aynı neşe vardı.
"Sen iyi misin Yoo Jung?! Ne oldu? Ama... Ama sen gülüyorsun. Hadi ama... Yine mi beni boş yere çağırdın? Bak, bu kaçıncı oldu. Her seferinde başına bir şey geldiğini düşünerek vazifemi bırakıp geliyorum."
"Boş yere değil. Seninle heyecanımı paylaşıyorum. Ne o? İstemiyor musun?"
"Ah, Yoo Jung. İstememekten değil. Gerçi yalan söylemeyeyim. Biraz da ondan. Ama çat pat vazife bırakmak zorunda kalıyorum. Dikkat çekiyorum. Sadece acil durumlarda beni çağırsan olmaz mı? Boş zamanlarımda ben yanına geliyor ve hiç ayrılmıyorum zaten."
"Tamam ya, amma da yaptın. Git! İstemiyorum yardım falan. Ben başımın çaresine bakarım."
Kollarımı birbirine bağladım. Yeniden odama doğru ilerlemek istedim. Ama Taehyung kolumdan tutup buna engel oldu.
"Söyle bakalım başımın tatlı belası. Benden ne istiyorsun? Zaten görevi bıraktım da geldim. Gelmişken bir işe yarayayım bari."
Gülümsemeye devam ettim. Hemen söze girdim. Ancak, "Yoongi-" der demez anında sözümü kesti.
"Yine başlama Yoo Jung. Bana yine Yoongi ile başından geçenleri, ona karşı duygularını anlatmaya başlayacaksan hiç başlama. Bu konuda sana yardımcı olmak istemiyorum."
Hevesimi anında kursağımda bıraktı.
Yüzüm o kadar çok geriliyordu ki... Dakikada bir bir gülüyor, bir surat düşürüyordum.
"Ben sadece.... Şu an benim odamda ve ne yaptığını merak ediyorum. Sana herhangi bir şey anlatmayacağım. Ama o odaya girmem mümkün olabilir mi? Bunu soracaktım."
Odaya Yejin olarak giremiyordum. Başka biri olarak da girmeyecektim tabii ki. Tae beni anlamıştır. Odaya görünmez olarak girebileceğim bir yol var mı, asıl sormak istediğim şey buydu.
Tae başını geriye attı. Derin bir nefes alıp verdi.
"Beni deli ediyorsun Yoo Jung. Yoongi ile sana yardımcı olmuş olacağım yine. Ama senin üzülmeni de istemiyorum. Lanet olsun, tamam. Yardım edeceğim. Bir yolu var."
Sevinçle ellerimi birbirine çarptırıp alkışladım.
"Ne peki? Ne yapacağız? Nasıl olacak?"
"Şu koltuklardan birine otur. Gözlerini kapat."
Eliyle odanın karşısında birbirine bitişik olan hastane koltuklarını işaret ediyordu.
Ona güvendiğim için bir an bile tereddüt etmeden dediği şeyi yaptım.
Koltuklardan birinin üzerine oturdum. Sırtımı yasladım. Gözlerimi kapattım. Ardından sordum.
"Şimdi ne olacak peki?"
"Yejin'in bedenini uyutup ruhunu onun bedeninden çıkartacağım. Yalnız odaya gireceksen tekrar uyarıyorum. Dikkat et. Bedenin seni kendisine çekerse hemen bana seslen."
Gözlerim kapalı bir şekilde onu onayladım.
"Tamam."
Bekledim. Çok kısa bir süre sonra ruhum Yejin'in bedeninden çekildi.
Hızla ayağa kalktım. Uyur gibi gözüken Yejin'e baktım.
"Çabuk ol Yoo Jung. Yejin'in bedeni içinde herhangi bir ruh olmadığı için cesetten farksız. Hastanedeyiz. Bir gören olursa nabzı atmayıp buz kestiği için öldüğünü düşünür. Hem... Bu beden şu an sana emanet. Başına herhangi bir şey gelmemeli."
"Tamam. Çabuk olacağım. Teşekkür ederim Tae."
Ona minnet dolu bir bakış atıp koştum. Kapıyı hafifçe aralayıp içeri girdim. Ardından aynı yavaşlıkla kapıyı kapattım. Neyse ki Yoongi bunları fark etmedi.
Keşke filmlerde göründüğü gibi olsaydı da ruh duvarın ya da kapının içinden geçebilseydi. Ama öyle olmuyordu işte.
Her neyse, sonuçta sorunsuz girmiştim.
Yoongi bedenimin baş ucundaki koltukta oturuyordu ve... Ve elimi tutuyordu.
Biraz daha yaklaştım. Yoongi'nin karşısındaydım. Hafifçe bedenimin yattığı yatağın ucuna oturdum. Gözlerimi Yoongi'ye diktim.
Kalbim heyecandan gümbür gümbür atma seanslarına başladı. Ruh olduğum hâlde bu sesin duyulmasından korkuyordum resmen.
Derken Yoongi hafif sırıtarak elini yatakta cansız yatan bedenimin kalbinin üzerine koyarak konuştu.
"Kalbinin ritmi değişti Yoo Jung. Beni gerçekten duyduğunu ve hissedebildiğini biliyorum."
Oldukça şaşırdım ve elimi kalbimin üzerine götürdüm. Ama anormal bir şey olmadığını az sonra anladım. Bedenime, bedenimin kalbine bağlı olan cihaz normalde hep ötüyordu ama ötüşü bir garipleşmişti. Cihazdaki ekrana bakınca da rakam giderek yükseliyordu.
"Bu kalp böyle atıyor ama sana öldü diyorlar be Yoo Jung. Kes ümidini diyorlar. Nasıl yaparım? Bu kalp böyle atarken ben senin öldüğüne nasıl inanırım?"
"Kalbin bu kadar hızlı atmaya başladığına göre... Şuna bak. Yüzsüz yüzsüz gelmişim buraya, hâlâ en ufak bir hareketten kendime umut doğuruyorum. Sonuçta ha-... Hâlâ beni seviyor olamazsın değil mi? Tüm yaptıklarıma rağmen beni hâlâ seviyor olmazsın değil mi? Bu kalp atışın... Sevgiden değil, korkudan ya da nefretten dolayı, değil mi?"
...