Gözlerimi Jungkook'un gözlerine çıkardım. O bana dikkat kesilmişken itirafımı yaptım.
"Ben Yejin değilim Jungkook. Ben... Yoo Jung'um. İster deli olduğumu düşün, ister manyak. Ne düşünürsen düşün umurumda değil. Gerçek olan bu."
Yüzüme anlamsız anlamsız baktı. Ardından güldü. Evet, bir anda gülmeye başladı.
"Benimle dalga geçiyorsun Yejin. Gerçekten güldüm, eğlendim. Ama yeter hadi, gidelim artık. Annen de seni arıyor hadi."
Derin ve sesli bir nefes verdim. Ne bekliyordum ki? Gerçekten bana inanmasını mı?
Kendi bedenimin elini sıkıca tuttum. Bembeyaz kesilen solgun yüzüme baktım.
Gözlerim doldu.
Jungkook'un burada olduğunu umursamadan bedenimin buz gibi elini sıkıca tutmaya devam ettim.
"Geri geleceğim. Ne olursa olsun gerçekleri öğrenecek ve yeniden Yoo Jung olarak kendi bedenimde yaşamaya devam edeceğim."
Jungkook başını ellerinin arasına aldı.
"Beni çıldırtma Yejin! Yeter bu kadar saçmalık!"
Yine bir anda kolumdan tuttu ve beni hızla ayağa kaldırdı. O an... Yine başım döndü.
Aynı hissi yeniden hissettim. Sanki ruhumun yarısı Yejin'in bedeninden çıkıyor, yarısı onu ayakta tutuyor gibiydi.
Tüm her yer dönüyordu. Ben, daha doğrusu ruhum bir ileri bir geri gidiyordu. Her yer şiddetle dönmeye devam ediyordu.
Dayanamadım ve gözlerimi kapattım.
O an yeniden çıktığımı hissettim. Yejin'in bedeni yere yığılırken ben ayaktaydım.
Ellerime baktım. Kendi ellerim... Ruhum Yejin'in bedeninden çıktı.
O zaman...
O zaman şu an kendi bedenime girebilir miyim?!
Büyük bir heyecanla hiçbir şeyi umursamadan kendi bedenimin yanına gittim. Önceden Yejin'in bedeninden çıkmış ve elini tutunca onun bedenine çekilmiştim.
Bundan dolayı yatakta uzanan bedenimin eline uzandım. Tam uzanacaktım ki Taehyung'un bağırışıyla korkarak ona döndüm.
"Yapma Yoo Jung!"
Hızla yanıma koştu. Bileklerimden tutup beni kendisine çekti. Bedenimden beni uzaklaştırdı.
Şaşkınca yüzüne baktım.
"Ne-neden ama? Şu an bedenime girebilirim Tae."
Tae gözlerini yumdu. Hâlâ bileklerimi tutuyordu.
Bu arada Jungkook'un bağırışları da yükselince ona bakmaktan kendimi alıkoyamadım.
Yejin'in başını dizlerinin üzerine koymuş, yanağına hafif hafif vurarak onu kendisine getirmeye çalışıyordu.
"Yejin! Güzelim, uyan. Ne oluyor sana böyle? Yejin!"
Tekrar Tae'ye döndüm. Beni engellemesini hâlâ anlayabilmiş değildim çünkü.
"Tae?" diye seslendim ve bana bir cevap vermesini bekledim.
Yumduğu gözlerini açtı. Derin bir nefes alıp verdi.
"Zamanı değil Yoo Jung. Zamanı değil... Üstelik ben sana ne dedim? Bedenine girdiğinde yaşayamayabilirsin demedim mi?! Gerçekleri öğrenmen lâzım. Bu şekilde olmaz. Bir daha sakın bedenine girmeye kalkma. Bedenin her ne kadar seni kendisine çekerse çeksin sen ondan uzaklaş. Aksi takdirde anında ölebilirsin. Anladın mı beni?"
Bozulan moralim ve yüzümle Tae'yi onayladım. Dolduğu için bulanık gören gözlerimi yere indirdim.
"Jungkook bilsin istiyorsun. Onu kendine inandır o zaman. Buna engel olmayacağım. Yalnız kalmazsın. Seni anlayan biri olur yanında."
"Ama inanmıyor ki."
"Git dene. Şu an belki ona dokunabilirsin. Hatta çevredeki eşyalara da. Bir şeyler yap. Yejin'in bedenine geri döndüğünde de yaptıklarından bahset. Yejin baygınken bilemez genelde ama sen bilince sana inanacaktır."
Doğru söylüyordu.
Hemen çevreme bakındım. Gözüm Jungkook'un hemen yanındaki konsolun üzerinde duran cam bardağa gitti.
Ellerimi Tae'nin elleri arasından çıkarıp oraya doğru ilerledim.
Jungkook kucağına Yejin'i almak üzere harekete geçmişken hızlı davranarak cam bardağı elime aldım.
Gerçekten oldu! Bardağı tutabildim! Normalde dokunamazdım.
Şaşkınlığıma yenik düşüp yavaşlamamak için heyecanla cam bardağı sert bir şekilde karşı duvara fırlattım.
Jungkook irkilerek karşı duvara fırlatılıp paramparça olan bardağa baktı.
"Neler oluyor burada?" diye kısık sesle konuştu.
Tam bu esnada daha inandırıcı olabilmek adına onun omzuna dokunmak istedim.
Olayın garipliğiyle Jungkook da kucağına almayı planladığı Yejin'i yeniden yere bıraktı.
Kırılan bardağın olduğu yere ağır ağır gitmeye başladı.
Tae kenara çekildi. Jungkook onun önünden geçerek ilerlemeye devam etti.
Ben de hızlı adımlarla ilerleyerek Jungkook'a yetiştim. Arkasından elimi omzuna koydum.
Hissetti.
Hızla arkasına döndü.
O bir anda dönünce ben de dengemi kaybettim ve onun üzerine düşecek gibi oldum.
Bu esnada çok garip bir şey daha oldu.
Düşmemek için Jungkook'un elini sıkıca tutmuştum.
Jungkook... O da benimkini tuttu.
Oysa ben dokunsam bile o bana dokunamazdı ki!
Korku ve yine biraz heyecanla karışık duygular içerisindeyken gözlerimi yavaş yavaş Jungkook'un gözlerine çıkardım. Biraz geri çekildim. Kısa bir mesafeden yüzüne baktım.
Gözlerim gözleriyle buluştuğunda kendisini tam gözlerimin içine bakarken görmeyi beklemiyordum.
İrileşen şaşkın gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu. Ben de aynı şekilde ona.
Beni... Görebiliyor muydu?
Ağzım aralanmıştı. Aralanan ağzımı kapattım ve yutkundum.
Jungkook ise benim tam aksime aralık olan ağzını kapatmayarak ses verdi.
"Yoo... Yoo Jung," dedi.
Daha çok şaşırarak onun yüzüne bakmaya devam ettim.
"Beni görebiliyor musun?!" diye sordum.
Jungkook bir yatakta yatan benim bedenime, bir de hemen dibindeki bana baktı. Sonra yerde uzanan Yejin'in bedenine bakıp yine bana döndü.
"Sen... Sen... Ama nasıl?" diye sordu.
Bana hitaben konuşuyordu.
Beni görüyordu! Beni duyuyordu!
Tae de oldukça şaşırdı.
"Seni görebiliyor mu o şu an?!" diye sordu bana.
Başımı Tae'ye çevirip, "Sanırım öyle," diye cevap verdim.
Elimi Jungkook'un elinden çektim. Ondan uzaklaştım.
Jungkook ellerini havaya kaldırıp onlara çatmış olduğu kaşlarıyla baktı. Sonra çevresine bakındı. Kendi etrafında dönüp odanın dört bir yanında gözlerini gezdirdi.
"Neredesin? Az önce buradaydın, seni gördüm! Aaahhh! Lanet olsun! Deliriyor muyum?!"
Şimdi de göremiyor muydu yani? Gerçekten neler oluyor?
Yanımda ayakta duran ve tıpkı benim gibi Jungkook'u izleyen Tae'ye başımı çevirdim. Genelde sorularımın cevaplarını bir tek o biliyordu çünkü.
Ona baktığımı fark edince gözlerini Jungkook'tan çekerek bana baktı. Ama o da bir şey bilmiyor gibiydi. Dudaklarını büzdü. Omuzlarını yukarı kaldırıp aşağı indirdi. Bilmediğini sessizce dile getirdi.
Bu nasıl oldu?
Düşün Yoo Jung, düşün...
El...
Evet, el!
Jungkook'un elini tuttum, beni gördü. Elimi elinden çektim beni göremez hâle geldi.
Tahminimin doğruluğundan emin olmak için yine birkaç kısa adım atıp onun önüne geçtim.
Çok fazla hareket ediyordu. Bir anında hızla elini yakalayarak tuttum.
Hareket etmeyi kesti.
Tuttuğum eliyle elimi sıktı. Ardından yavaş yavaş bedenini bana çevirdi.
Ayaklarımdan başlayarak her yerimde kırmızılaşan gözlerini gezdirdi. En son gözlerinin durağı yine gözlerim oldu.
Evet, beni bu şekilde görüyordu.
İnanamıyorum.
"Jungkook sen... Beni görebiliyorsun değil mi? Benim... Yoo Jung. Kim Yoo Jung."
"Gö-görebiliyorum. Hatta duyabiliyorum da ama nasıl? Na-nasıl? Sen... Orada yatıyorsun. Be-beyin ölümü dediler. Yaşamıyor dediler. Orada yatıyorsun. İşte bak! Oradasın bak. Tam orada yatıyorsun ama na-nasıl burada da olabiliyorsun? Ben... Sanırım gerçekten deliriyorum."
Jungkook'un beni görebiliyor olması o kadar mutlu etti ki mutluluktan hem gülmeye hem de ağlamaya başladım.
Elini daha çok sıktım. İlk önce bunu açıkladım.
"Sanırım elini tutunca beni görebiliyor ve duyabiliyorsun ama elimi elinden çekince beni göremiyorsun. Duyamıyorsun da."
"N-n-ne?"
O kadar anlamsız, o kadar şaşkın, o kadar boş bakıyordu ki...
Yine de yüzüne hem gülüp hem de ağlamaya devam ederek baktım ve konuştum.
"Sana her şeyi anlatacağım. Her şeyi. Ama önce Yejin'in bedenine dönmem gerekiyor. Bu şekilde konuşamayız."
"Ye-Yejin'in bedeni mi? Ne-neden? Yejin! Doğru ya Yejin!"
Bağırdı ve aklına Yejin gelince elini elimden çekerek onun yanına koştu.
Ben de aynı şekilde oraya ilerledim.
Yejin'in bedenine doğru eğilip onun eline uzandım.
Anında çekiliyormuş gibi hissettim ve çok uzun sürmeden gözlerimi araladım.
Yerde uzanıyordum. Jungkook başımdaydı. Yine Yejin'in bedenindeydim.
Jungkook telaşla sorular sormaya devam etti.
"Yejin iyi misin?! İyi misin güzelim?!"
Hızla doğruldum.
Yine Jungkook'un eline uzandım.
Ellerini ellerimle sıkarak gözlerine odaklandım.
"Az önce benimle konuştun Jungkook. Beni gördün. Ben... Kim Yoo Jung. Bardağı da ben kırdım. Artık bana inan, lütfen. Be-beni dinleyecek misin?"
Ellerini ellerimden sertçe çekti.
Yere oturdu.
Geri geri sürünerek duvara yaslandı. Dizlerini kendisine doğru çekti. Başını yine ellerinin arasına aldı.
Onun bu hâlini çok iyi anlayabiliyordum. Sonuçta ben de gözümü başka bir bedende açtığımda aynı şaşkınlıkları yaşamış, bir türlü alışamamıştım.
Bu yüzden üstüne gitmek istemedim. Sessiz kalarak onu bekledim.
Bir müddet o şekilde kaldı. Sallanarak düşünemeye devam etti.
Sonra konuştu.
"Ta-tamam. Dinleyeceğim. Seni dinleyeceğim."
Ona gülümsedim. Gülümseyerek baktım.
Bundan sonra işim daha kolay olacaktı. Çünkü yanımda Jungkook gibi biri olacaktı. Buna inanıyordum.
...