İçeriğe geç

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 17 · 6 dk okuma

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 17

17🌸Öldüm

Yüzümdeki tebessüme engel olamayarak onu dinlemeye devam ettim.

"Çok yakın dosttuk. Aileden öteydik. Hatta anne ve baban ölünce-"

"Bir dakika! Ne dedin?! A-a-annen ve ba-ban ölünce mi?! Bu... Bu ne demek oluyor?!"

Sözünü kesip bir anda şaşkınlığımı dile getirince Taehyung da şaşırdı.

Yüzündeki tebessümünü soldurdu. Hemen açıklamasını yaptı.

"Hatırlamadığın kısımda bunun da olduğunu bilmiyordum. Çok özür dilerim. Şey... Annen ve baban 2 sene önce trafik kazası geçirdi ve hayatlarını kaybetti Yoo Jung. Yejin ile hayatın pek çok yönden benzer aslında. Yejin nasıl annesinin yokluğunda Yoongi'nin ailesinde kalmış ve evlat gibi sevilmişse sen de ailenin yokluğunda bizimleydin. Tabii bizim de artımız annelerimizin liseden beri dost olup karşı karşıya oturmaları, her daim birlikte olup bizi de birlikte yetiştirmeleriydi. Bu yüzden seninle ciddi anlamda aileden öteydik."

İşte şu an yıkıldığımı hissedebiliyordum. Anne ve babamın hayatta olduğunu hatırlıyordum ben. Nasıl? Nasıl ölümlerini hatırlamazdım?

Sertçe, güçlükle yutkundum. Gözyaşlarımı zaptetmekte direnirken ona sordum.

"Neden... Onların ölümlerini hatırlamıyorum? Neden... Seninle beraber olduğum anıları ya da lise anılarımı hatırlamıyorum?"

"Bunları senin bulman gerekiyor Yoo Jung. Özür dilerim. Ama şunu bil ki... Bunları hatırlamıyor olmanın sebepleri var. Aynı zamanda sana anlatamayacağım ve senin aklında soru işareti olarak kalabilecek her şeyin bir nedeni var."

Bu acı nasıl geçecekti?

"İyi misin?"

Değildim. Ama geri kalanını merak ettiğim için kendimi toparlamaya çalışarak ona cevap verdim.

"İ-iyiyim. Her neyse, devam edelim. Lütfen devam et Taehyung."

"Ah, şey... Bu arada... Bana Tae derdin. Her zaman... Aynı şekilde seslenmeye devam edersen beni çok mutlu edersin."

"Tamam, olur. O hâlde devam edelim Tae."

"Senin de başına o kaza geldi. O kazadan sonra... Ben de o kazaya sebebiyet veren kişinin peşine düştüm. Belki böylelikle acımı biraz daha rahatlatabilecektim. Onu buldum. Gerçi... En başından beri o olduğunu biliyordum. O gün... Her şey ters gitti. Ölen kişi ben oldum Yoo Jung. Ben... Öldüm."

Gözlerim irileşti. Dehşet içerisinde ona bakmaya başladım. Son cümlesine kadar anlattığı her şeyi anlamıştım ama son cümlesine bir anlam verememiştim. Merak ve endişe içerisinde, "Ne demek istiyorsun Tae?" diye sordum.

"Ne demek öldüm? Na-nasıl ya?" diye sordum.

"Ben öldüm Yoo Jung. O gün öldüm işte. Ancak bir teklif geldi ve ben bu teklifi geri çeviremedim. Bu teklifte benden Ruh Bekçisi olmam isteniyordu. Eğer Ruh Bekçisi olursam, senin hayatını kurtarabileceğimi söylediler. Düşünmeden kabul ettim. Ben zaten ölüydüm ve ölü hâlimle dahi senin için elimden ne geliyorsa yapabilmek istedim. Görevime başladım."

Merakıma yenik düşerek sözünü kestim. Araya girerek merak ettiğim soruyu ona yönelttim.

"Bu nasıl bir görev? Ruh Bekçisi ne yapar?"

"Ölen kişilerin ruhlarına eşlik eder. Cennete gidecekse cennete, cehenneme gidecekse cehenneme kadar."

"Azrail yani!"

Tae sırıttı. Parmaklarıyla 'birazcık' işareti yaptıktan sonra sırıta sırıta cevap verdi.

"Ruh Bekçisi daha az korkunç."

Tüylerim diken diken oldu. Kollarımı birbirine sürterek ovalarken, "Bence ikisi de ürpertici," dedim.

Tae ayağa kalktı.

"Ben korkulacak biri değilim, bak," dedi ve kendisini gösterdi. Çevresinde 360 derece döndü.

"Hem Azrail'den korkulmasına gerek yok ki. Canı Azrail değil, Allah alıyor. Azrail de iyilikleri çok olana iyi, kötülükleri çok olana kötü görünüyor o kadar. Neyse... Ben Ruh Bekçisiyim. Aklında böyle kalsın."

Onun bu hâllerine gülümsedim. Böyle Azrail'e can kurbandı.

Tae uzun uzun anlatmaya devam etti. Ben de onu sessizce, can kulağıyla dinlemeye.

"Ruh bekçiliği görevimi yaparken seni nasıl yaşatabileceğimle ilgili sonunda bilgi aldım. Her şey gerçekleşti. Her şey olması gerektiği gibi oldu. Ruhunun Yejin'in bedeninin içine girebilmesine müsaade edildi. Çünkü adaletsiz şeyler yaşadın. Böylelikle gerçekleri Yejin'in bedeninin içindeyken öğrenebilecek ve kendi adaletini kendin sağlayabilecektin. Ben de sana tabii ki yardımcı olmaya devam edecektim. Öyle de oldu. Bugün hâlâ yanındayım Yoo Jung."

"Okuldaki o davranışıma gelecek olursam. O gün sana notta yazdığım gibi dilim mühürlüydü. Çünkü sana ipucu vermiş ve lise anılarına odaklanman gerektiğini söylemiştim. Ancak dilim mühürlüyken sabrım sonunda taştı. Daha fazla beni hatırlamıyor oluşuna dayanamadım. Camı bilerek patlattım. Cam kenarında Yoongi'nin olduğunu biliyordum. Onu bilerek yaraladım. Çünkü bir başkası yaralansaydı sen bu hastaneye gelmezdin. Gelmeliydin. Hastanede bedenini bulacağından da emindim. Bedenini bulduğun an da bana verilen yasaklar gevşeyecek ve seninle daha rahat iletişim kurabilecektim. Her neyse... O gün yapmış olacağımı zaten yapmıştım. Ceza alacağımı biliyordum. Bu yüzden ne olursa olsun diyerekten hatırlamanı sağlatacak fotoğraflarımızı ve sınıf listemi de attım. Böyle işte..."

"Bu arada-. Unutmadan bunu da söyleyeyim. Senin bedenin bu hastanede. Dolayısıyla bedenin ruhunu hissettiği anlar oluyor. Ruhunu hissettiği an, bedenin onu istiyor. Ruhun da bedeninin bu isteğine karşı koyamıyor. Bundan dolayı sen her bu hastaneye geldiğinde bedenin ruhunu hissetti ve onu istedi. Ancak gücü yetmedi. Ve senin ruhun ancak Yejin'in bedeninden çıkabilmekle kalabildi."

"Yoo Jung. Ben mutluyum. Çünkü bizimle ilgili en azından bir şeyler biliyorsun. Öldüğüm için yapamayacağım pek çok şeyi şu an yapabiliyorum. Sana sarılabiliyorum, seni koklayabiliyorum, seni hissedebiliyorum. Daha başka ne isteyebilirim ki?"

Tebessüm eden yüzüne bakarak ben de ona tebessüm etmeye devam ettim. Ayağa kalktım. Karşısına geçtim.

Benim yaşamam için kendi canından vazgeçen ve zor bir görevi üstlenen adama sevgiyle baktım.

Aklımda daha pek çok soru vardı tabii ama Tae anlatmaya devam etmeyince anlatacağı yerleri anlatıp bitirdiğini düşünerek sustum.

Yine de... Gözüm hemen karşımda yatan bedenime takılınca bir soruyu sormadan edemedim.

"Bedenime nasıl geri döneceğim?"

"Geri döndüğünde yaşayamayabilirsin. Ben... Senin için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ama neticeyi bilemiyorum. Bunun için de üzgünüm Yoo Jung."

Eline uzandım. Tae'nin ellerini ellerimin arasına aldım.

"Ü-üzgün olma. Sen benim için elinden ne geliyorsa fazlasını yapmışsın. Sana minnet borcum var Tae. Sana can borcum var. Aklımda pek çok soru işareti var. Ama sen konuşmadığına göre bundan sonra ağzından çıkabilecek kelimeler yasaklı olmalı. Bu yüzden susuyorum. Sana hiçbir şey sormuyorum. Bu soruların cevaplarını kendim bulacağım."

Yine birbirimize gülümsemeye devam ettik. Ancak bu esnada beklemediğim bir şey daha oldu.

"Ne oluyor burada?"

Jungkook içerideymiş!

Sırtı duvara yaslıyken bu soruyu sormuştu.

Ona baktım şaşkınca.

Taehyung da arkasına döndü ve ellerimi ellerinden indirdi. O da Jungkook'a bakmaya başladı.

Jungkook sırtını yaslandığı yerden kaldırdı ve yanıma doğru geldi.

Yüzü oldukça ciddiydi.

"Ne zamandan beri buradayım ve seni dinliyorum Yejin. Ne ruh bekçisi, ne Azrail'i, kiminle konuşuyorsun böyle? Kendi kendine konuştuğunun farkında değil misin?! Sen... Gerçekten iyi değilsin! Yürü! Gidiyoruz!"

Beni kolumdan tuttu ve bir anda ilerletmeye başladı.

Ona direndim. Diğer elimle kolumdaki elini indirmesi için çabalayarak ayaklarımı da âdeta zemine yapıştırdım.

"Bırak Jungkook! Hiçbir yere gitmiyorum,bırak! Ne yaptığımın gayet farkındayım ben!"

Beni çekiştirmeyi bıraktı. Elini kolumdan çekti.

Bileğimi kendime çekip ovmaya başlamışken Jungkook gözlerini devirdi. Bir kere daha bağırdı.

"Bu ciddi bir hastalık olabilir Yejin! İtiraz istemiyorum. Hastanedeyken derhâl psikiyatriste gidiyoruz."

"Hayır!"

"Lânet olsun, ciddi ciddi karşında birisi varmış gibi konuşuyordun! Gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum her şeyi! Sana itiraz istemiyorum dedim küçük hanım. Derhâl gidiyoruz."

Beni yine kolumdan tutmak istediği zaman hızla geri çekildim ve yatağın ucuna oturdum. Bedenim hemen yanımda uzanıyordu.

Sadece bedenime bakıp kararlı bir şekilde, "Benim ait olduğum yer burası. Hiçbir yere gitmiyorum," dedim.

Jungkook'tan bir müddet ses gelmedi. Merak ederek ona başımı çevirdim.

Kaşları çatılmış bir şekilde beni izliyordu.

"Ne demek istiyorsun? Ne demek ait olduğun yer burası? Hiçbir şey anlamıyorum Yejin. Daha açık konuş."

Kuruyan dudaklarımı yaladım.

Boğazımdaki kuruluğu gidermek için yutkundum.

Hâlâ olduğu yerde bizi kolları bağlı bir şekilde izleyen Tae'ye baktım.

Ardından Jungkook'a itiraf etmek üzere ağzımı açtım. Çünkü... Zaten bizi duymuştu. Deli ya da şizofren olduğumu falan düşünüyor olabilirdi. -Ki bence kesin öyleydi.

Ağzımı araladım.

Gözlerimi Jungkook'un gözlerine çıkardım. O bana dikkat kesilmişken itirafımı yaptım.

"Ben Yejin değilim Jungkook. Ben... Yoo Jung'um. İster deli olduğumu düşün, ister manyak. Ne düşünürsen düşün umurumda değil. Gerçek olan bu."

...

💐

Daha hiçbir şey çözülmedi ancak kurgunun büyük , önemli bir kısmı burada. Ama asıl sizi şaşırtacak yerler ilerleyen bölümlerde. Çok şaşıracağınıza eminim.😂

Bölüm sonu

1 yorum

  • Benim bzyunsimdi çalıştı bu yüzden yoongi hep bu hastaneydi çünkü Yoo jungu görmeye geliyordu v Ebu yüzden yoo jung diye sayıkladı

    1Yanıt