Sedyedeki kişinin bileğinden gözlerimi yavaş yavaş bedenine çıkardım. Ardından yüzüne.
İşte o an âdeta beynimden vurulmuşa döndüm.
Çünkü o...
Çünkü o bendim!
Kim- Yoo- Jung...
Jungkook nefes nefese yanıma gelerek kolumu tuttu.
"Ne yapıyorsun Yejin? İyi misin?"
Ben hâlâ sedyede yatan kendi bedenimden, asıl bedenimden gözümü alamıyordum.
Jungkook da bunu fark ederek baktığım yere baktı. Sedyede yatan bedeni gördü. O da şaşkınlık içerisinde, "Yoo Jung!" diye bağırdı.
Tanıyordu işte. Beni tanıyordu!
Hemşireler de bize bakmayı sürdürdü.
"Yoo Jung'u tanıyor musunuz?"
Benden önce Jungkook atladı söze.
"Evet, tanıyoruz. Bizim okulumuzda öğrenciydi. Kaza haberi almıştık. Biz... Biz onu öldü zannetmiştik. Bize öyle söylenmişti."
"Aslında öldü. Beyin ölümü gerçekleşti.1 senedir, yani kazadan beri beyin fonksiyonlarında hiçbir canlılık olmadı. Sadece kalbi atıyor. Kimsenin uyanacağına ve beyin fonksiyonlarının yeniden işleyeceğine dair ümidi yok ama Doktor Kim Yo Rum üsteliyor. O inanıyor. Yoo Jung için çok çabalıyor."
Doktor Kim Yo Rum mu? O da kim?
Gözümü kendi bedenimden alamıyordum. Şu an Yejin'in bedeninde olup da kendi bedenime bir yabancıymış gibi bakmak çok kanıma dokunuyordu.
Hemşirelerden biri, "İzninizle," dedi ve bizlerden müsaade istedi. Sedyede götürülen ama götürülürken hiçbir şey yapamadığım bedenimin arkasından bakakaldım.
"Yejin, sen iyi misin? Çok garip davranıyorsun."
Yine duyuyordum ama cevap vermek istemedim. Düşüncelerimi toparlayamazken kime ne cevap verebileceğimi hiç bilemiyordum.
Birkaç adım daha geri giderek sırtımı duvara yasladım.
Gözlerimi yumup açtım. Hâlâ benden bir cevap beklermişçesine yüzümü inceleyen Jungkook'a baktım.
"Ben... Delinin tekiyim Jungkook. Delinin teki."
🌸
Yoongi hâlâ uyanmamıştı. Hâlâ onun uyanmasını bekliyorduk.
Yine Jungkook'a sarılmış şekildeydim. O da çoktan diğerleri gibi uykuya dalmıştı ama ben tabii ki de bu düşüncelerle bunu yapamadım.
Başımı biraz kaldırıp Jungkook'u kontrol ettim. İyice dalmıştı.
Uyuduğundan emin olunca yavaş yavaş kollarının arasından çıkmaya başladım.
Her hareketimde oldukça dikkatli ve oldukça yavaştım.
Sonunda çıkabildim ve yavaşça ayağa kalktım. Âdeta parmak uçlarımda yürümeye başladım. Herkesi kontrol ediyordum. Hepsi mışıl mışıl uyuyordu.
Koridoru yarılayarak bedenimin olduğu odayı bulmaya çalıştım. Kapıların üzerinde ufak bir cam vardı ve yataklar direkt kapının karşısında olduğu için kimin kaldığını görebiliyordum.
Bir sağdaki, bir soldaki odaların kapı pencerelerinden tek tek bakarak bedenimi aradım.
Ve sonunda buldum.
Yoongi'nin kaldığı yoğun bakım ünitesine çok da uzak olmayan normal bir odaydı burası.
Fazla beklemedim. Kapıyı açtım. İçeri girdim. Arkamdan kapıyı kapatıp bir müddet yaslı olduğum kapıdan bedenimi izledim.
Öylece uzanıyordu yatağın üzerinde.
Ağır adımlarla bedenime doğru yaklaştım.
Yatağın ucuna oturup bir sürü kabloya bağlı olan bedenimin her bir karışında gezdirdim gözlerimi. Yine gözlerim doldu.
Bilekliğimin olduğu elimi tuttum. Asıl olmam gereken bedenimin elini...
Nasıl bir durumun ortasında kalmıştım ben böyle?
Biraz eğilerek bir elimle bedenimin elini tutarken diğer elimi de yatakta uzanan bedenimin kalbinin üzerine götürdüm. Ağır ağır indirdim. Kalbime dokundum.
Gerçekten... Atıyordu!
Ama beynim mi ölüydü? Şu an Yejin'in bedeninin içinde ruhum mu var?
"Yoo Jung?"
Bir anda arkamdan duyduğum sesle yine aşırı derecede korkarak hızla ayağa kalktım.
Yatakta uzanan bedenimin üzerine az önce tuttuğum eli düşmüştü.
Ayaktayken sesin geldiği tarafa bakıp Taehyung'u görünce bir anda tüm korkum gidiverdi.
Heyacanlandım.
Üstelik bana gülen yüzüyle bakıyordu.
Ona ilk defa ismiyle seslendim.
"Taehyung," diyerek hızla koştum. Ona sıkıca sarıldım.
Henüz hiçbir anımızı hatırlayamasam da Yoo Jung olarak tek yakınım oymuş gibi hissediyordum. Sanki ondan başka hiç kimsem yokmuş gibi hissediyorum.
Onun da ellerini belimde hissedince bir garip oldum. Daha sıkı sarıldım kendisine.
Başını boynuma koydu. Kokumu soluduğunu hissedebiliyordum ama ona güvendiğim için korkmuyordum tabii ki de.
Bir süre sonra benden ayrıldı. Ellerini omuzlarıma koyup gülen yüzüyle konuştu.
"Sonunda kendi bedenini görebildin. Sana bazı şeyleri açıklamam yasaktı. Ta ki sen bilene kadar. Artık biraz olsun bir şeyler anlatabilirim. Yani biraz. Yine sana bildiklerimi anlatmama yasağım var. Ve eğer bu sefer de yasağı çiğnersem seni bir daha sonsuza kadar göremeyeceğim. Bunu göze alamam. Bu yüzden beni anla. Olur mu?"
Ona başımı olumlu anlamda sallayıp, "Olur," dedim.
Gözüyle çevreyi taradı. Kendi arka tarafında kalan uzun mavi koltuğu görünce, "Hadi, otur," dedi.
Elimden tuttu ve beni kendisiyle beraber koltuğa doğru ilerletti. Oturttu. Kendisi de yanıma oturdu.
Tuttuğu elimi bırakmayarak bir diğer elini de getirdi ve iki elinin arasına aldı.
Gerçekten çok mutlu görünüyordu.
"İstersen sana anlatabileceğim kısımları bir anda anlatıp bitireyim. Olur mu?"
İtiraz etmeyecektim tabii ki de. Neler olup bittiğini deli gibi merak ediyordum.
Yine başımı salladım.
Dikkatle yüzüne baktım. Kulaklarımı dört açtım.
"Bir kaza geçirdin Yoo Jung. Trafik kazası falan değil. Nasıl olduğunu yine söyleyemediğim için beni affet. Bu kazadan sonra çok ağır yaralandın. Beyin ölümün gerçekleşti. Senin... Bir nevi ölü olduğun söylendi. Hatta organ naklin dahi istendi. Ama buna müsaade etmedim. Anneme yalvardım. Seni iyi edebilmesi için ona her gün yalvardım. Annem... Kim Yo Rum. Ben... Kim Taehyung."
Gülüşünü artırdı. Biraz soluklandıktan sonra anlatmaya devam etti.
"Benim kim olduğumu deli gibi merak ettiğini biliyorum. Yejin ile Yoongi nasılsa biz de seninle aynen öyleydik Yoo Jung. Ama tek bir fark vardı. Sen... Şu an nasıl Yoongi'ye karşı bazı hisler hissetmeye başladıysan, ben de bir zamanlar sana karşı aynı hisleri hissetmeye başlamıştım. Evet, seni seviyordum. Ve itiraz edemeyeceğim. Seni hâlâ çok seviyorum."
Ağzım aralandı. Böyle bir şeyin olmasını kesinlikle beklemiyordum.
Ama bir yandan da sevinmiştim. Çünkü Yejin'in hayatına gerçekten çok özenmiştim. Yoongi gibi bir dostu, Jungkook gibi bir sevgilisi, Jimin gibi bir ikizi; Jin ve Hoseok gibi dostları olduğu için.
Benim de varmış. Üstelik hem abi, hem dost, her türlü rolü üstlenmiş hayatımda.
Yüzümdeki tebessüme engel olamayarak onu dinlemeye devam ettim.
...