Başımı Jin'in omzundan kaldırdım. Oturduğumuz hastane koltuklarının üzerinde uyuyakalmıştı. Uzun zamandır başım onun omzuna yaslıydı.
Ben hâlâ bekliyordum.
Jimin, Hoseok ve Jungkook da uyuyordu. Jimin ortalarındaydı ve diğerlerinin başları onun kollarındaydı.
Ayağa kalkarak yoğun bakım ünitesinin yanına geldim.
Cam bölmeden Yoongi'ye baktım. Onu böyle görmek gerçekten çok canımı yakıyordu ve her seferinde istem dışı gözlerimi dolduruyordu.
Ama yine de... Bu tüplere, bu kablolara bağlı olarak görmek; her yeri kan revan içerisindeyken görmekten bir nebze daha iyiydi sanırım.
Üzerimde hâlâ okul üniformam vardı. Ceketimin küçük cebine bir kat katlayarak koymak zorunda olduğum fotoğrafları elime aldım.
Taehyung... Neredesin şimdi? Ne yapıyorsun? Elimde kum olup giden o notta yazmıştın. Acı çeksemde iyi olacağım demiştin. Hiç acı çekmesen olmaz mı?
Taehyung'un bana yardım etmeye çalıştığı barizdi. Yine bana verdiği notta yaptığı hiçbir hareketin anlamsız olmadığını yazmıştı. O zaman bu cam kırma mevzusu da, Yoongi'nin yaralanması da, önüme attığı defter de hep bana bir şeyler anlatmak içindi.
Jungkook ile beraberken defterime yazmasının nedenini notta yine belirtmişti. Bana ilk gün ipucu verdiği için dilimi mühürlediler yazmıştı. Mühürleyenler arasında o arkasında gördüğüm siyah gölge de olmalıydı.
Bugün bana daha çok şey anlatmaya çalıştı ve bu yüzden o siyah gölge ona acı çektirerek yanında götürdü.
Böyle olmalıydı.
O siyah gölgenin ne olduğunu oldukça merak ediyorum. Gerçi... Taehyung şu an ne? Ben... Yani Yoo Jung... Ben neydim? Bize ne olmuştu?
Kafam o karışmıştı ki, hiçbir şeyi toparlayamıyordum.
Bir denklem vardı elimde. Ama çözümünü yapacak kapasite maalesef ki bende yoktu.
Taehyung'un gülen yüzünde parmağımı gezdirdim. Demek birbirimizi tanıyormuşuz ve yine şu an olduğum okulda öğrenciymişiz.
Acaba Taehyung ile nasıl bir ilişkimiz vardı?
Bize ne oldu?
Anma etkinliklerinden bahsediliyordu. Düşünmek istemiyorum ama biz... Ölmüş müydük?
Bana neden hastaneye mutlaka gitmem gerektiğini söyledi? Yoongi'yi bu yüzden, yani özellikle hastaneye gelebilmem için yaraladığına eminim. Ama neden Yoongi'yi yaraladı?
Kafamda yine deli sorular.
Nasıl çözeceğim ben bu denklemi?
Taehyung'un sırtında olduğum ve bir süper kahramanmışçasına, âdeta uçuyor gibi yaptığım sağ elimdeki yumruğa baktım. İkimizin de yüzü öyle bir gülüyordu ki...
Cama baktım. Camdaki sırıtan Yejin'in yansımasını görünce yine bir an garip oldum.
Yoongi geldi aklıma. Gerçi o da hiç çıkmıyordu da, neyse.
Yejin'in gözlerinin içine bakarken ağzından Yoo Jung ismi döküldü. Bu nasıl olabildi? Yoongi uyanır uyanmaz ona ilk olarak bunu sormak istiyordum.
"Yejin?"
Arkamdan gelen ses üzerine irkilerek elimdeki fotoğrafları sakladım. Yine ceketimin cebine yerleştirdim. Yanıma gelen Jungkook'a baktım.
"Ne yapıyorsun? Uyuyamadın mı?"
"Uyuyamadım, Jungkook."
"Ben... Aslında ben şey... Özür dilemek istiyorum senden. Yoongi'yi senden kıskandığım için yani. Yaptığım aptallık aklıma geldikçe kendimi pataklayasım geliyor."
Ona tebessüm ettim.
"Sorun değil Jungkook. Seni anlayabiliyorum."
Başım mı dönüyor sanki? Gözlerim... Kararıyor yine.
Bu bedenden yine çıkıyormuş gibi hissettim. Hatta hâlâ Yejin'in bedeninde olmama rağmen belden yukarım onun bedeninden çıktı. Gördüm. Çok uzun sürmeden Yejin'in bedenine geri döndüm.
Ben onun bedeninden çıkar çıkmaz Yejin'in bedeni etkisiz hâle geliyordu. Dolayısıyla o düşmeden Jungkook onu tutmuştu.
Gözlerimi Yejin'in bedeninde açtığımda Jungkook beni kolları arasına almıştı.
"Yejin, iyi misin? Sana dinlenmeni söyledim. Neden söz dinlemiyorsun? Çok bitkin düştün. Hadi, biraz uyu. Hadi Yejin."
Neler oluyor yine? Neden Yejin'in bedeninin içinden çıkıyorum? Gerçi bu sefer tam olarak çıkmadım. Belden üstünden çıkıp hızla geri döndüm. Birkaç saniye bile sürmemiştir belki de. Hatta Jungkook'un tavrına bakılırsa Yejin'i yorgunluktan bayılacak zannetmiş gibi duruyordu.
Bana sarıldı. Başım onun göğsüne yaslıydı.
"Hadi, otur. Uyumaya çalışalım güzelim. İtiraz istemiyorum. Lütfen," dedi ve beni kendisinden nazik bir şekilde uzaklaştırıp koluma girdi.
İtiraz etmedim. Onu başımla onayladım. Birlikte, kol kola bizimkilerin oturduğu koltukların olduğu tarafa yöneldik.
Kırmızı uzun koltuğun üzerine yine beraberce oturduk. Jungkook, "Gel buraya,"dedi ve bana kollarını açtı.
Yine itiraz etmedim. Oldukça yorgun hissediyordum. Birilerinin de desteğine oldukça ihtiyacım vardı.
Ona sarıldım. Koltuğa yaslandık. Onun kolları arasında, başım göğsündeyken uyumaya çalıştım. O da bir eliyle beni sıkıca sarıyor, bir eliyle de saçlarımı okşayarak beni iyice mayıştırıyordu.
Bulunduğumuz kat oldukça sessizdi. Ama bir hengame koptu.
Bir anda ortalığa gürültü hâkim oldu. Doktorlar bir sedyeyle telaş içerisinde bu katta bulunan yoğun bakım ünitelerinden birinden çıktılar.
Sedyenin üzerinde yatan hastalarını hızla götürmeye başladılar.
Ameliyathaneye götüreceklerdi sanırım.
Yanımızdaki boşluktan geçerken bir anda sedyeyle beraber durdular. Bayan doktor diğerlerini durdurdu.
"Durun!"
Hepsi durdu. Sedye de tam yanımızdaydı. Sedyenin üzerinde bir kız bedeni vardı. Bu saçlarından belli oluyordu ancak yüzü diğer tarafa yatık olduğu için göremiyordum.
Jungkook da ben de merakla hemen yanımızda olup bitenleri izlemeye başladık.
Herkesi durduran bayan doktorun gözlerine hüzün çöktü. Elini sedyedeki kızın saçlarına götürerek şefkatle okşamaya başladı. Aynı zamanda çevresindekilere bilgi verdi.
"Bir an... Sadece çok kısa bir an beyni yaşam belirtisi gösterdi. Ama şu an... Eski hâline yeniden döndü. Ameliyata gerek kalmadı. O hâlâ komada. Geri götürebiliriz."
Kadın doktor gözünden süzülen gözyaşlarını hızla ellerinin tersiyle sildi ve kendisini toparlayarak buradan uzaklaştı.
Sedyenin başındaki birkaç kişi de kızı yeniden götürmeye başladılar. Kendi aralarında konuşmalarına da biraz şahit oldum.
"Bir an heyecan yapmıştım. Bu sefer gerçekten uyanacak diye o kadar ümit etmiştim ki."
"Ben de öyle. Ama olmadı. Ne yapalım? Umarım bir gün gözlerini açar da Bayan Kim rahat eder. O, bize belli etmemeye çalışsa da çok üzülüyor baksana."
Sedye yavaş yavaş yanımızdan gitmeye başladı.
O an sedyenin üzerinde yatan kızın kolu sedyeden sarktı. Oraya bakarken bir şey fark ettim.
Bilekliği...
Kaşlarımı çatarak mavi boncuklarla yapılmış o bilekliğin arkasından baktım.
Buna her ne kadar olur vermesem de merak ettim ve Jungkook'un kolları arasından çıktım.
Ayağa kalktım.
"Nereye? Ne yapıyorsun Yejin? Bir şey mi oldu?"
Ona cevap veremedim çünkü sedye giderek uzaklaşmıştı. Onlara yetişebilmek için koşmaya başladım. Aynı zamanda bağırdım.
"Durun! Durun lütfen!"
İki bayan hemşire beni duymuş olacak ki durdular ve arkalarına dönüp bana baktılar.
Benim gözüm ise hâlâ o bileklikteydi. Çünkü o bilekliğin aynısı bende de vardı. Ve başka bir eşinin olması imkânsızdı. Annemle beraber yapmıştım ortaokuldayken. O günden beri de bileğimden hiç çıkarmamıştım.
Şimdi benzerini görünce şaşırdım. O yüzden merak edip koştum buraya kadar.
Sonunda onlara yetiştim. Adımlarımı durdurdum.
Sedyedeki kişinin bileğinden gözlerimi yavaş yavaş bedenine çıkardım. Ardından yüzüne.
İşte o an âdeta beynimden vurulmuşa döndüm.
Çünkü o...
Çünkü o bendim!
Kim- Yoo- Jung...
...
