İçeriğe geç

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 12 · 6 dk okuma

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 12

12🌸 Patlayan Cam

"Bana bak! Hiçbir şey, hiçbir kuvvet beni Yejin'den uzaklaştıramaz. Ayrıca sözlerin gerçekten sinirimi bozuyor. Saçmalamayı kes! Kalbim asla ona kayamaz. Çünkü zaten benim kalbimin bir sahibi var!"

Ka-kalbinin bir sahibi mi vardı?

Hayır, bu bir şaka olmalıydı. Lütfen öyle olsun.

Kalbim... Şimdiden çok acıyordu. Kırıldığını, parçalara ayrıldığını resmen en derin şekilde hissedebiliyordum. Bu... Olamazdı. Lütfen olmasın. Buna inanmak istemiyordum!

Jimin Yoongi'yi kolundan tuttu. Gözlerini yumup açtıktan sonra, "O kız mı?" diye sordu.

Yoongi de Jimin'e baktı. Gözleri doldu. Benim ona baktığımı fark edince gözlerindeki doluluğu göstermemek için başını çevirdi. Kolunu Jimin'den kurtardı ve cevap vermeden hızla odamdan çıktı.

Ben de ağlamamak için kendimi çok zor tutuyordum.

Ne bekliyordum ki? Yoongi ile çocukluktan beri arkadaş olan Yejin'in yerine geçip Yoongi'ye olan hislerimi onun bedenindeyken dile getirmeyi mi? Tüm düzenlerini altüst etmeyi mi?

Salağım. Hem de çok salak.

Hatta üstüne bir de... Âşık bir salak!

🌸

~1 Gün Sonra...~

"Bana hâlâ kırgın mısın Yejin?"

Önümdeki deftere çizim yapmayı bırakarak önümde bulunan sıraya ters oturmuş ve bana bakan masum Jungkook'a baktım.

Kalemi elimden bıraktım.

"Hayır, hayır kırgın değilim," diyerek ona cevap verdim.

Neden kırgın olayım ki? Her sözünde haklıydı çocuk. Yejin'in sevgilisi olarak onu kıskanmasından doğal ne vardı?

"Ama o zaman neden bu kadar mutsuzsun? Neye üzüldün? Okula gelmek yordu mu? Stres mi yapıyorsun derslerden geri kaldım diye?"

"İyiyim ben. Bir şeyim yok gerçekten."

"Dışarı çıkıp hava alalım mı?"

"İstemiyorum."

Jungkook sıkıntı içerisinde derin bir nefes verdi. Ben de gözlerimi ondan kaçırarak kalemi yeniden elime aldım. Çizim yapmaya devam ettim.

Jungkook hâlâ olduğu yerde duruyor ve beni izliyordu.

Bir anda kaşlarını çattı.

"Bir dakika, bir dakika!" dedi.

Baygın, donuk ve mutsuz bakışlarım onu buldu. Elime bakıyordu. Bir şey olduğunu düşünerek ben de elime baktım. Ancak herhangi bir şey göremeyince daha da anlamsız bakışlarla Jungkook'a bakmayı sürdürdüm.

"Ne oldu Jungkook? Sorun ne?"

Gözlerini elimden gözlerime çıkardı. Yutkundu.

"Deftere bir şeyler yazar mısın?" diye sordu.

Hiçbir anlam veremedim gerçekten. Bir anda neden bunu istiyordu? Bu aniden değişen davranışlarının sebebi neydi?

"Neden? Ne oldu ki?"

"Bir şey olduğundan değil. Ricâ ediyorum, yazar mısın?"

Dudaklarımı büzdüm. Garip ama kolay bir istekti. Yapamayacağım bir şey değildi sonuçta. Onu kırmamak için onayladım.

"Peki. Ne yazayım?" diye sordum.

"Herhangi bir şey işte. Bizim... İsimlerimizi de yazabilirsin."

Teker teker yazmaya başladım.

Yazmayı bitirince Jungkook'a döndüm.

Aralanan ağzıyla yazıma bakıyordu.

Ne olduğunu giderek merak etmeye başladım.

"Ne oldu Jungkook?"

Yine gözlerini gözlerime çıkardı. Bana şaşkın suratıyla bakmaya devam etti. Konuşmak için ağzını açtı. Ancak ilkin açtığı gibi kapattı.

Daha sonra kendisini biraz daha toparladı.

"Birincisi..." diye başladı söze.

"Sen solaksın Yejin. Sağ elinle yazamazsın. Hafıza kaybının böyle şeyleri değiştiremeyeceğini çok iyi biliyorum."

Hemen elime baktım. Kalem hâlâ sağ elimin arasındaydı.

Yutkundum.

Ben solak değildim ki. Ahhh!

"İkincisi..."

İkincisi de mi vardı? Neden kendimi köşeye sıkışmış gibi hissediyordum.

Jungkook'a daha çok odaklandım ve merakla ağzından çıkacak olan kelimeleri beklemeye başladım. Kalbim güm güm atıyordu. İyice stres olmuştum.

"İkincisi... Bu... Bu yazıyı bir yerden hatırlıyorum. Hem de çok iyi hatırlıyorum."

Bu yazıyı mı? Benim yazımı mı?! Yani... Yani Yoo Jung'un yazısını mı?!

Merak ederek, biraz da heyecan yaparak ellerimi sıramın üzerinde olan kollarının üzerine koydum.

"Ne-nereden? Nereden hatırlıyorsun Jungkook?"

Jungkook bu ani heyecanıma ve değişen davranışlarıma garip garip bakmayı sürdürdü.

Sakin olmalıydım. Ama olamadım. Gerçekten tam bir aptaldım. Belki de Jungkook sadece benzeri bir yazıyı görmüştür. Ya da benim moralimi yerine getirebilmek için yine bu yazı meselesi üzerinden espri yapacaktır.

Ama öyle olmadı. Jungkook gözlerini arkamda kalan duvara sabitledi. Düşünmeye başladı.

Ters gidecek bir şeyler olduğunu anlayınca kolumdaki saat aklıma geldi.

Onu çağırsam, gelir miydi ki?

Denemekten zarar gelmezdi.

Sağ kolumdaki dokunmatik ekranlı saati açtım. Bir tane arama tuşu vardı zaten. O yeşil renkli arama butonunun üzerine bastım.

Saatin ekranında koca koca sırasıyla bir nokta, iki nokta, üç nokta belirmeye başladı. Çağrı yapılıyor gibiydi.

Demeye kalmadan o bir anda yanımda bitti.

Ayakta duruyordu.

Bu ani gelişlerine alışamadığım için yine korkmadan edemedim. Kalbim hızını artırdı.

Ben ona bakarken Jungkook hâlâ derin derin düşündüğü için beni fark etmiyordu.

O çocuk işaret parmağını ağzına götürüp susmam gerektiğini söyleyen bir işaret yaptı.

Sanırım o da beni kimsenin deli zannetmesini istemiyordu. Sınıfın çoğu teneffüs dolayısıyla sınıfta olmasa da olanlar vardı. Jungkook zaten dibimdeydi.

Sustum tabii ki. Ama susunca da onu çağırmamın ne manası kaldı? Gerçi... Neden çağırdım ki? Ne diyeceğim ona? Jungkook bana böyle böyle dedi,ee? E'si yok.

Sadece içime bir an onu çağırma istediği doğdu o kadar.

O çocuk sırama eğildi. Sağ elimin arasındaki kalemi çekip aldı. Almış olduğu kurşun kalemle defterime yazı yazmaya başladı.

Dolayısıyla ben de deftere odaklandım.

~Sakin ol. Neden bu kadar heyecan yaptın ki? ~

Bir anda Jungkook bana döndü.

O çocuk elindeki kurşun kalemi düşürdü.

Kalem defterimin üzerinden kucağıma doğru kayarken onu tuttum. Jungkook'un garip bakışları hâlâ üzerimdeydi.

-Derken defterimi gördü.

Kaşları daha çok çatıldı.

Defteri tutup hızla kendisine çevirdi. O çocuğun yazmış olduğu yeri gösterip, "Bunu sen mi yazdın? Ne ara yazdın?" diye sordu.

Gözlerim irileşti. Şaşıran taraf bu sefer tamami ile ben oldum. O çocuk görünmüyordu dolayısıyla yazısının da görünmeyeceğini düşünmüştüm.

O çocuğa baktım.

Özür dilercesine bakıyordu bana. İyi ama konuşuyordu normalde. Ben onu duyabiliyordum. Neden şu an tek kelime etmiyordu? Neden yazma yolunu seçmişti?

"Sana soruyorum Yejin. Nereye bakıyorsun?"

Hemen Jungkook'a döndüm. O kadar sıkışmıştım ki bir o çocuğa bir de Jungkook'a dönmekten pestilim çıkmıştı.

Sakin olmalıydım. Sakin olmalı ve ona bir cevap vermeliydim.

İfademi düz tutarak Jungkook'a sakin bir şekilde cevap verdim.

"Jungkook ne saçmalıyorsun? Ben yazdım tabii ki de. Başka kim yazacak?"

Başını ellerinin arasına aldı. Derin bir nefes verdi.

"Ahhh... Son zamanlarda garip şeyler oluyor. Her şey üst üste geliyor. Kusuruma bakma güzelim. Saçmaladım iyice. Ama... Ama sağ elinle yazabilmeni anlayamıyorum. Sen hiç yazamazdın. Bir de senin yazın böyle değil. Defterinin önceki sayfalarına baksana. Şu an yazdığın yazın ise gerçekten onun yazısına çok benziyor."

"Kimin?"

Hâlâ ismini bilmediğim çocuk Jungkook'un cevap vermesine müsaade etmedi.

Açık camlardan birinin yanına gitti. Gözüm ona istem dışı kayıyordu.

Ne yapacağını merak ede dururken o açık camın kolunu tuttu ve bir anda hızla çarptı.

O kadar kuvvetliydi ki o kısımdaki koca cam tamamen tuzla buz oldu.

Tüm sınıf beklemediği bu cam kırılması ve gürültü nedeniyle çığlık atarak bir yerde toplanırken Jungkook hızla ayağa kalktı ve yanıma geldi. Beni de koluma girerek ayağa kaldırdı.

O... Neden böyle bir şey yaptı?!

Ayrıca... Şu an fark edebiliyorum. O görünmeyen çocuk istediği zaman bir nesneye dokunabiliyor. Camı çarpan oydu!

Yine de susmak zorunda kaldım.

"İyisin değil mi Yejin? Çok korktun mu? İstersen hemen hastaneye gidebiliriz."

Endişeyle söylediği bu sözler üzerine elimi kolumdaki elinin üzerine koydum. İçini rahatlatmak için ona tebessüm ederek cevap verdim.

"İyiyim, merak etme. Çok korkmadım."

Cam benim yakınımda değildi. Hatta o camın olduğu yerde sınıftan kimse yoktu. Ama önceden kalp krizi geçirdiğim için şu an korkmuş olmalıydı.

Sınıfta herkes yüksek sesle uğuldaşmaya başlamışken sınıftan içeri nefes nefese Jimin girdi.

Çevresine bakındı. Beni görünce direkt yanıma koşarak sarıldı. Kan ter içindeydi. Çok endişelenmiş görünüyordu.

Sarılışına karşılık verdim.

"Yejin! İyisin değil mi? Bir şey olmadı sana değil mi? Bakayım."

Benden ayrıldı ve her yerimde karış karış gözünü gezdirdi. Onu da rahatlatabilmek için yine tebessüm ederek yüzüne baktım. Ellerini tuttum.

"İyiyim ben Jimin, merak etme. Bizden çok uzaktaydı cam. Sadece biraz korktuk, o kadar."

"Korktun mu?! Ne kadar korktun?! Kalbinde bir gariplik var mı?! Acıyor mu?!"

"Hayır hayır, hiçbir şey yok. Lütfen sakin ol."

Ellerini ellerimin arasından çekti. Tek elini saçlarına daldırarak sesi titreye titreye bağırdı.

"Nasıl sakin olayım?! Jungkook! Yoongi! Yoongi yaralandı! Bizimkiler yanında! Çabuk... Çabuk yanına gidelim! Ambulans gelir şimdi!"

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.