İçeriğe geç

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 10

10🌸Görünmeyen Çocuk

Bir anda üzerime doğru eğildi ve alnını alnıma yasladı.

Fısıldayarak, "Seni çok seviyorum Yejin. Hem de çok," dedi. Ardından dudaklarıma eğildi.

Alnı alnıma dayalıyken dahi aramızda hiçbir mesafe yoktu zaten.

Başını biraz eğer eğmez dudakları dudaklarımla buluştu. Buna mâni olamadım.

İlk olmasına rağmen... Neden hiçbir şey hissetmiyordum?

Nedeni var mıydı? Çünkü ona âşık değildim. Ona karşı arkadaşlıktan öte hiçbir şey hissetmiyordum.

Sakin ol Yoo Jung. Bu beden Yejin'in bedeni. Jungkook seni değil, Yejin'i öpüyor. Sakin ol. Sakin...

Ama yine de olamadım. Buna daha fazla devam edemedim. Çünkü şu an kötü hisseden kişi Yejin değil, bendim! Bu yüzden rahatsızlık duyuyordum.

Tam ben ondan ayrılacakken Jungkook benden önce davranıp dudaklarını araladı. Alnını yeniden alnıma yasladı.

"Beni unutamazsın Yejin. Bizi unutamazsın."

Gözlerimin dolduğunu hissettim.

Kalbim daralıyordu.

Ağzımdan bir hıçkırık kaçırdım. Elimi hemen ağzıma götürdüm ancak gözlerimden boşalmaya başlayan göz yaşlarını durduramadım.

Jungkook'u üzmemek için yerimden kalkıp hızla eve girmek için ayaklandım. Ancak Jungkook da peşimden geldi. Beni kolumdan yakalayarak kendisine çevirdi.

Şaşkınca bana bakıyordu.

"Özür dilerim. Ben çok özür dilerim Yejin. Seni asla üzmek istemedim."

Kolumu yavaşça çekip elinin arasından çıkardım.

"Beni üzmek istemediğini biliyorum. Ama bu... Bu çok ani oldu be Jungkook. Bunu beklemiyordum. Lütfen... Şu an ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Sadece eve gitmek istiyorum."

"Yejin..."

Pişman olduğunu görebiliyordum ama gerçekten çok kötü hissediyorum. Kalbim daralıyodu. Nefes alamıyor, boğuluyormuş gibi hissediyorum.

Evin kapısını açarak içeri girdim. Koltuğa bodoslama yayılmış ve hunharca patlamış mısır yiyen Jimin'i es geçerek hızla odama yöneldim.

İyi ki beni görmedi. Çünkü yalnız kalmak istiyorum.

Yukarı çıktım ve odama girdim. Kapıyı kapatarak yatağımın üzerine oturdum.

Elim dudaklarıma gitti.

Gerçekten ne düşünmem gerektiğini bile kestiremiyorum.

Dudaklarım dahi titriyor ve ağlamaya devam ediyorum.

Sanırım... Yoongi'den oldukça hoşlanıyorum ve Jungkook beni böyle zamansız öpünce...

Of!

Jungkook ve Yejin sevgiliydi diye Jungkook'la sevgili mi olmak zorundayım?

Yejin Jungkook'u seviyor diye ben de onu sevmek zorunda mıyım? Ona karşı özel olan hiçbir şey hissetmiyordum. Bunu gayet iyi anlamıştım az önce.

Jungkook'un beni dudağımdan öpmesine rağmen veremediği hissi ben Yoongi'yi sadece uzaktan görünce bile kat ve kat fazlasıyla hissediyordum. Onu görünce elim ayağıma dolanıyordu. Onu... Sürekli görmek ve sürekli onunla vakit geçirmek istiyordum.

Kokusu burnuma buram buram dolduğu an o kokunun asla gitmemesini diliyordum.

Yüzünü gördüğüm an o yüzün aklımdan asla silinmemesini diliyordum. Her bir zerresini hafızama kazımak istercesine bakıyordum.

Kalbim onun yanındayken küt küt atmaya başlıyordu. Bırak dokunmayı sadece görünce hissediyordum bunları. Ha dokununca da dokunduğu yer âdeta alev alıyordu.

Ben... Ondan gerçekten çok hoşlanıyordum. Ama Yoo Jung'um ben. Yejin değil!

Ağlamam giderek şiddetlendi. Elim ise hep kalbimdeydi.

Bu esnada yanımda bir hareketlenme hissettim.

Başımı çevirip bakınca onu gördüm.

O... Görünmeyen çocuk.

Endişe içerisinde ayakta etrafına bakındı. Beni gördü. Bense şaşkınlığımdan dolayı yine tepki veremeyerek kalakalmıştım.

Yanıma geldi. Hatta yatağımın üzerine oturdu. Ama korkmadım. Sadece irileşmiş ve oldukça kızarmış olan gözlerimle ona baktım.

Dudaklarım hâlâ titriyordu.

Buna bir son vermeye çalışıp akan burnumu çektikten sonra cesaret edebilerek, "Ki-ki-kimsin sen?" diye sordum.

Endişeyle gözlerimin içine bakmayı sürdürdü.

İlk defa... Sesini duydum.

"Sen iyi misin?"

Ürperdim bir an. Ürpermemek elde değildi.

"Sen... konuştun."

"Önemli olan bu değil. Önemli olan sensin. Söyle bana, iyi misin? Ne oldu? Seni bu kadar üzen şey ne?"

"Bunu neden sana söyleyeyim? Kim olduğunu dahi bilmiyorum."

"Bunları sana anlatamam."

O an bendeki kayışlar yeniden koptu. Ayağa kalktım ve saçlarımı ellerimle çekerken sinirle bağırdım.

"Lanet olsun kimse hiçbir şeyi anlatmıyor zaten! Kafayı yiyeceğim! Hatta yedim bile! Yedim... Yedim! Rahat bırak beni! Kaybol!"

Sinirden elim ayağım boşaldı. Geri geri gittim. Sırtım duvarla buluşunca yüksek sesle ağlamaya devam edip kayarak kendimi yere bıraktım.

Dizlerimi karnıma çektim. Başımı dizlerime koyup ağlamaya devam ettim. O çocuk da kalkıp yavaş adımlarla yanıma geldi. Karşıma geçip dizlerini kırdı.

"Ağlama. Lütfen... Bunu yapma."

"Sana kaybol dedim! Rahat bırak beni! Eğer gitmezsen avazım çıktığı kadar bağırırım! Kaybol!"

"Ben korkulacak biri değilim. Benden korkma. Sadece seni düşünüyorum. Sadece senin iyi olmanı istiyorum. Söyle bana hadi, biri sana zarar mı verdi? "

Herhangi bir cevap vermedim. Sadece yüzüne bakmaya ve ağlamaya devam ettim. Bu esnada o yeniden gözlerime derin derin bakarak söze girdi.

"Ben seni yaşatmak için kendi canımdan geçtim. Eğer sana zarar vermek isteyen olursa, tüm cihanı yakarım Yoo Jung."

Yoo Jung mu?!

...

Bölüm sonu

1 yorum

  • NE NOLUYOR İMDAT AĞĞĞĞ BU SEFER ŞAKA DEĞİL CİDDEN BEYNİMİN YANDIĞINI HİSSETMEYE BAŞLADIM NASIL NASIL AĞAĞAĞAĞAĞ

    1Yanıt