İçeriğe geç

Tek Yumruk

Bölüm 28 · 11 dk okuma

Tek Yumruk

Bölüm 28

25.bölüm/ Bulunan Numara

Hellooooo naber!?

İyisiniz iyisiniz

Vote vermeyi unutmayıııın

İyi okumalaar 💜

____________________________________________

Mesajda;

“Hani İdil denen kızı kandıracaktın. Neden hâla onunlasın?”

Yazıyordu.

Mesaja şaşkınca bakıyordum. Ne yapacağımı ya da ne diyeceğimi bilemiyordum. Başlı başına bir hayal kırıklığı. Ama Barış yapmazdı. Değil mi? Hâla şaşkınken kafamı telefondan kaldırdım ve karşımda ne tepki vereceğimi bekleyen Barış'a döndüm.

Sessizliği bölerek “Bu gerçek mi?” diye sordum. Bir adım attı ben de bir adım geriye gittim. Bunu yapmamı beklemiyor olacak ki şaşkınca bana baktı. Gözleri dolmuştu. “İdil..”

Diğerleri bizi izlerken ben hâla Barış'a bakıyordum. Telefonu havaya kaldırdım. “Sadece soruyorum. Gerçek mi?” Yinelediğim sorum ile artık konuşmaya başladı. “Yemin ederim böyle birşeyden haberim yok. Yemin ederim”

Yine yemin etmişti. Ve Barış yemin ediyorsa gerçektir.

Ben ne diyeceğimi bilemeyip ona bakmaya devam ederken o sanki içinde tutuyormuş gibi bir adım daha atıp bana sarıldı. Ben de elimi beline atıp dört defa sıvazladım.

Şu an rahat sarılıyorduk çünkü etrafda kimse yoktu. Herkes dağılmıştı.

Biz hâla o şekilde sarılırken bir kişi daha sardı bizi. Kafamı sağ tarafa çevirip sarılan kişiye baktım. Burak'tı. Sonra bir kişi daha sarıldı. Mert. Ve en son bir kişi daha. Ve Sinan

Biz bir süre öyle kalınca boğuk çıkan bir ses duyuldu. Bu kişi tabiki Burak'tı “LAN NEFES ALAMIYOM!” hepimiz ona gülerken ayrıldık. Burak kurtulur kurtulmaz elini kalbine götürdü ve vurdu. Burak nefes almakla Mert de ona bakıp gülmekle meşgulken Sinan elini Barış'ın omuzuna atarak konuştu. “Artık gitsek iyi olacak. Bu şakayı yapanı ben hallederim”

Barış kafasını sallayarak onayladı. Ben ise Sinan'a “Bu tür işlerden anlıyor musun?” diye sordum. İkisi gülerek bana baktığında onun yerine Barış cevap verdi. “Bakma sadece uyuduğuna. Bu tür konularda iyidir” diye sorumu yanıtladığında Sinan silleyi Barış'ın ensesine çarpmıştı. “Sana ne lan benim ne kadar uyuduğumdan?”

Barış ona gülerken ben de onlara güldüm. Kafamı Burak ile Mert'e çevirdiğimde de yanımızda olmadıklarını gördüm. En son Mert, Burak'a gülüyordu. Etrafa bakındım. Ama yok, hiçbir yerde yoktular. Tekrar Barış ve Sinan'a baktığımda aval aval bana bakıyorlardı.

Birbirimize olan bön bön bakışımızı keserek “Burak ve Mert yok” dedim. Söylediğimde yeni fark ediyolarmış gibi etraflarına şaşkınca bakındılar. Sinan çıkış kapısının oraya baktı. Barış da arka bahçeye ve buradan az biraz görünen okul'un içine bakarken ben de arka bahçeye bakıyordum. Belki oradan çıkarlardı.

“Nerdeler lan bunlar?” Barış, Sinan'a bakarak sorduğunda Sinan müthiş bir cevap verdi. “Ne bileyim oğlum müneccimiyim ben?” tam bu esna da bir çığlık sesi geldi. Bu çığlığın sahibini çok iyi tanıyorum.

Evet. Bu Burak'ın çığlığı.

Üçümüz de sesin geldiği yere, arka bahçeye doğru baktığımızda çığlık ata ata bize doğru koşan Burak ve onu kovalayan Mert'i gördük.

Ben bu görüntüye gülerken, Barış ve Sinan her zaman yaşadıkları birşey olacak ki boş ifade ile bakıyorlardı.

“LAN KURTARIN LAN BENİ!” Burak hâla bağırarak bize doğru koşarken Mert sanırım ona ait olan su şişesinin kapağını açmış Burak'ın üzerine dökmüştü. Burak koşmayı bıraktığında Mert'de durmuştu. Sanırım şimdi Burak onu kovalayacaktı. Bir süre aralarında sözsüz bakışma geçti. Ve sonra tahmin ettiğim gibi oldu.

Burak aniden Mert'in üzerine doğru koşarken Mert ne yapacağını bilmeden çıkışa doğru koştu. Ben hâla onlara bakarken Sinan yavaş adımlarla önümüzden yürüyerek konuştu. “Gidelim artık”

Sanki bunu duymayı bekliyormuş gibi ben ve Barış'da yürümeye başladık. Kapının önüne geldiğimizde güvenlikçi abi Mert ve Burak'ı azarlıyordu. Daha da yaklaştığımızda onları net duymaya başladım.

“Oğlum niye bu kadar tehlikeli iş yapıyorsunuz? Anneniz kızmıyor mu size?” güvenlikçi abi ikisini azarlamasına rağmen Burak onu dinlemiyordu.

Biz yanlarına gittiğimizde güvenlikçi abi bize döndü. “Oğlum Sinan,bunlara bir ders ver oğlum. Akıllanmıyorlar bı türlü” Sinan sadece başını sallamakla yetindi. Sonra Burak ve Mert'in ensesinden tutarak dışarı çıkardı. Burak ensesinden tutulmasına sinirlenmiş olacak ki Sinan'ın eline vurarak bağırmaya başladı. “Çek lan elini sapık!”

Sinan onu umursamadan biraz daha sıktı. Artık nasıl sıktıysa Burak daha fazla bağırmaya başladı. Mert de bir yandan Sinan'ın elini ensesinden çekmeye çalışırken diğer yandan da Burak'a bakarak gülüyordu.

Zavallı Mert

“Ne haliniz varsa görün be!” Sinan en sonunda dayanamayarak elini enselerinden çekmişti. Burak ve Mert kurtuluş sevinçleri yaparken Sinan onların yanında daha fazla kalmamak için bizim yanımıza gelmişti. Barış ona bakarak gülerken Sinan ona öldürücü bakış atarak susturdu.

Ben ise hâla o mesajı kim yazdı onu düşünüyordum. Zeynep olabilir miydi? Yok. yok o akıllanmıştır. Yani umarım. Buse? Bana bulaşmak için yapabilirde, peki Barış'ın numarasını nerden buldu?

Ben hâla düşünürken birinin sesi geldi kulaklarıma. “İyi misin?” bu Barış'tı. Sıcak ses tonu insanı mest ediyordu. Kendimi evimde hissediyordum.

Peki iyi miyiz?

Bilmiyorum

Kafamı çevirdiğim de hiç birşey düşünmemiş gibi davranmaya çalışarak “İyiyim” dedim. “Neden sordun?” sorumu sorduğumda durmuştum. O da benimle beraber durmuştu. Sinan ise kısa bir an bize bakıp tekrar önüne dönerek ilerlemeye devam etti.

Öyle bir bakıyordu ki, bana inanmadığını anladım. “İyi değilsin değil mi?” sessizliği bozduğunda konuşmaya devam etti. “O mesajı kim yazdı diye düşünüyorsun değil mi?” sonra ise ondan duymayı beklemediğim cümleyi kurdu. “Belki bana bile güvenmiyorsun ve bu konuda haklısın”

Ona güvenmediğimi sanıyordu. Böyle mi düşünüyordu gerçekten? Ona gözü kapalı güveniyordum ve o, ona güvenmediğimi mi söylüyor?

Ona şaşkınca bakarken aklımdan geçenleri söyledim. “Sana güvenmediğimi mi sanıyorsun, Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?” karnıma sancı girmeye başlamıştı. Ama onu umursamadan Barış'dan yanıt beklemeye devam ettim. Umarım öyle düşünmüyordur. Umarım

Sorduğum soru ile bir süre sessiz kaldı. Sonunda sessizliği bölerek “İdil...” dedi yorgun çıkan sesiyle. “Bana güveniyorsun değil mi?” hiç düşünmeden kafamı aşağı yukarı salladım. Ona güveniyordum. Ve hayır bu aptallık değil.

Ben de tam onu söylemeye gelecektim.

Gülümsedi. Hem de en içten. Sonra bir adım atarak bana sıkıca sarıldı. Ben de ona karşılık verdiğimde belini dört defa sıvazlamayı unutmadım. Sıvazladıktan sonra gülme sesi geldi kulağıma.

O gülerken ben de ensesine bir tane yapıştırdım. “Ne gülüyon be!?” biraz bağırmıştım ama sıkıntı değil. Birbirimizden ayrıldığımızda Burak'ın sesi geldi.

Burak'a baktığımda bize doğru geliyordu. Tam yanımıza geldiğinde diğerleri de geldi. “Lan! ben ve bu iki şahıs” Sinan ve Mert'i gösterdi. Sinan'da kendilerini şahıs yerine koyduğu için Burak'ın ensesine silleyi çarptı. Burak elini ensesine atıp ovarken Sinan'a da öldürücü bakış atmayı da ihmal etmedi. Tekrar bize dönerken kaldığı yerden konuşmaya devam etti. “İşte biz bi karar aldık. Bugün beraber takılacağız. Veee sizde bizimle geliyorsunuz!” son cümlesini bağırarak söylediği için yüzümü buruşturma dan edemedim.

Bu hareketi alışkanlık haline getirmiştim. Biri bağırınca arada bir yüzüm buruşuyor. Bunu Barış biliyordu. Küçükken bana bağırarak seslendiğinde de yüzümü buruştururdum ve o hep bana gülerdi. Tabi bunun sonunda hep onu döverdim.

Ve görmüş olacak ki gülmüştü. O bana gülerken diğerleri bize anlamayarak bakıyordu. Ben de yüzümü buruşturmayı kesip güldüğümde diğerlerinin gözünde çoktan deli ilan edilmiştik.

Gülmeyi kestiğimizde bize anlamayarak bakmaya devam eden üçlüye döndüm. Burak sessizliği bozarak “Hıh. Bı bunlar eksikti” sonra Sinan ve Mert'e baktı. “Alın size arkadaşlar çıktı”

Bunu demesiyle Burak'da dahil olmak üzere bu sefer üçümüz kahkaha attık. Sinan ve Mert Burak'a öldürecekmiş gibi bakarken Burak hâla kahkaha atarken çoktan yeri boylamıştı.

Ben ona daha fazla gülerken artık gözümden yaşlar akıyordu. Bunun adı neşe gözyaşıydı.

Barış'ın kahkahaları artık gülme halini alırken ben ve Burak anırarak gülmeye devam ediyorduk. Ama karnıma giren sancıyla gülmeyi kestim ve elimi karnıma bastırarak biraz eğildim ve hemen yanında durduğum duvara yaslandım.

Bu esnada Burak gülmeyi kesti. Hepsi aniden yanıma geldiğinde onlara odaklanamıyordum. Karnım çok kötü ağrıyordu. Kesin hasta olacam. Genelde ben geç ve karnım ağrıdıktan sonra hasta oluyorum.

“İyi misin?” bu endişeli ses Barış'a aitti. Kafamı kaldırıp ona baktığımda zorlukla kafamı salladım. Zorlukla salladım çünkü çok kötü bir şekilde ağrıyordu.

“Emin misin?” Sinan'ın sorusuyla bir kere daha başımı salladım. Karnımın ağrısı az da olsa geçmişti. “Biraz daha iyiyim” diyerek yanıtladım. Aslında şu an sevinmem gerek çünkü haftasonu'na denk geliyor.

Umarım sevineceğimiz tek konu bunlar olmaz

Amin

Hâla duvara yaslıyken yere tam oturdum. Bir bacağımı öne doğru uzattım. Diğer bacağımı da kendime çektim. Onlar ne yapacağımı merak ederken yanımı işaret ederek oturmalarını söyledim.

İlk Barış gülerek yanıma oturdu. Ben de ona gülerek karşılık verdiğimde Burak ve Mert de yanımıza oturdu. Hepimiz Sinan'a bakarken yere tiksinerek bakıyordu.

Titiz olduğu belliydi. Onun bu haline gülerek kolundan tutup yanıma çektim. Diğerleri de ona gülerken o hâla tiksinerek yere bakıyordu. “Yer çok pis ama”

Mızmız çocuklar gibi konuştuğunda daha çok güldüm. Bu esnada karnımın üzerinde bir el hissettim. Elin sahibi ise Barış'tı. Ona minnetle baktım çünkü buna ihtiyacım vardı. O karnımı ovarken ben de kafamı omuzuna yasladım.

Bir süre öyle kaldık. Biri derin bir of çekti. Bu tabi ki Burak'tı. Ona baktığımda iki metre yayılmasına rağmen sıkıldığı belli oluyordu. Bir kere daha ofladı ve sonunda konuştu. “Ne kadar da sıkıcısınız. Parka gidelim işte” bir of daha “Zaten yarın tatil. Full yatacam” sonra bize döndü. “KONUŞSANIZA LAN. BURDA KENDİ KENDİME Mİ KONUŞYOM!?”

Ani çıkışıyla olduğum yerde irkildim. Barış, Sinan ve Mert de benimle beraber korktuğunda Barış, Burak'ın ensesine bir tane yapıştırdı. “Ne bağırıyon oğlum. Tamam gideriz parka” bu çocuğun hep ensesine vuruyorlar.

Burak.

Patatesli böreğim.

Canım çekti ya

İç sesime hak verdim çünkü benimde canım çekmişti. Olsa da yesek.

Burak ensesini ovarken ayağa kalktı. Hepimize söyle bir baktı. Mert'e arkasını dönüp “Temizle lan g*tümü” Mert gülerek arkasındaki tozları temizledi. Burak tekrar bize döndü yine söyle bir baktı“Beni hak etmiyorsunuz lan. Gidiyom lan ben” Mert ona el sallarken Burak bunu fark etti ve Mert'in kolundan tutup onu da yanında götürdü. Mert daha ne olduğunu anlamadan biz de kalktık.

Arkamı temizlerken Barış “İyi olduğuna emin misin?” diye sordu. Ona döndüm ve başımı salladım. Sinan da tiksinerek arkasını temizlemeyi bıraktığında Mert ve Burak'ın peşinden bizde gittik.

Biraz ilerledikten sonra parka varmıştık. Parkta gördüğüm kişiler ile gülmeden edemedim. Burak, Mert'i zorla salıncağa bindirmeye çalışıyor, Mert'de mızmız çocuklar gibi omuzunu indirip kaldırıyordu. Yanlarına vardığımızda Sinan boş bir banka oturup bizi izlemeyi tercih etti. Burak ise hâla Mert'i ikna etmeye çalışıyordu. “Oğlum valla bak yapmayacağım birşey. Valla lan” Mert kısa bir an ona baktı. “Valla mı?” diye sordu masumca.

Burak da hemen “Valla” diyerek yanıtladı. Burak'ın korkusundan çocuk salıncağa binmek istemiyordu. Am ikna olmuş olacak ki salıncağa oturdu. Burak' da kısık sesle içinden üç defa ‘tövbe’ dediğinde artık herşey için çok geçti.

Burak iki yandan zincirleri dolayarak döndürdü. Mert ne yapacağını anladığında bildiği bütün küfürleri Burak'a sıraladı. Bir yandan da bağırıyordu. Burak ise son kez döndürdüğünde zafer gülüşü yaparak bıraktı.

Biz Mert'e gülerken , tabi Burak anırırken Mert bağırıyordu. “LAN BURAK SENİ Bİ ELİME GEÇİRİRSEM” Burak hemen yanından ayrıldığında kaydırak'a koştu. Ben onlara gülerken Barış elimden tutup beni karşıdaki boş salıncaklara doğru götürdü.

Sol taraftaki salıncağa ben otururken o da sağ taraftakine oturdu. Biz öyle kendimizce sallanırken Mert, Burak'ı kovalıyor. Sinan da öyle boş boş telefonda takılıyordu.

Birkaç dakika daha durduğumuzda Sinan yanımıza geldi. “Geç oldu artık gidelim. Hem ben daha o mesaj atanı bulacağım” bi de o vardı değil mi?

Barış ve ben salıncaktan indiğimizde Sinan da Burak ve Mert'i çağırıyordu. Mert, Burak'ı kovalamayı bırakmış yanımıza doğru gelmişti. “Birşey mi oldu?” Burak'da kan ter içinde kalarak yanımıza geldiğinde Sinan, Mert'in sorusunu yanıtladı. “Geç oldu. Gidiyoruz”

Mert başını salladığında hepimiz çantalarımızı aldık ve evlerimizin yolunu tuttuk. İlk Mert'i evine bıraktık. Sonra Burak'ı. Sinan'ın evinin önüne geldiğimizde Sinan, Barış'a dönerek “Numarayı bana at” dedi. Barış'da kafasını salladı. Sinan'ı da evine bıraktığımız da benim evimin yolunu tuttuk.

Barış ile bu mesaj olayı hakkında konuşarak evimin önüne geldik. Ona sarıldığımda o da bana karşılık verdi. Alnıma öpücük kondurduğun da ondan ayrıldım. “İyi geceler”

“İyi geceler” karşılık verdiğinde el sallayarak kapıya doğru ilerledim. O da bana el sallayarak evimin önünden ayrıldı.

Eve girer girmez burnuma lezzetli kokular geldi. Annem yine döktürmüş. Hemen yukarı çıkıp üstümü değiştirdim ve bilin ne fark ettim.

Hasta olmuşum ya

***

Sinan dan..

Eve geldiğimde Barış bana numarayı atmıştı. Hemen üstümü değiştirerek bilgisayar başına geçtim. Basit bir şekilde numarayı bulacaktım.

Instagram da.

Numarayı sosyal medya platformunda aratacaktım. Eğer tahmin ettiğim gibi Instagram kullanıyorsa hesabını bulurdum. Numarayı hesapla ilişkilendircektim.

Barış'ın attığı numarayı aratarak beklemeye başladım. Bir süre bekledim. O sırada içeri Asel girdi. Kardeşim.

“Abi!” neşeli sesiyle yanıma gelen bücür'ü kucağıma aldım. “Abisinin gülü” yanağına bir öpücük kondurdum.

Şımarıkca gülerken onu gıdıklamaya başladım. O daha çok gülerken kısa bir an bilgisayara baktım. Hâla bir sonuç yoktu.

Ben Asel'i gıdıklamaya devam ederken içeri babam girdi. Gıdıklamayı bıraktım. Babam Asel'e bakarak sıcak ses tonuyla konuştu “Hadi kızım annenin yanına git. Yardım et ona”

Keşke bana da böyle sıcak konuşsan..

Asel kucağımdan inip oda dan çıktı. Çıkar çıkmaz babam kapıyı kapattı. Başlıyoruz.

“Ne yapıyorsun sen burda ha!” daha ne olduğunu anlamadan çenemi sıkıca kavradı. “Kaç kere dedim bu bilgisayarı açmayacaksın diye!” daha fazla sıkmaya başladı. Yine leş gibi alkol kokuyordu.

Ona karşılık veremezdim. Karşılık verirsem hiç iyi şeyler olmazdı.

Elini çenemden çekip yüzüme sert bir tokat attı. Başım yana düşerken oda dan çıkıp gitti.

Ağlayamıyordum. En son küçükken beni kemerle dövdüğü de ağlamıştım. Onda da bana ağlama diye bağırdığı için artık ağlamıyordum.

Onu bir kere polise şikayet etmiştim. Ama bütün bunları yalanlayarak kurtulmuştu. O günden beri eskisinden daha fazla vuruyordu.

Ama benim tek korkum Asel'di. Ya ona da zarar verirse?

Bilgisayarda karşıma çıkan profil ile bunları bir kenara koydum. Ve profili incelemeye başladım. En son attığı hikayeyi, paylaştığı fotoğrafı hepsine baktım.

Bu kişi bizim okuldaydı.

İnci BAYSEL

____________________________________________

Hihihi uzun oldu

Yıldıza basmayı unutmayın 💜

Sonraki bölümde görüşürüz baaaaaay

Bölüm sonu

7 yorum