İçeriğe geç

Tek Yumruk

Bölüm 27 · 8 dk okuma

Tek Yumruk

Bölüm 27

24.bölüm/ Güven

Heloooooo! Yine beeen!!

(Başka kimi bekliyodunuz? 🤨)

Kendi kendime tribe girmedim demem artık hihihi

Neyse vote vermeyi unutmayıııın

İyi okumalaaaaar 💜

____________________________________________

“Güven bir köprü gibidir; bir kere yıkıldığında, tekrar inşa etmek zor olabilir, Hatta imkansız olabilir.”

“Rüyama giriyorsun İdil. Bana geceler hergün iyi geliyor”

BEN ERİDİM, BEN BİTTİM.

Ben de

Yazdıkları ile bir süre öyle kaldım. Hayatımda ilk defa böyle bir söz işitiyorum. Belki de iltifat.

Sanırım fazla uzun kalmış olmalıyım ki bir mesaj daha geldi.

Barış:

İdil?

Orada mısın?

Yazılan mesajla kendime geldim. Parmaklarımı klavye üzerinde hareket ettirdim.

Siz:

Burdayım

Tek yazdığım bu olmuştu. Yani, aklıma başka birşey gelmemişti.

Bir süre ikimiz çevrimiçi kaldık. En sonunda ben dayanamayarak.

Siz:

O zaman

İyi geceler..

Kısa süre sonra yanıt gelmişti.

Barış:

İyi geceler..

Telefonu kapatıp. Yastığın altına attım. Evet. Resmen atmıştım. Uzun bir süre öyle boş boş tavana baktım. Sanki konuşabilecekmişim gibi. Artık göz kapaklarım pes etmiş olacak ki yavaş yavaş kapanmaya başladı.

💜

Cuma...

Sabah yine alarmın sesi ile uyandım. Homurdanarak elimi yastığın altına attım. Çok kısa süre göz kapaklarımı açmaya zorlayarak telefon ekranında alarma baktım. Sonra görüşüm netleşince alarmı kapattım.

Telefonu yatağımda rastgele bir yere atarak uyumaya devam ettim. Annem de bana sesleniyordu. “Kız İdil! Uyansana kız” sonra adım sesleri koridorda yankılandı. Bir hışımla odamın kapısını açarak odaya daldı. Evet, daldı. “Kız ben sana ne diyom!? Uyansana!”

Yine homurdanak anneme cevap verdim. “Gitmeyecem bugün okula. Yeter sabahın köründe kalk, okula git. Bıktım” ona karşı dediğimi duyan annem üzerimdeki yorganı alarak beni soğukta bıraktı.

Ben üzerimden alına yorganla cenin pozisyonu alırken annem bu sefer kafamın altından yastığımı aldı. Sonra yatakta bir ağırlık hissettim. Annem yanıma uzanmıştı.

Kulağıma eğilip. “Hadi kız seninki bekliyo” dediği şeyle resmen yataktan fırladım. Annemin karşısında şaşkınlıkla dikilirken annem halime gülüyordu. “Ne!”

Yataktan kalktı. “Yalan mı?” kapıya doğru ilerledi. “Seninki değil mi o çocuk?” o çocuk diye Barışı kast ediyordu.

Ben anneme öfkeyle bakarken “Tamam kız” dedi gülerek. “Onu bunu bırakta sen niye hâl hazırlanmadın? Ha! Sanki dün akşam at koşturmuş”

Bana söylene söylene odadan çıktı. Ama hâla sesi geliyordu. Kapıdan baktığımda merdivende durup bana baktığını gördüm. Ona gülümseyerek baktığımda elini terliğe attı. Ben de korku ile kapıyı kapatıp hazırlanmaya başladım.

*

Hazır olduktan sonra aşağı annemin yanına gittim. Oturmuş kahvaltı yapıyordu. Ben de oturup ona eşlik etmeye başladım.

Kısa süre içinde kahvaltıyı bitirdiğimizde ben hâla uykulu halimle arabaya bindik ve okulun yolunu tuttuk.

Annem arabada şarkı açmış şarkıya eşlik ederken ben rahat uyumaya çalışıyordum. Ama tabi ne mümkün. Annem hâla son ses müzik söylüyordu.

Sonunda okula vardığımızda arabadan inip anneme el salladım. O da bana el sallarken gözü benim arkama döndü. Nereye baktığına bakmak için arkamı döndüğümde beni bekleyen çocukların yanında bir kız gördüm.

Kıskançlık loading...

Hayır. Bu kıskanmak değil.

Çünkü kıskanacağım biri değil.

Evet.

Bu Buse'den başkası değildi.

Ama beklediğimin aksine dördü de Buseyi kendinden uzak tutmaya çalışıyordu. Özellikle Burak, Barış'dan uzak tutmaya çalışıyordu.

Bu hallerine içten içe gülerek yanlarına gittim. Beni gördükleri anda hemen yanıma geldiler. Ben Buse'ye bakarken Burak konuştu. “Yanımıza geldi. Onu kovmaya çalıştık ama..” kulağıma eğildi. “Resmen Barış'ın ağzının içine düşecekti. Ama Barış yüz vermedi tabi”

Dedikleri ile Buse'ye bakmayı kesip Barış'a baktım. Yapardı. Ona güveniyordum. Tekrar Buse'ye baktığımda bana ‘yine mi sen?” der gibi bakıyordu.

Ben de inadına ‘evet ben’ der gibi baktım. Tam birşey diyecektim ki biri kolumdan tuttu. Bu kişi Sinan dı.

Biraz yaklaşarak “Boşver onu. Onun için kendini yormaya değmez” diyerek beni yürütmeye başladı. Ben de onun dediği gibi onu umursamayarak okula doğru adımladım. Okulun kapısının önüne geldiğimizde arkamı döndüm. Buse hâla bıraktığımız yerdeydi. Ona baktığımı gördüğünde yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı.

Ona bakmayı kesip okuldan içeri geçtik. Merdivenlerden çıkıp sınıfa girdik. İlk iki ders edebiyattı. Sırama geldiğimde ilk önce Barış'ın geçmesini bekledim. O geçince ben de geçtim.

Barış benim omuzuma yaslanmış dinlenirken Mert telefonda, Burak telefonu olmasına rağmen Mert'in telefonuna bakıyordu. Sinan ise her zamanki gibi uyuyordu.

Sınıfta birkaç kişi vardı. Zaman ilerledikçe yavaş yavaş gelmeye başladılar. Ama Kumru yoktu. Gelmemişti.

Ebru ile Yaren gelmişti. Onların yanına gitmek için yavaşça yerimden kalktım. Yavaşça kalktım çünkü Barış hâla omuzumdaydı. Kafasını kaldırıp bana baktı. “Nereye?” diye sordu.

“Kızların yanına gidecem” diyerek yanından ayrıldım. Yaren ile Ebru'nun yanına gittiğimde “Günaydın kızlar” dedim. Onlarda bana “Günaydın İdil” diye karşılık verdiklerinde fazla uzatmadan “Kumru yok mu?” dedim. Ebru sırasına oturdu. “Hastaymış”

‘Anladım’ dercesine kafamı salladım. Yaren 'in beni oturtması ile hoca gelene kadar sohbet ettik. Hoca sınıfa giriş yapınca onlara “Görüşürüz” dedim. Onlarda karşılık verdiğinde yerime geçtim.

Yerimden oturduğum anda hoca derse başladı. Bu kadar çabuk?

*

Edebiyat dersi sonunda bitmişti. Hoca “fazla yazdırmam. Kitaptan işleriz bugün” demesine rağmen iki ders boyunca yazı yazdırmıştı.

Madem yazdıracaksın niye yazdırmam diyoon!?

İç sesim'in haklı isyanları

Yalan yok hâla elim ağrıyordu. Burak'ı saymıyorum bile. Dersin ortasında “Hocam insaflı mısınız?” diye sorunca hoca ona bu terbiyesizliği(!) yüzünden iki eksi katmıştı.

Alt tarafı bir soru sormuştu oysa. Ama hepimiz o sorunun devamını biliyorduk. Hocayı çıldırtacaktı.

Ben hâla elimi ovarken elimin üzerine bir el kondu. Bu kişi tabi ki de Barış'dı. Elimi ellerinin arasına alarak benim yerime ovmaya başladı.

Ellerimi çok nazik bir şekilde tutuyordu. Sanki dokunduğu an kırılacakmış gibi..

Ama çok da güzel ovuyordu. O benim elimi ovarken ben de bizimkilerin durumuna baktım. Mert şaşkınlıkla Burak'a bakıyordu. Sinan ise uyuyordu. Yine.

Ben Mert'e bakarken Mert de ona baktığımı anlamış olacak ki bana baktı. ‘n'oldu?’ diye dudağımı oynatıp Burak'ı kafamla işaret ederek sordum.

O ise ‘bilmiyorum’ der gibi omuzlarını kaldırdı. Önüme dönüp Barış'ı dürttüm. O ise sanki çok önemli işmiş gibi hâla avuç içimi ovmak ile meşguldü. Bir kere daha onu dürttüğüm de bana baktı. “Birşey mi oldu?”

“Benim yok da. Sanki onun varmış gibi” diyerek Burak'ı işaret ettim. O da arkasını döndüğünde Burak'a bir süre baktı ne olduğunu çözmeye çalışarak. Ama sanırım o da anlamamış olacak ki omzunu indirip kaldırdı. Bana döndü. “Birşey düşündüğü ortada. Ama onu ilk defa böyle görüyorum” diyerek açıklama yaptı.

Evet, birşey düşünüyordu. Ama ne?

Hayır, bu çok merak ettiğimden değil. Sadece onu bu denli düşündüren şey ne?

Burak'a baktım. “Burak” dedim İyi misin?” Beni duymadı ya da duyamadı. Bayağı dalmış gibiydi.

Onu dürttüm. Sorumu yineledim. “Burak. İyi misin?” yine beni duymadı. Bu sefer biraz daha güçlü şekilde dürttüm. Ve kendine geldi.

Hızlı ve endişe ile sordu. “N'oldu? Birşey mi oldu?” biz ona bakarken Mert konuştu. “Hayırdır. Neye daldın gittin?” diye sordu imâyla. Ama Burak onun imâsını tınlamadan sadece cevapladı. “Annem akşama yemek ne yapacak onu düşünüyom”

Yalan dı. Yalan söylüyordu. Sırf bizi geçiştirmek için yalan söylüyordu. Barış ile Mert ona inanıp gülerek önlerine döndüler. Niye bu kadar rahatlardı?

Barış'a döndüm. “İnandınız mı gerçekten?” diye sordum. Bana gülerek baktı ve kafasıyla Burak'ı işaret etti. “O hep böyledir. Sen de zamanla alışırsın”

Ona ‘sen ne dersin?” der gibi baktım. Arkamı dönüp Burak'a baktım. Hâla içli içli birşeyler düşünüyordu. Ona bakmayı kesip tekrar Barış'a döndüm. “Sence yemeği mi düşünyo?”

O da gülmeyi kesip “Onun her zamanki halleri İdil. O hep bu tür şeyleri düşünür” diye tekrar açıklama yaptı.

Hayır. Kesinlikle yemeği düşünmüyordu. Birşey düşünüyordu hatta belki birisini ama kim?

Ama belki Barış haklıdır. Belki de onları daha yakından tanımadığım içindir. Ama gerçekten Burak hiç öyle durmuyor. O eğlenceli, esprili Burak'dan eser yoktu.

Bunu sonraya sakladım. Zaten zil çalmıştı. Dersimiz yine kahrolası matematik di. Zil daha yeni çalmışken İsmail Hoca içeri girdi. Birkaç kişi de sınıfa girdiklerinde hocaya bakıyorlardı. Oradan bir kız “Hocam. Zil çaldı mı ki?” diye sordu. Öğretmenler zilinden bahsediyordu.

Hoca kafasını iki yana sallayarak “Ben erken geldim” dedi. Kızlarda rahatlayarak yerlerine oturdular.

O sırada da öğretmenler zili de çalmıştı. Sınıf yavaş yavaş dolarken İsmail hoca da tahtaya ‘soru’ yazmaya başlamıştı bile. Allah'ım yine mi? Hadi bakalım. Yine yazıyoruz.

***

Çok şükür son dersteydik. Ders boş olduğu için telefonları erken getirmişlerdi. Aslında gizlice Burak getirmişti. Şimdi ise yine herkes kendi halinde takılıyordu. Ve benim dörtlü de. Sanırım onlara ‘benim dörtlü’ diye hitap edecem.

Burak yine sınıfdakilerin görevini üstlenerek dakika tutuyor. Mert telefonda, Sinan. Sinan ise uyumuyordu.

Şaşkınlık içinde gülerken önüme döndüm. Barış güldüğümü görmüş olacak ki bana “N'oldu, neye gülüyon?” diye sordu.

Ona Sinan'ı gösterdim. Sinan'a bakarak güldü. Sonra o da önüne döndü. “Birileri bugün ilki başarmış” dedi gülerek. Ben de ona eşlik ederek güldüğümde sessizliğin ortasında bir ses yükseldi. Bu tabi ki Burak'a aitti.

“Evet kardaşlar. Son dört dakka” diyerek duyuru yaptı. Ama bu sefer birşey oldu. Burak bu sefer yanlış tutturdu çünkü zil dört dakika sonra değil iki saniye içerisinde çaldı. Herkes çıkmak yerine Burak'a şaşkınca bakıyordu.

Burak'da telefondaki saate şaşkınca baktığında “Aa dört'e ne oldu?” dedi. “Arkadaşlar yanlışlık olmuş. Kusura bakabilirsiniz”

Herkes onun dediğine gülerek sınıftan çıktı. Bizde bir ilki başaran Sinan'ı bu sefer uyandırmadan çıktık.

Merdivenlerden indiğimizde okulun bahçesinde çıkışa doğru yürüyorduk. Birden bir bildirim sesi geldi. Sanırım Barış'a gelmişti çünkü telefonunu cebinden çıkarıp gelen mesaja baktı. Ne gördü bilmiyorum ama kaşları çatıldı. “Ne oldu?” Sinan ve ben aynı anda sormuştuk. Sinan hiç çekinme gereği duymadan telefonu elinden aldı. O da mesajı okuduğunda kaşlarını çattı. Sonra kısa bir an bana baktı.

Ne olmuştu ki?

Ben de hiç özel falan dinlemeden telefondaki mesaja baktım mesajda gördüklerimle içimde bir hayal kırıklığı oldu. Ama umarım bu bir şakadır. Mesajda;

“Hani İdil denen kızı kandıracaktın? Neden hâla onunlasın?”

Yazıyordu.

___________________________

Helloooo!

Nabeer?

İyisiniz iyisiniiz

Tamam duyuru biti.

Yıldıza basmayı unutmayın 💜

Sonraki bölümde görüşürüz

Bölüm sonu

12 yorum