İçeriğe geç

Tek Yumruk

Bölüm 26 · 7 dk okuma

Tek Yumruk

Bölüm 26

23.bölüm/ Küçük İdil

Helllooooooo! Nabeer??

Umarım iyisinizdir (ben iyiyim)

Neyse vote vermeyi unutmayıııın

(Bak yine kısa kestim) (tüh)

İyi okumalaar 💜

____________________________________________

Barış beni uzunca öperken bu ânı hâlâ ağlamaya devam eden Zeynep bozdu. “Yanağım çok ağrıyo”

Bı rahat yok be

Ben içimden sabır çekerken Barış, Zeynep'i umursamayıp beni öpmeye devam etti. Ben de yanağından öptüğüm de çekildi.

Niye çekiliyon lan!?

İç sese hak veriyorum.

Bana gülerek bakarken benim de dudaklarım yukarı doğru kıvrılmıştı. Yine bu ânı Zeynep bozdu. “Ya yanağım ağrıyo diyorum. Siz ne yapıyorsunuz ya”

Ona dönerek öldürücü bakış attım. O da susarak daha çok ağlamaya devam etti. Barış onun bu haline gülerken ben de artık gitmek için hazırlanmaya başladım.

Soyunma odasına gideceğim sırada Barış kolumu tutup yine bana “Beni bununla bırakma” diyerek Zeynep'i işaret etti. Ben de onu kolundan tutarak odanın önüne getirdim. Ben içeride üstümü değiştirirken, o yine beni kapıda bekledi.

Üstümü değiştirmeden önce deodorant sıktım ve üstümü değiştirdim.

Odadan çıktığımda Barış da yaslandığı duvardan ayrılarak yanıma geldi ve hiç beklemediğim anda bana sarıldı.

“N'oldu?” diye sorduğumda cevap vermedi. Ben de birşey demeden ona karşılık verdim. Hâlâ birbirimize sarılırken kulağıma;

“Seni çok seviyorum İdil” dedi.

Duyduklarım ile istemsizce tebessüm ettim. Ve belini dört defa sıvazladım. Ben birine sarılırken belini dört defa sıvazlıyorsam bu onu sevdiğimi ve ona sadık olduğumu gösterir.

Saçma. Ama küçükken aklıma böyle birşey gelmişti.

Ama bunu Barış bilmiyordu.

Sarılırken ona da arada bir yapıyordum. Bana neden bunu yaptığımı sorduğunda ise geçiştiryordum.

“Bak yine dört defa sıvazladın. Bu ne demek?”

Ona güldüğümde “Boşver” dedim. O da bunu sorgulamadan ben den ayrıldı. Ayrıldığı an içim bı soğudu.

Tam yürüyeceğim esnada beni durdurdu. Ben ne yapacağını beklerken elimi tuttu. Ben de elimi eline kenetledim.

Zeynep'in yanına gittiğimizde hâlâ ağlıyordu. Sen de ne abarttın be. Gözleri yavaş yavaş aşağı inip elimize kaydığında kaşları çatıldı.

Ben de ona kaşlarımı çatarak baktığımda hiç birşey demeden önüne döndü.

Önce çantamdan telefonumu çıkarıp cebime koydum. Annem ararsa duyamayabilirdim. Cebime kattıktan sonra çantalarımızı alarak kurstan çıktık. Yolda ilerlediğimiz de insanlar bize,pardon ağladığı için Zeynep'e tip tip bakıyordu.

E haklılar yani. Ama insan gelir bir sorar “neden ağlıyorsun” diye.

Aman yok bacım insanlık ölmüş.

İç sesim haklı.

Biraz daha ilerledikten sonra Zeynep'in evinin önüne gelmiştik. Ağlamayı az da olsa kesmişti.

Biz evine girsin diye onu bekliyorduk. Bu esnada da hâlâ ellerimiz birleşikdi. Zeynep tam içeri girecekken arkasını dönüp bize baktı. Nefretle.

Sonra önüne dönüp içeri girdi.

Onun içeri girmesi ile içimi bir huzursuzluk kapladı. Ya annesi onun yanağını görürse? O zaman ne diyecektim?

Ben bunları düşünürken önümde salladığı el ile beni kendime Barış getirdi. Ona bakarken bana “İyi misin?” diye sordu.

Ona iyiyim diye yalan söylemeyecektim. “Bilmiyorum. İçimi bir huzursuzluk kapladı. Annesi yanağını görürse ne olacak? Sonuçta yanağını o hale ben getirdim. Ağlaması da benim yüzümden oldu.”

Bana hayranlıkla bakan Barış, ellerini yüzüme kattı. Sonra çok hafif eğilerek; “Birtanem. Annesini az biraz tanıyorsam disiplinli biridir. Merak etme bunu hak ettiğini bile düşünecektir”

Ona karşılık olarak kafamı sallamakla yetindim. Tebessüm ederek yanağımdan öptü sonra sarıldı. Ben de ona gülerek karşılık verdim.

Bir süre öyle kaldık. Şu an Zeynep'in bizi pencereden izlediğine ile emindim. Buna rağmen daha sıkı sarıldım Barış'a.

Hayır. Bu gösteriş değil di.

Barış'ı sevdiğim için sıkı sarıldım.

O da bana karşılık verdikten sonra benden ayrıldı. Elimi tekrar tuttuğunda “Parka gidelim mi?” diye sordu. Şımarıkca güldüğümde kabul ettim.

Ay sonunda şımarabildik be.

Evet. Sonunda.

Parka doğru yürümeye başladık. Geldiğimizde park da sadece bir anne ve kızı vardı. Tahmini 4 yaşında falan. Hemen bir salıncak kaptım. Barış da bana gülüp tam yanımdaki boş salıncağa doğru giderken küçük kız salıncağı kaptı.

Ben Barış'a gülerken küçük kız da ona gülüyordu. Kızın annesi de bizi izliyordu. Küçük kız salıncağı sahiplenerek tutarken. Barış gülerek kızın yanına gitti.

“Seni sallamamı ister misin?” diye sordu sevimlice. Ben pür dikkat onları izlerken küçük kız salıncağı daha sıkı tutup, kaşları çatarak kafasını salladı.

“Kızım. Abin sallasın seni” annesi kızına seslendiğinde küçük kız arkasına,banka oturmuş annesine döndü. “İstemiyorum anne. Sen salla beni”

Annesi hamileydi. Zar zor yerinden kalkıp kızının yanına geldi. “Hadi ama İdil. Abin sallasın seni” kızın adını duyduğumda şaşırmadan edemedim. Barış'a baktığımda bana göz kırparak önüne döndü.

Barış yere eğilip, tahmin ettiğim gibi beni işaret ederek “Bak bu ablanın adı da İdil. İkinizin adı aynı” dedi.beni işaret etmesi ile küçük İdil'in bana dönmesi bir oldu.

Salıncaktan kalkarak yanına eğildim. Bana heyecanla bakan kıza elimi uzattım. “Merhaba benim de adım İdil. Tanıştığımıza memnun oldum” dedim sıcak ses tonu ile.

O da sevinerek elini elime attı. “Merhaba İdil abla” elimi çekip ona baktım. Sonra Barış'ı işaret ettim. “Bu abinin adı Barış” sonra elimi indirdim. “Seni Barış abin sallasın mı? Annen dinlensin biraz” diyerek kızı ikna etmeye çalıştım.

Küçük İdil annesine bakarak. “Tamam” dedi. “Ama hızlı sallasın” ben gülerek kafamı salladığımda Barış “ Merak etme. Seni çok hızlı sallayacağım” dedi.

Küçük kız keyifle yerinde zıplarken annesi de geri bank'a döndü. Ben de salıncağa oturarak onları izledim.

Barış kızı kucağına alarak salıncağa oturttu. Sonra ilk yavaş yavaş sonra hızlıca sallamaya başladı.

Kız sevinç çığlıkları atarken telefonum çaldı. Cebimden çıkardığım da arayan kişinin Burak olduğunu gördüm. Telefonu açtığımda beni tiz bir çığlık karşıladı.

“AAAAAĞĞĞ İDİL NERDESİNİZ?” telefonu kulağımdan çekerek bir süre bekledim. Sonra tekrar kulağıma götürdüm. “Efendim Burak?”

Önce sıkıntılı bir nefes verme sesi geldi. Sonra konuştu. “Naptınız. Bir güzel benzettin mi Zeynoyu?”

Kısa bir an Barış'a baktım. Bana ‘kim o’ dercesine telefonu işaret etti. Telefonu kulağımdan çekip Burak olduğunu söyledim. Sonra konuştum. “Pek birşey yapmadım” yalan yoktu. Pek birşey yaptığım söylenemez di.

Anında sorular peş peşe gelmeye başladı. “Ne demek birşey yapmadım? Neden yapmadın? Barış sana engel olduysa ben onun ta am-” onu bölen ben olmuştum. “Öhm öhm. Birşey yapmadım demedim. Pek birşey yapmadım dedim”

Bir kaşık, çatal sesi geldi. Yemek yediği ortadaydı. Annesine “Ellerine sağlık sultan. Yemeğe tükürdüm diğerleri yemesin” sonra kendi dediğine kahkaha attı. Kısa süren sessizliğin ardından tekrar konuştu.

“Kusura bakma bacım tıkınıyordum da” ona gülerek “Birşey değil” dedim.

Bir kaç dakika konuştuktan sonra telefonu kapattım. Saate baktığımda 18.34 olduğunu gördüm. Tamam birazdan giderdik.

Barış hâlâ küçük kızı sallarken ona seslendim. “Beni de salla” küçük kız Barış'a bakıp. “Ablamı da salla” dedi.

Ben de gülerek “Evet ablasını da salla” dedim. Barış küçük İdil'i bırakıp benim arkama geçti.

Ben tam unutmuştur hatırlatayım derken “Yavaş sallıyorum” diyerek yavaş sallamaya başladı.

Bir süre daha parkta sallandık. Barış bir beni bir küçük İdil'i salladığı için biraz yorulmuştu.

Bi de iyice geç olmuştu. Annemi arayarak haber verdim. Geç kalacağımı bilsin.

En sonunda küçük kızın annesi ayaklanıp “Hadi kızım artık eve gidelim. Baban gelir şimdi” diyip kızına elini uzattı. Baba kelimesini duyunca içimde bir yer koptu.

Belli etmedim. Ama Barış direkt olarak bana baktı.

Beni anlayarak.

Kız da salıncaktan inip annesinin elini tuttu. “Tamam anne” annesi de bize bakıp teşekkür ettikten sonra parkın çıkışına doğru ilerlemeye başladılar. Küçük kız bize dönüp el salladı. “Bay bay İdil abla, bay bay Barış abi”

Bizde ona el salladığımda parktan çıkmışlardı. Arkasından “Görüşürüz” dedim. “Görüşürüz küçük İdil'”

Gözlerim dolmuştu. Ama hızlıca daha akmayan göz yaşımı silerken biri bana sarıldı. Bu kişi tabiki de Barış'dı.

Öyle bir sarılıyordu ki. O an birşeyi anladım.

Ev sadece dört duvardan oluşan bir yer değildi. Belki birine, sevdiğin birine sarılmak gerekiyordu.

İşte ev deki sıcaklığı o zaman da fark edersin.

Birine sarılarak.

“Hadi. Artık gidelim” diyerek elimi tuttu. Ve parktan çıktık. Benim evime doğru gitmeye başladık.

Evimin önüne geldiğimizde ona sarılarak evime gitmeye başladım. İçeri girmeden önce ona el salladım. O da aynı şekilde karşılık verdiğinde eve girdim.

Akşam da her zaman ki gibi annem ile sohbet ederek yemek yedikten sonra direkt yatağa kendimi attım. Tam uyuyacağım esnada telefonuma bir bildirim geldi.

Telefonu yastığın altından çıkarıp gelen mesaja baktığımda mesajın Barış'tan geldiğini gördüm. Mesajda

“İyi geceler ❤️” yazıyordu.

Ben de aynı mesajı ona attım.

“Sana da iyi geceler ❤️” diyip telefonu gülerek kapattım. Yine tam uyuyacam derken bir bildirim daha geldi.

“Bana hergün geceler iyi”

diye yazmıştı. Ben de “Neden” diye yazdığımda kısa süre sonra yanıt geldi.

“Rüyama giriyorsun İdil. Bana geceler hergün iyi geliyor”

BEN ERİDİM, BEN BİTTİM

Ben de

____________________________________________

Hellooooo!!

Nasılsınıız?

Ben niye burada bitirdim ya. Amaan neyse boşver. Hihihihi

Neyse yıldıza basmayı unutmayın 💜

Sonraki bölümde görüşürüz baaaaaay

Bölüm sonu

10 yorum