İçeriğe geç

Tek Yumruk

Bölüm 24 · 7 dk okuma

Tek Yumruk

Bölüm 24

21.bölüm/ İftira

Hellooooo nabeer

NASILSINIIZ?!

Umarım iyisinizdir şahsen ben iyiyim

Şunu fark ettim de çoğu bölümün adı “a” ile bitiyor. Bıhtık yaw bıhtıık

Tamam o zaman vote vermeyi unutmayıııın

İyi okumalar 💜

____________________________________________

Herkes bana bakarken ben Barış'a baktım.

Bana güvenen tek oymuş gibi bakıyordu.

Zeynep havada olan elini indirdi. Sonra Kumru'nun parasını Kumruya uzattı.

Ama Kumru parayı almak yerine bana bakıyordu. Hayal kırıklığıyla.

Barış önüme gelip Zeynep'in karşısında durdu. “Laflarına dikkat et. İdil hırsız değil” Sonra Burak geldi. Ardından Mert. Ve Sinan. Hepsi önümde duruyordu.

Sinan lafa atlayarak. “Kanıtın var mı?” diye sordu. Zeynep'e baktığımda afalladığını gördüm. Ama hemen kendini düzeltti. Ve Sinan'a doğru bir adım atarak parayı gösterdi. “Al sana kanıt. Para onun çantasından çıktı”

Ben bu kız kadar salak insan görmedim.

Burak ve Barış'ın arasından girerek Zeynep'in önüne geçtim. Yüzüne baktım. “Beden dersi boyunca neredeydin Zeynep?”

Kumru bakışlarını benden çekerek Zeynep'e baktı. Sonra benim de önüme geçerek onu omuzundan itti. “Sen yaptın değil mi? İdil'e iftira atmak için”

Zeynep karşısındaki kıza şaşkınlıkla bakıyordu. Burak'a döndüğümde Kumruyu hayranlıkla izlediğini gördüm.

Zeynep hemen kendini korumaya geçerek. “Ben neden böyle birşey yapayım?” dedi. “Bana güvenmiyor musun?”

“Hayır” Kumru hiç beklemeden konuştu. Zeynep bir kere daha bozguna uğradı. Ben ise Kumru'nun ona değilde bana inanmasına seviniyordum.

Zeynep hâlâ Kumruya bakarak “Benim yaptığıma dair kanıtın var mı?” diye sordu. Kumru yine hiç beklemeden yanıt verdi. “Sen kanıtın olmamasına rağmen İdil'i suçlamıyor musun?”

Haklıydı.

Zeynep'in de doğru dürüst kanıtı yoktu ama beni suçluyordu.

“Tamam o zaman kameralara bakalım” diye öneride bulundu Ahmet. Doğru ya birde kamera vardı. En azından suçlunun ben olmadığını kanıtlardık.

Zeynep, Ahmet'e dönerek “Koridordaki kameralar bozuk” dedi. Doğru bide bu vardı. Dün söylemişlerdi kamera bozuk diye.

(Bu kısmı önceki bölümlerde yazmayı unutmuşum. Siz yazdım biliin)

Şimdi ne yapacaktık?

“N'oluyo burada? Ne bu kalabalık?” hepimiz bize bağıran Derya hocaya döndük.

Burak “Birşey yok hocam. Gençlik takılıyoruz işte” diyerek hocayı geçiştirdi. Burak da dahil olmak üzere herkes kıkırdayarak güldü. Burak söylediği cümleye gülerken hoca ona boş gözlerle bakıyordu.

Burak bundan korkmuş olacak ki gülmeyi kesti. Ciddi hale bürünerek “Sizi ne kadar sevdiğimi bilirsiniz hocam” dedi.

Ben böyle U dönüşü görmedim.

Hoca, Burak'a boş boş bakmakla yetindi. Burak yine bundan korkmuş olacak ki ortamıza geçerek kalabalığı dağıtmaya çalıştı. “Aaa terbiyesizler. Utanmıyor musunuz hoca'nın yanında böyle davranmaya? Geçin lan yerinize!”

Herkes yavaş yavaş dağılırken bu sefer hoca gülüyordu.

Derya hoca gittiğinde sınıfta bir sessizlik oldu. Birkaç kişinin bana baktığını hissediyorum ama onlara bakmıyordum.

Onları umursamdan kafamı sıraya koydum. Ve düşünmeye başladım. Ben hiç birşey yapmamış iken neden benden nefret ediyordu?

Zil çalmıştı. Dersimiz matematik di.

Bugünde sanırım o muhteşem giriş yoktu. Zaten kimsenin yapacağınıda sanmıyordum. Kafamı sıradan kaldırdı. Herkes sessizce beklerken İsmail hoca içeri girdi. Elindeki kitapları sıraya bırakarak bize döndü. “Ne bu haliniz? Ruhsuz gibi” sonra kendi dediğine güldü.

Ardından ciddileşti. “Başkan. Anlat” arka sıralardan adını yoklamadan öğrendiğim İpek kalktı. “Hocam sınıfta bir hırsızlık vakası varda”

Hoca kafasını aşağı yukarı salladı. Sonra tekrar başkana baktı. “Peki kim bu hırsız?” hoca'nın sorusu ile İpek'e döndüm.

Bana bakıyordu.

İpek hocaya dönerken ben de önüme döndüm. “Para İdil'in çantasından çıktı hocam. Ama yeterli bir kanıt yok. Kameralara bakmak istedik bozukmuş”

Hoca tekrar kafasını salladı ve bana baktı. Bir süre öyle baktı. Sonra tekrar İpek'e dönerek “İdil yapmaz öyle şey” dedi. O kadar emin konuşuyordu ki.

Ben hoca'nın dediğine gülerken oradan Zeynep lafa atladı. “Ama onun çantasından çıktı hocam. Bence bu gayet yeterli bir sebep”

Hoca Zeynep'e baktı. Güldü. “Ne zaman oldu bu olay?” Zeynep tam birşey diyecekken Burak atladı. “Bundan önce iki dersimiz beden di. Beden dersinde oldu” Zeynep'e baktı. “Ama Zeynep arkadaşımız orada değildi”

Burak özellikle ‘arkadaşımız’ kelimesine vurgu yaparak konuşmuştu. Hoca Burak'a gülerken tekrar Zeynep'e baktı. “Beden dersinde neredeydin Zeynep?”

Hoca'nın sorduğu soru ile hepimiz Zeynep'e baktık. Zeynep bir süre sustuktan sonra konuştu. “Lavabodaydım”

Burak yine tam lafa atlayacakken sınıfın kapısı çalındı. İçeri bir nöbetçi girdi. Beden dersinde yoklama için sınıf defteri aşağıda kalmıştı. Defteri getirmişti.

“Hocam. Böldüğüm için özür dilerim. Defteri getirmiştim de” diyerek kendini açıkladı. Hoca kafasını salladı.

Nöbetçi defteri bırakmak için içeri girerken sınıfa da bakmayı unutmadı. Nöbetçiler neden bunu yapıyorlar hiç bilmiyorum ama kızın gözleri Zeynep'e takılı kaldı. Sanki onu tanıyormuş gibi bakıyordu.

Hoca bunu fark etmiş olacak ki. Nöbetçiye bakarak “Birşey mi oldu kızım?” dedi. Nöbetçi, hocaya cevap vermek yerine cebinden kolye çıkardı. Zeynep'in yanına ilerleyerek kolyeyi ona uzattı. “Düşürmüşsün”

Zeynep bir çırpıda kolyeyi kızın elinden aldı. Nöbetçi kız tam çıkacakken İsmail Hoca onu durdurdu. Sanırım benim düşündüğümü düşünüyor olacak ki kıza;

“Kolyeyi ne zaman düşürdü?” diye sordu. Kız bir süre şaşkınca baktı. Sanırım alt tarafı kolye diye düşünüyordu. Ama öyle değildi.

Kısa bir sessizlikten sonra kız konuştu. “Bundan önceki ders” bundan önceki ders beden di. Ve Zeynep yoktu. Hoca cevabını aldığı için kıza teşekkür ederek gitmesini sağladı. Kız da “İyi dersler Hocam” diyerek sınıftan çıktı.

İşte şimdi taşlar yerine oturmuştu.

Herkes Zeynep'e bakarken Zeynep utancından yerin dibine girmekle meşguldü. Ben ise gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ama benim yerime yapan kişi Burak olmuştu. Sınıfta gür bir kahkaha patlatarak Zeynep'i daha çok yerin dibine soktu.

Burak'ın kahkahasına karşılık olarak Hoca da kısaca gülmüş ama hemen kendini düzeltmişti. Birkaç kişide gülünce hoca susturmuştu. “Tamam Tamam. Yeter bu kadar”

Herkes sustuğunda Zeynep'e bakarak “Arkadaşından özür diler misin Zeynep?” dedi. Zeynep kafasını kaldırıp Hocaya baktı

“O benim arkadaşım değil” dedi tiksinircesine.

Buse de aynısını söylemişti.

Hoca tekrar konuştu. Ama sesinde bıkkınlık vardı. “Arkadaşın olsun olmasın. Özür dileyeceksin”

Zeynep mecburen bana bakıp “Özür dilerim” dedi. İyi. Bu Buse'ye çekmemiş belli.

Ama hoca'nın durma gibi niyeti yoktu. “Şimdi sana nasıl bir ceza versek?” sonra bize baktı. “Düşünün çocuklar. Unutulacak gibi olmasın”

Burak sanki örnek öğrenciymiş gibi parmağını kaldırdı. “Hocam ben ceza verebilir miyim?” kim ne derse desin sınıf hoca'nın dersinde parmak kaldıracaksın.

Hoca Burak'a bakarak kafasını aşağı yukarı salladı. Burak, Zeynep'e pis pis gülerken, Zeynep, Burak'a korku ile bakıyordu.

Burak bir süre düşündü. Sonra aklına geleni söyledi. “Hocacım İdil arkadaşımız şimdi boksör ya. Bir süredir kendisine deneme taht- amaaan rakip arıyordu. Bence o kişi Zeynep olsun” sonra sınıfa baktı. “Alın size mükemmel ceza”

Burak'ın söyledikleri ile herkes bana dönmüştü. Sanırım yeni duyuyorlardı. Ben ise Burak'ı kolay yoldan nasıl yok edebilirim diye düşünüyordum.

Kumru şaşkınca bana bakarak “Sen boksör müsün?” diye sordu. Ağır ağır kafamı sallayarak onayladım.

Burak ben senin.

Herkes yine bana şaşkınca bakarken Zeynep korku ile bakıyordu.

Hoca Burak dan bakışlarını çekip bana baktı. “Fazla birşey yapmazsın değil mi?”

Yok canım. Hiç yapar mıyım öyle şey?

Kafamı iki yana salladım. Hoca yanıma gelerek kulağıma eğildi. “Sadece korkut yeter. Bir daha sana bulaşmaz”

Aslında evet durduk yere Zeynep'e birşey yapma gibi niyetim yoktu. Onu korkutsam yeterdi. Ben olsam akıllanırdım.

Ben kafamı onaylayarak salladığımda tam gidecekken tekrar yanıma geldi ve kulağıma eğildi. “Ama bunu kimse bilmesin. Özellikle Burak”

Dediğine gülerken tekrar kafamı salladım. Hoca masasına doğru ilerlerken. Arkamdan biri beni dürttü. Bu tabi ki Burak dı. “Ne söyledi kız? Çabuk söyle”

Ben hiç birşey demeyip sadece gülerken. Barış, Burak'ın kolunu omuzumdan çekti. Pardon kurtardı.

Burak, elini çekip şaşkınca Barış'a baktı. “Ben böyle kıskançlık görmedim. Ben den demi kıskanacaksın?”

Barış'a baktığımda sinirle Burak'a bakıyordu. “Sanane be”

Burak bu sefer ciddileşerek “Oğlum siz niye hiç sevgili gibi davranmıyorsunuz?” dedi. Sonra Barış'ı gösterdi. “İlla senle ben mi olalım?”

Ben ve Barış gülerken önümüze döndük. Burak haklıydı. Kabul eden bendim ama hiç öyle davranmıyorduk.

“Burak haklı” dedim Barış'a bakarak. “Hiç öyle davranmıyoruz” Barış bana baktığında “Nasıl davranmıyor muşuz? söyle bakim” diye sordu.

“Valla çarparım ha!” dedim. Fazla bağırmamıştım. Sonra daha kısık sesle “Sevgili gibi işte”

Şu sıralar bana birşey oluyo. Ama netse

Barış kısık sesle gülmeye başladığında be ona sinirle bakıyordum. “Alışığım zaten çarpmana. Hatırlıyorum bir ara sırf senle konuşmak için çabalarken herkesin içinde beni dövmüştün” dediğinde gülmeye başladım.

Yalan yok zamanında çocuğu az dövmemiştim.

Ben ona gülerken o beni izliyordu.

“Hadi bakalım açın defterleri. Yeni konuya geçeceğiz” gülmemi bozan hoca'nın sesi olmuştu. Çantamdan defteri çıkararak önüme döndüm.

Hoca da tahtaya yazmaya başlamıştı. Ben de yazmadan önce neden bilmiyorum ama Zeynep'e baktım.

O zaten bana bakıyordu.

Nefretle.

Ben de ona yapacaklarımı düşünerek önüme döndüm.

Aslında solaktım. Ama çabalarım sonucu sağ elimle de yazıyordum. Barış'ı rahatsız eder diye kalemi sol elime aldım ve öyle yazmaya başladım. Barış bunu gördüğünde neden böyle yapmış olduğumu anladı. Sorgulamadı da.

Sağ elim boşta olduğu için elimin üzerinde bir el hissettim.

Elime baktığımda Barış'ın eli avuç içim ile oynuyordu.

______________________

Helloooo

Neyse bölüm nasıldı??

Yıldıza basmayı unutmayın 💜

Sonraki bölümde görüşürüz baaaaaay

Bölüm sonu

4 yorum