İçeriğe geç

TEK TATİL İKİ AŞK

Bölüm 4 · 19 dk okuma

TEK TATİL İKİ AŞK

Bölüm 4

Kaçış

Gözlerimi usulca açtığımda boş tavanla karşılaştım.

"Abla" diyen Bade'nin sesiyle yavaşça doğruldum. Ona döndüğümde elindeki kitabı masaya bıraktı. "Efendim ablacım. Uyuya kalmışım burda" derken bile esniyor-

dum. "Günaydın." Bade'nin bunu söylerken güldüğünü duydum. Neden güldüğünü anlamak için pencereye baktım. Evet , akşam olmuştu. Ayağı kalktığımda bornozumu çıkarmadığımı farkettim. Gardırop a doğru ilerledim. " Sen uyurken bavulları boşalttım. Ne de olsa 23 gün burda kalıcaz." Başımı salladım. Kıyafetlerime boş gözlerle bakarken Badeyi " Abla aşağı bar'a gidelim

mi? N'olur." Diye yalvaran gözleri görünce dayanamadım. "Gidelim ablacım." Bade sevinç çığlıklarıyla banyoya girdiğinde güldüm.

Madem bar'a gidecektik bende ona göre giyinirdim.

Kırmızı diz üstü mini elbisemi dolaptan çıkarıp üstüme doğru tuttum. Boy aynasından kendime baktığımda"evet, kesinlikle bunu giymeliyim." dedim kısık bir sesle. Elbisemi giyip , uzun tırnaklarıma kırmızı bir oje sürdüm. Ojemin kuruduğu sırada Bade banyodan çıktı. Tabi ki yine bol şampuan kokusuyla yanıma gelmişti. "Ooo bu ne güzellik!" Diyen Badeye güldüm. "Yaa. Teşekkür ederim balım. O senin güz- Yok yok. O benim güzelliğim." Diye saçmaladığım sırada Bade gülüyordu." Ablacım şu egoistliği at bir kenera ve hazırlan." Hazırlan derken çabuk ol anlamında ellerini birbirine vurmuştu." Ne egoistliği ya. Mütevazı olmak zorundaymışım gibi bir de egoistlikten bahsediyorsun." Diye kendimi savunmaya geçmiştim. O sırada Bade'nin bir tık diz altı , siyah , A kesim ve dar bir elbise giymişti.

Gözlerimi ondan alamazken " Ne o ablacım? İlk defa mı güzel bir kadın görüyorsun?" Ne? Allah'ım bu kız bana mı egoist diyor? Kendisi ne ya? Ama çok güzel olmuştu hakkınıda yemiyim şimdi. Acaba şu egoistlikte bana mı çekmiş? Yok ya ben egoist değilim ki. Sadece mütevazı

değilim o kadar. "Abla hadi ben makyajımı bitirdim senin daha ne saçın ne de makyajın ortada." Diye konuşan Badeye aldırmadan saçımı taradım. Düz , uzun ve kızıl saçlarım parlıyordu. Makyajımı Bade gibi abartmama gerek yoktu. Kırmızı bir ruj sürüp üstüne de bir glos sürdüm.

Siyah bir rimel ile makyajımı bitirdim.

"Nasıl olmuşum?" Bade'nin sesiyle arkamaı döndüm.

Ağzım açık kalmıştı. Çünkü gerçekten çok güzel olmuştu. "N'oldu ablacım?" Doğru düzgün konuşup cevap bile veremiyordum. Dilim lâl olmuştu sanki. " Ç-çok güzel olmuşsun."fısıltıyla konuşmuştum. Ben bile kendi sesimi zor duyuyordum.

Bir kaç dakika içinde kendimi toparladıktan sonra "Hadi gidelim ablacım."dedim. Badeyse bunu söylememi bekliyor olacak ki hemen kapıya fırladı.

…

Bar salonuna gelmiştik. İnsanlar bir bir geliyordu. Boş yer yok bile denilebilirdi. Badeyle zar zor boş bir yer bulduğumuzda oraya oturduk. Müzik sesiyle beraber Bade de etrafına bakıyordu. Bu dikkatinmi çekse de bir şey sormadım. Ne de olsa yakında kokusu çıkardı.

Garsonlardan biri yanımıza geldiğinde iki tane viski söyledim.

Bade hâlâ etrafına bakıyordu. Kesin bir şey çeviriyordu bu kız.

"Buyrun Hanımefendi." Garsonun sesiyle o tarafa döndüm. "Ah. Çok teşekkürler," Dediğimde garson Başını sallayıp gülümsedi. O sırada dans müziği çalmaya başladı. Barlarda bu müzik çalarmıydı?Bundan önce onlarca kez bara gitmiştim. Hiç bu müziği duymamıştım. Acaba müşterilerden biri mi açtırmıştı bu müziği? Beni derin düşüncelerimden ayıran bacak bacak üstüne attığım bacaklarıma bir tane kırmızı gülün düşmesi oldu.

Başımı gülün geldiği yöne yani Badeye çevirdim.

Ne?

Aman Allah'ım!

Bu , bu Ayazdı.

Onun ne işi vardı?

En önemlisi neden kız kardeşimin üstüne kırmızı gül yaprakları döküyordu?

Badeyse kahkahalarla gülüyordu. Burada neler oluyordu?

"Ahh. Öleceğim gülmekten! Ayaz neden bu kadar geç kaldın? Seni bekliyorum 40 saattir."

Ne?

Anlamadım?

Ayaz , Bade?

Ne oluyordu böyle? Neden ben bilmiyordum? Bade , neden böyle bir şey yapmıştı?

Bu çocuktan hoşlanıyor olamazdı değil mi?

"Özür dilerim güzelim. İşlerim biraz geç bitti. Mesajına da bakamadım."

Ne?

Bade , Ayaza numarasını mı vermişti?

"Bade! Neler oluyor burada?" Diye bir hışımla ayağı kalktım. Gerçi buna kalkmak denemezdi. Resmen uçmuştum. "Imm, şöyle anlatayım ablacım; şimdi sen uyuduktan sonra ben bavulları boşalttım. Sonra kapı çaldı. Gelen Ayazdı. Kapıyı açtığımda 'merhaba. Badeydi değil mi?' dedi bende 'hıhım. Niye geldin?' diye sordum. O da işte akşam bara davet etti. Bende kabul ettim." Bade'nin bu anlattığına inanmamıştım tabiki. "Hımm. Peki niye numaranı verdin?"Diye sorduğumda Bade'nin rahatlamış yüz ifadesi hemen kayboldu. Ayaz, "Ayçer hanım, bu sizi hiç alakadar etmez biliyormusunuz? Hem siz bu kızın annesi babası değilsiniz." Ne? Bir dakika neden bu beni alakadar etmesin? O benim öz ve öz kız kardeşim. Hem annem ve babam vefat ettiği günden beri ben onun hem annesi , hem de babasıydım."Sana böyle konuşma hakkını kim veriyor?" Diye sordum bu sefer tekdüze bir sesle. Ayaz , Badeye bakıp "kim olacak? Tabiki sevgilim veriyor." Ne bunlar bir de sevgili mi olmuştu? Başımı sinirle karışık bir şokla Badeye çevirdim. Fakat Badede şokta görünüyordu. Ayaz bir anda Bade'nin önünde diz çöktü. Cebinde hızlı ve usta hareketlerle bir yüzük kutusu çıkardığında "Bade , benimle çıkar mısın? Bu hayatta bana yardımcı olmaya ne dersin? Soy adımı alıp , çocuklarımın da annesi olur musun?" Ben dahada şoka girerken Bade , "Evet ya evet!" Diye bağırdığında dolu gözlerle Badeye baktım. Çünkü bu adama aşık olmuş olamazdı. Daha 1 gün bile tam olmamıştı. Bu aşk değil hevesyen başka bir şey olamazdı. Geriye bir kaç adım attım. Art arda başımı bir sağa bir de sola sallıyordum. Bade , bana bakıp şeytanca gülümsedi.

Bu kız beni delirtmek mi istiyordu?

Neden gülümsemişti?

Artık delirmek üzereydim.

Onlara arkamı dönüp koşarak Bar salonundan çıktım.

Asansörün düğmesine art arda hızla basıyordum.

Sorun , Bade'nin aşık falan olması değildi.

Sorun , Bade'nin her seferinde bana yalan söyle-

mesiydi.

Sorun , bana güvenememesiydi.

Sorun , beni ablası olarak görmemesiydi.

Sorun neydi biliyormusunuz?

Sorun! Canımdan çok sevdiğim , güvendiğim kız kardeşimin beni sevmemesiydi.

Ona , ona ne kadar değer verdiysem , onun gözünde de o kadar değersizdim.

İşte hayatın en kötü yanı!

Sen , birini sev , güven , değer ver. Ama o seni ne sevsin! Ne güvensin! Ne de değer versin!

Asansör sonunda gelmişti. Asansöre hızla binip kendi katıma inmek için düğmeye bastım. Bar salonu en üst kattaydı.

Asansörün aynasında kızarmış gözlerimle karşılaştım. Neden sevilmiyorum kardeşim tarafından? Diye yine düşünmeye başladım. Ama yine bir cevap bulamadım.

Ama hayatında sana her "seni seviyorum" diyene kanmamak gerektiğini öğrendim. Sen , inanırsın ama yalandır. Sen , her güzel cümleye aldanırsın ama yalandır.

Sen! Ölmek istersin , hep.

Neden mi?

Yalanlardan tabiki.

Asansör durduğunda hızla asansörden çıktım. Oda numaram 223'tü.

Gıcık numara!

Oda katım 7 'ydi.

Gıcık kat!

Oda kartımı hırsla kart yerine tuttum. Kapı açılır açılmaz kendimi odaya attım. Göz yaşlarımı durmaya niyeti yoktu. Rahat bir nefes almak için kapıya arkamı döndüm ve kapıya yaslandım. Nefes almayı denesem de hıçkırıklarım buna izin vermiyordu. Ne göz yaşlarım duruyordu ne de hıçkırıklarım…

Neden böyle ağladığımı bile bilmiyordum. Başımı zorlukla saate çevirdim. Saat , 01:12 olmuştu. Buna zorlukla gülümsedim. Çünkü 12 dakikaydı. Yani çift bir sayıydı. Yoğun baş ağrımla beraber ayakta bile duramıyordum. Yaslandığım kapıdan ayrılıp , yatağıma doğru bir kaç adım attım. Sarsak adımlarım sanki içmişim gibi gösteriyordu. Ama içecek %0,01 hevesim bile kalmamıştı. Yatağın yanına geldiğimde kendimi yatağa bıraktım. Odada ki yoğun sessizliği hıçkırıklarım bozuyordu. Fakat yatağa kendimi bırakmamla birlikte bang sesi de odayı doldurmuştu.

…

Sabah olmuştu. Gece baş ağrısıyla beraber uyuya kalmıştım. Yataktan doğrulduğumda. Badeyi de yanımda uyurken gördüm.

Artık 1000 defa da özür dilese kabul etmeyecektim. Zaten özür dilese , dileyeceği özür tek sayı olurdu.

Yataktan hırsla kalktım. Dolabın önünde durup Badeye baktım. Ama masumca uyuyordu.

Yok , hayır! Bu sefer kanmayacaktım. Dolabı açıp bavulumu da dolabın üzerinden indirdim. Ne kadar kıyafetimi getirdiysem hepsini bavuluma düzgünce yerleştirdim. Dikkat çekiyorum 'düzgünce' türkçede de vurgulu bir kelime. Filmlerde ki , dizilerde ki gibi acelem yoktu. Bavulumu hazırladıktan sonra üstümü de değiştirdim.

Mavi , dar , bel üstü bir kot pantolon giydim. Yaz ayında olduğumuz için açık renk bir tişört seçtim. Krem renginde ki küçük kol çantamın içine;

Telefonumu , cüzdanımı , yedek tokamı ve naneli sakızımı koydum. Tam odadan çıkacakken Badeye son bir kez baktım. Yavru bir kedi gibi uyuyordu. Odadan çıkıp kapıyı yavaşça örttüm. Eğer kapıyı çarpsaydım kız kardeşim -Bade- uyanırdı. Otelden hızla çıktım.

Şansıma otelin önünde bir taksi vardı. Bavulumu taksinin bagajına koydum. Taksi şoförüne otogara gideceğimi söyledim ve başım taksinin camına yasladım.

…

Gözümü açtığımda ormanlık bir yoldaydım. Saate baktığımda saat 11:32 olmuştu.

Ama bir dakika.

Benim şuan otogarda olmam gerekiyordu. Hatta Denizli otobüsünde bile olabilirdim.

Çünkü ben sabah saat

07:24 'te otelden çıkmıştım. Fakat otogarın otele bu kadar uzak olması imkânsızdı.

Tamam, diyelim otogar otele uzak ama ormanlık yolundan geçmememiz gerekiyordu.

"Pardon. Abi ben burda ineceğim!" Taksi şoförü cevap dahi vermedi. "Hey! Kime diyorum? Alo?" Neden hâlâ cevap vermiyordu? "Durdurun şu arabayı! İneceğim diyorum size! İmdat! Yardım edin! Aaa! İnsan kaçırı-" derken şoför sözümü yada bağırışımı kesti." Dur be! Ne bağırıyorsun? Ayaz beyin de zor bir görev olacak demesinin sebebi demek buymuş."

Ne?

Ayaz mı dedi o?

Yoksa yanlış mı duydum?

"Ne? Ne Ayazı? Durdur şu arabayı!" Diye emir kipi kullandığımda bir anda taksi durdu.

Evet! Kesinlikle başarmıştım.

Taksi durmuştu.

Fakat ahşap eski bir kulübe'nin önünde durmuştu. Şoför de arabadan indiğinde hemen kapıyı açtım. Tam kaçacağım sırada kolumu hızla kavradı. Kolumun acısıyla " aaa! Yavaş tut! Acıtıyorsun!" Diye sitemle bağırdığımda kolumu daha çok sıktı. Kolumun acısından artık ağlıyordum. Kulube'nin kapısını diğer eliyle açıp beni kulebe'nin içine fırlattı. Yere düştüğümde hem kolumun hem de dizlerimin acısıyla ufak bir çığlık attım. Bana bir kaç adımla yaklaştı. Geri geri sürüklendiğimde ayak bileğime sert bir şekilde bastı. Bu sefer büyük bir çığlık atmıştım. Elimle ağzımı tutuyordum. Çünkü hıçkırık seslerime sinirlenip daha büyük bir acı çekmeme neden olabilirdi. "Bir daha sakın! Sakın bağırma!" Tok sesi ve dik duruşu ondan daha fazla ürkmemi engelliyemiyordu. Başımı korkarak aşağı yukarı salladım. "Güzel. Şimdi geç şu sandalyeye otur. Sesinde çıkmasın!" Başıyla gösterdiği sandalyeye baktım. Ayağı kalkmaya çalıştım fakat sol ayak bileğimin acısı ayağı kalkmamı zorlaştırıyordu. "Ne o? Kalksana!" Dediğinde çaresizlikle ona baktım. "İyi be." Diyip kucağına aldı. Sandalyeye doğru bir kaç adım attı. Sandalyenin önünde durdu. Ona gözlerimi çevirdiğimde bir adım geriye gitti. Ben neden geriye gittiğini sorgularken beni bir anda bıraktı. İstemeden çıkan tiz çığlığımla beraber sırtımın acısından ağlıyordum. Birden bire sert bir tekme yememle gözlerimi sıkıca yumdum. Çünkü bu acılara katlanabileceğimi zannetmiyordum. "Gözlerini aç!" İKİ kelime. Yüklem , iki harf. Nesne , 9 harf. Ama bu iki kelime beni korkudan titretmişti. Gözlerimi korkuyla açtım. Sinirle bana bakıyordu. "Ne-neden? B-ben s-sana n-ne yaptım? Diye sordum. Fakat konuşurken bedenim de sesimle beraber titriyordu. "Bana soru sorma!" Ne? Benim ona soru sormaya hakkım vardı. Ama o konuşma hakkımı elimden alıyordu. Ürkek bakışlarımla başımı aşağı yukarı salladım. Çok korkuyordum. Ölmekten değil. Bade'nin bu , kötü dünyada tek kalmasından korkuyordum. "Otur şu sandalyeye!" Başımı hızla aşağı yukarı salladım. Ayağa kalkmaya çalıştım. Fakat geri düştüm. Elimle sandalyenin bir kenarını tuttum. Ayağı yavaş yavaş kalkmaya çalıştım.

Evet. Bu sefer ayağı kalkabilmiştim. Sandalyeye oturur oturmaz derin bir nefes aldım. Şimdi burada neden olduğumu değil , buradan nasıl kaçacağımı düşünmeliydim. Etrafıma baktım. Sağ tarafımda tek bir eşya dahi yoktu. Sola baktım. Orada sadece eski, 2 kişinin oturabileceği bir kanepe vardı. O da işime yaramazdı.

Aaa o da ne?

Evet kanepenin sağında bir kapı vardı. Bu kapıyı çok merak ediyordum. Adam , benim o kapıya baktığımı fark edince kapıya doğru ilerledi. Ben onun ne yapacağını merak ederken pantolonunun cebinden bir anahtar çıkardı. Ona dikkat kesilmiştim. Kapıyı kilitleyip kanepeye oturdu. Telefonundan birini aradıktan sonra telefonu kulağına götürdü.

"Alo? Abi? Ben kızı getirdim." Karşı tarafı 16 saniye boyunca dinledikten sonra " yok ya , ne durması abi." Benden mi bahsediyordu acaba? "Evet abi. Çok dönmedim ya." Ne? Bu kesin benden bahsediyordu. Karşı taraf uzun bir süre konuştu. "Tamam abi. Tamam bir daha elimi kaldırmam. Özür dilerim abi." Ne? Umarım benden bahsediyordur. Eğer benden bahsediyorsa bugün canım daha fazla acımayacaktı.

Telefonu kapatıp cebine koydu. Meraklı gözlerimi görünce ayağı kalktı. Yavaş ve sert adımlarla bana doğru geldi. Tam karşımda durduktan sonra bir anda yüzüme tükürdü. Ellerimle yüzümü kapatırken sandalyeye sert bir tekme attı. Bu tekme yüzünden sandalyeyle birlikte sırt üstü yere düştüm. Sırtımın acısıyla ufak bir çığlık attım. "Sen beni mi dinliyorsun?" Sert sorusu korkumu harmanlıyordu. "Y-yok," diyebildim. Sert ifadesi onu dinlediğimi anlamıştı. "Umarım. Umarım öyledir. Yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim!" Sert sesinden çok korkmuştum. Aşağı yukarı 8 saniye boyunca korku dolu yüzümü izledi. "Kalk!" 8 saniye sonra söylediği emirle birlikte hemen ayağı kalktım. Sandalyeyi düzeltip üstüne oturdum. Bugün yaşadığım bu korku bana tüm ömrüm boyunca yeterdi. Bana 13 saniye daha baktıktan sonra kulubeden çıktı. Kapının kitlenme sesini duyduktan 29 saniye sonra arabanın sesini duydum.

Evet. Burada tek başıma kalmıştım. Ayağı kalktım. Yediğim darbelerdenden dolayı tüm vücudum sızlıyordu. Etrafıma bakıp kaçamayacağımı anladıktan sonra kanepede uzandım. Bir süre boyunca tavanı izledikten sonra kendimi uykuya teslim ettim.

…

Yanağımda hissettiğim hareketlilikle gözlerimi yavaş yavaş açtım. Gözlerimi açmamla beni buraya getiren adamın yüzüme ne kadar yakın olduğunu farkettim. "Ne yapıyorsun sen?" Diye sorduğumda adamın elinde büyük bir kova vardı. Kanepeden doğrulduğumda yüzümden kucağıma bir hamam böceği düştü. Dehşet içinde gözlerimi açtım. Attığım çığlıkla adam, elindeki kovayı başımdan aşağıya boşalttı.

Aman Allah'ım!

Bu da ne?

"Aaa! Anne! Böcek!" Diye art arda attığım çığlıklarla sert bir tokat yemiştim. Evet. Üstüme bir kova hamam böceği dökmüştü! Ayağı kalkıp ona tokat atacağım sırada bileğimi tuttu. "Sen! Buna nasıl cüret edersin , küçük?" Ne? Küçük mü demişti o? "Ne? Küçük mü?" Diye sordum. "Evet. Küçük!" Yaa demek küçük. "Hımm. Tamam amca!" Evet. Onu sinirlendiricektim. "Amca mı? Neyse. Dua et işim var." Diye söylenip ayağı kalktığında ona dil çıkardım. İyi ki arkasını dönmüştü de ona dil çıkardığımı görmemişti. "Ne işin var?" Yüzsüz gibi sorduğum soru onu da şaşırtmıştı. "Senin canın dayak mı istiyor? Yoksa aşık falan mı oldun?" Sesinden eğlendiği belliydi. "Ne? Ne aşkı? Ne dayağı? Ben sadece öylesine sordum." Diye art arda cümlelerimi sıraladım. Bir anda bana döndü. Bana bakmıyorken rahat rahat konuşabiliyordum. Ama sert yüz ifadesinden de oldukça korkuyordum. "Sorma!" Başımı hızla aşağı yukarı salladım. Ne bu gerginlik ya? Bir de sanki bana bozulmuş gibiydi. Ama niye bozulsun ki? Bir anda kapı çaldı. Bana arkasını dönüp kapıyı açmaya gitti. Bende o sırada üstümdeki böcekleri yerlere fırlatıyordum. Kapı açıldığında merakla kapıya baktım. Ama oturduğum için bir şey görünmüyordu. Ayağı kalkıp kapıya gittim. Bade? Evet. Bade kapıdaydı. "Abla?" Bade bana sarılacağı an geriye çekildim." Ne var? Niye geldin? Beni sen mi kaçırttın?" Art arda sorularımı duymamış gibi konuşmaya devam etti. "Abla, kim sana vurdu?" Yüzümde tokat izi kalmış olmalıydı. "Ayaz! Hani ablama bir şey olmayacaktı?" Ne Ayaz mı? Bade yine ne işler peşindesin? Ayaz kapıdan içeri girdiği gibi bana baktı. Sonra kanepenin olduğu tarafa. Yerdeki böcekleri görür görmez kahkaha attı. Şimdi bu neden gülüyordu ki? "Oğlum , yıllar önce benim sana yaptığım şeyi mi yaptın?" Bu soruyu sorarken bile kahkaha atıyordu. Hem bir insanın üzerine hamam böceği dökmekte neydi?" Lan sende sahte böcek kullanmışsın!" Sahte mi? Ayazın kahkahalarının sebebi buydu demek." Abi napayım işte? Kıyamadım gerçek böcek dökmeye." Dediğinde eli ensesine gitmişti. "Lan yalan konuşma! Sen böceklerin yanında duramazsın!" Ne? Oha bu , koskoca sert adam böcekten mi korkuyordu? Bu bilgiyi aklımın bir ucuna kazımalıydım. Belki bir gün işime yarar. "Neyse. Ege bunu yapacağını hiç tahmin etmezdim!" Ege mi? "Ege mi?" Evet içimden derken dışımdan da söylemiştim. Korkuyla ve birazcıkta utançla elimle ağzımı hızla kapattım. Sesli tepkim , herkesin bakışlarını bana çevirmesinde etkili olmuştu. Herkes bana bakarken ben sadece Badeye yumuşak gözlerle bakıyordum. Birazda hayal kırıklığıyla… "Immm , ablacım," diyerek Bade, sarılmak için kollarını iki yana açtı. Başımı sağa sola sallayıp, "hayır Bade. Bu sefer olmaz!" Net cavabım Bade'nin somurtmasına neden oldu. Bu biraz canımı yaksada belli etmemeye çalıştım. 4 saniye sonra kollarını indirdi." Öyle olsun Ayçer!" Bu sefer duygusal bir tepki vermeyecektim , vermemeliydim. Çünkü bu Bade'nin kazanmasını sağlıyordu. Bade'nin tam gözlerinin içine baktım , "tabiki öyle olacak. Ben , öyle istiyorum çünkü! Anlayabiliyormusun?" Kaşlarımı kaldırarak sorduğum soruyla başını sakince aşağı yukarı salladı. Gözlerimin içine bakarken bir buçuk saniye olmuştu ki gözlerini kaçırdı. Ayazın kulağına bir şeyler fısıldadı. Ayaz bir kaç saniye bana baktıktan sonra başını aşağı yukarı salladı. "Tamamdır. Sen çık!" Ne oluyordu şimdi? Bade bana bakıp şeytanca gülümsedi. Ben hâlâ olayı anlamaya çalışıyordum. Ayaz bana bakıp , "Bade, senin düşmanın mı?" Şimdi durduk yere niye bunu sormuştu ki? Bade, Ayaza ne demiş olabilir? "Ne dedi ki?" Diye sordum saf saf. Ayaz güldü." Ne dedi biliyormusun? Ayçer'e işkence çektir! Döv! Onu , onu-" Ne olduysa sözüne devam edemedi. Meraklı bakışlarımla ona bakıyordum. Nefesini verdi." Onu , Onu öldür! Güver vadisinde ki uçurumdan aşağıya at! Dedi." Ne? Bade , Bade böyle bir şey demiş olamaz. O, bu kadar cani olamaz. "Hayır! Yalan , yalan söylüyorsun!," derken geri geri gidiyordum. Başıyla Egeye beni tutması için bir işaret verdiğini anladım. Arkamdan Ege beni yakaladığında çığlık atmaya başladım. Fakat çığlık atmamı engellemiyorlardı. "Boş bağırma be!" Egenin sesiyle sustum yada susmak zorunda kaldım. Dolu gözlerle Ayaza baktım, "beni , beni öldürecek misin? Ama benim , benim yapmaktan zevk aldığım bir işim var. Bu hayatta tek dayanağı işim. B-beni öldürürseniz iş yerinde her gün yemek verdiğim o küçük sokak çocuklarına kim bakacak? Lütfen beni onlardan ayırma!" Artık hıçkırıklarla ağlıyordum. İkiside umurumda değildi. İsterlerse işkence çektirsinler ama beni çocuklarımdan ayırmasınlar… Gerçek , öz , benim doğurduğum çocuklar olmayabilirler. Ama ben o 8 küçük çocuğu kendi canımdan , kanımdan bilmiştim. Onlarda bana hitap ederken asla abla gibi hitap kelimeleri kullanmazlardı. Hepside annem derdi… Ben ölürsem , onların annesi kim olacaktı? Hayır! Ölmeyecektim! Sonuna kadar direnip buradan kaçacaktım!

Bir kere Ayşen;en büyük , 9 yaşındaki kızım;

"anne , sen ölürsen biz bir kez daha mı anne kaybı yaşayacağız?" Diye sormuştu." Hayır yavrum. Hem o da nereden çıktı? Ben sizi asla bırakmam! Sana söz veriyorum , güzelim benim…" demiştim. Ayşen, açık sözlü bir kişiliğe sahipti. Onun bu kişiliğini çok seviyorum çünkü bana ve kardeşlerine asla yalan söylemez. Kardeşlerinin söylemesine de izin vermezdi. Kardeşlerine hep bir anne gibi; bakın bu dünyada ne bana ne annemize ne de kendi aranızda kimseye yalan söylemeyin olur mu? Derdi. O daha 9 yaşındaydı ama hayatın tüm kötülüklerini görmüş ve yaşamıştı…

Ege , bana acır gibi baktı. Kim bilir şu an ne haldeydim de öyle bakıyordu." Abi?" Ege , Ayaza baktı. Ayaz ise yere bakıyordu. "Tamam. Ama sadece bugün. Yarın öğlen tan 12:00 da işkencelerine başlayacaksın. Bugün bir şey yapmayacağım." Bu harika bir fikirdi. Sevindiğimi belli etmeden başımı aşağı yukarı salladım. Oda başını salladıktan sonra "Hadi Ege." Dedi ve Egeyle beraber dışarı çıktılar. Kapıyı katledenler umuduyla beklerken kapının kilitlenme sesini duydum. Olsun en azından gitmişlerdi , gideceklerdi. Arabanın gitme sesini duyduğum gibi rahat bir nefes verdim. Artık buradan çıkmanın yollarını arayacaktım. Etrafıma boş boş bakarken. Kanepenin yan tarafında olan kapıyı gördüm. O kapıyı çok merak ediyordum. Kapıya yavaş adımlarla yaklaştım. Kapı , çok eski görünüyordu. Elimle ittirmeye çalıştım. Evet , demek ki o kadar da eski değilmiş. Geriye birkaç adım atıp kapıya sağ omuzunda bir kaç kez vurdum. 20-25 dakika sonra sonunda kapı kırılmıştı. Odaya girdiğimde oda bomboştu. Ancak birr pencere vardı. Eğer pencere kilitli falan değilse pencereden kaçabilirdim. Hızla pencereye koştum. Pencereyi açmaya çalıştığımda kilitli olduğunu anlamam için 17 kere çaba göstermem gerekti. En sonunda dayanamayıp pes ettiğimde etrafıma bakmaya başladım. Ne? Kahretsin! Bu bir kamera! Böyle bir yerde kameranın ne işi var? Kameraya baktım. Çok yüksekte değildi ama yetişenileceğim kadar alçakta değildi. Ne yapacağım şimdi? Çokta acıkmıştım. Bir de susamıştım. İnsan bari bir parça ekmek bırakırdı. Keşke kamera biraz aşağıda olsaydı. Bir dakika. Kamera bana gelmiyorsa ben ona giderim. Hemen o odadan çıkıp eski kanepeye baktım. Sürükleyebilirdim herhalde.kanepeyi sürüklemeye çalışırken bir anda durdum. Çünkü burada bir de sandalye vardı. Ben sandalyeyi alıp direk diğer odaya gittim. Sandalyeyi kameranın altına koyup sandalyenin üzerine çıktım. Kamerayı yerinden sökmeyi başarırsam kamerayla camı kırnilirdim. Eğer sandalyeyle denesem olmayacağını biliyordum. Çünkü bu sandalye çok sert bir şey değildi. Yere vursan dahi parçalanırdı. O sırada kamera yerinden çıkmıştı. Camdan bir kaç adım uzaklaştım. Sonrasında elimdeki kamerayı cama fırlattım. Harika. Cam, paramparça olmuştu. Umarım camdan çıkabilirim. Aksi taktirde kamera görüntülerine baktıklarında, izleyebilecekleri bir görüntü olmadığından buraya geleceklerdir. Hızla camdan çıktım. Fakat camdan çıkmaya çalışırken bileğim derince kesilmişti. Ama umursamadım, umursamamam gerekiyordu. Buraları bilmiyordum ama kaçmam gerekiyordu. Ağaçların arasından hızla koşmaya başladım. 7-8 dakika sonra nefes nefese kaldığım için durmak zorunda kaldım. Nefeslerim derindi. Son olarak derin bir nefes daha alıp koşmaya başladım. Fakat artık hava kararmaya başlamıştı. Ya burdan ana yola çıkacaktım yada sığınacak bir yer bulacaktım. Koşmaya devam ettim.

Metrelerce hatta ve hatta kilometrelerce koştum. Ama ne bir ev, ne bir araba, ne de bir insan gördüm. Ana yolu bile bulamamıştım. Bileğimde kanıyordu. Tişörtümü kenarını dişimle koparttım. Nasıl sarılacağını bile bilmeden değişik bir şekilde sardım. Hava, tamamen kararmıştı. Eğer koşmaya devam etsem kaybolacaktım. Sanki şu an yolu çok biliyorum ya. Kaybolmuştum bile. Bir ağacın köşesine oturup, gözlerimi kapattım. Başıma yine yoğun bir ağrı girmişti. Bir kaç dakika içinde kendimi rüyalar aleminde buldum...

...

Gözümü doğan güneşin yoğun parlaklığıyla açtım. Bir kaç kez gözümü ovuşturduktan sonra Gözümü tamamen açabilmiştim. Ayağı kalktım. Etrafıma bakıp durdum. Ne ana yola çıkmıştım. Ne de onlardan tamamen kurtulmuştum. Bugün öğlen, ben ölecektim. Yani beni öldürmek için öğlen kulübeye gideceklerdi. Öğlen olmadan bu ormandan kurtulmalıydım. Ormanda yolumu bilmeden dümdüz yürüdüm. Ağaç dalları yüzümü, kollarımı çizmişti ama umursamıyordum. Yolumu bilmeden hızla yürümeye devam ettim. Arkamdan kendi sesimi duyunca bir an refleks olarak "Efendim," dedim. Ne söylediğimi fark edince hızla ağzımı kapatıp etrafıma bakındım. Fakat kimse yoktu. Bu beni şüpheye düşürmüştü. Kim olsa şüphelenirdi. "Kim var orda?" Diye bağırdım. Neden böyle bir şey yaptığımı bile bilmiyordum. Sakince yoluma devam etsem ne olacaktı? Ruhum, neden aksiyon istiyor ki? Sorduğum soruya yanıt alamayınca yoluma devam ettim. Fakat yine sesimi duydum. Kesinlikle biri bana sesleniyordu. Delirmediğime emindim. Tereddütle etrafıma tekrar baktım. Ama gerçekten de kimse yoktu. Delirmişmiydim? Yoksa biri benim aklımla mı oynuyordu? Yoluma bu sefer koşarak devam ettim. Etrafıma bakınırken çaprazımda sağa giden bir yol vardı. Hızla o yoldan devam ettim. Artık nefes nefeseydim. Çok sıcaktı. Çok yorulmuştum. Çok acıkmış ve susamıştım. Yere oturduğumda hızla giden araba seslerini duydum. Umarım ki ana yola yaklaşmıştım. Ayağı kalkıp, duyduğum araba seslere doğru koşar adımlarla ilerledim. Yoğun araba sesleri gittikçe artmıştı. 8-9 metre daha yürüdüğümde koskoca ana yol karşımdaydı. Evet, ana yolu bulmuştum. Fakat ben burda ne yapacaktım? Neden ana yola gelmek istemiştim? Gerçekten hiç bir fikrim yoktu. Ana yolun kenarında yürümeye başladım. Şimdi ne yapacaktım? Acaba otostop mu çeksem? Fena fikir değil aslında. Off, iyice saçmaladım. Ne otostopu Ayçer? Ama başka çarem yoktu. Çeksem sanki ne olurdu ki? Gerçi üstüm başım hiç otostop çekmeye uygun değildi. Kim, bu halimi görüşte durur ki? Bir kerecik şansımı denesem. Hem burda kimse beni tanımıyor. Evet yapmalıyım! E nasıl yapacağım? Ben nasıl yapacağımı bilmiyordum ki! Dizilerden filmlerden gördüğüm kadarını denesem? Evet şimdi dizilerde nasıl yaptıklarını hatırlamam lazım. Aklıma gelen saçmalıklara gülüp, arabalara doğru dönüp el sallamaya başladım. 5-6 saniye el salladım. Sonrasında elimdeki sallama işlemime zıplayarak devam ettim. Neredeyse 8 dakika olmuştu. Ama hâlâ durmuyordum. Siyah bir Mercedes yavaşlayıp sinyal verdi. Bense bir kaç adım geriye çekildim. Araba önümde durunca hemen arka kapısını açıp içine girdim. Kapıyı kapatmamla beraber hızla kapılar kilitlendi. Şoföre baktığımda bu kişi Egeydi. "Ege," çıktı dudaklarımdan." Efendim, güzelim?" Ne güzelim mi demişti o? "Senin ne işin var burda?" Haddimden fazla sesimi yükselttiğimi fark edince "ayy, özür dilerim," dedim hızla. Aynı zamanda ağzımıza kapatmıştım. Derin bir nefes verip " sorun değil güzelim! Bu arada beni Ayaz göndermedi. Evime burdan gidiliyor. E yolun kenarında seni öyle şey yaparken görünce," ne yaparken? Sanki ne yapmıştım? Kızım sen otostop çeken insanlara söverdin! Sen sus iç ses! Bir daha uyarmam! Hem otostop çekmek ayıp değil ki. Sanki ne yapmışım? Görende sanar otostop çektim ha? Kızım sen zaten otostop çektin! Ne? Evet, be şimdi o pis şeyi mi yaptın? Jeton daha yeni düştü. Sus iç ses?

Yol boyunca ne Ege ne de ben konuşmuştum. Suskunluğumu yol boyunca bozulmamıştı.

Bölüm sonu

2 yorum