Laboratuvarda zaman durmuş gibiydi.
Kimse konuşmuyordu.
Alev'in avuçlarının arasındaki siyah dosya, sanki birkaç sayfa kâğıttan değil de tonlarca ağırlıktan oluşuyordu.
Aras yavaşça ona yaklaştı.
"Dosyayı bana ver."
Alev başını kaldırdı.
"Hayır."
Aras şaşırdı.
"Alev..."
"Hayır dedim."
Bu kez sesi daha sertti.
"Hayatım boyunca herkes benim yerime karar verdi."
"Nereye gideceğime..."
"Kime güveneceğime..."
"Neye inanacağıma..."
"Artık karar veren ben olacağım."
Tuna ilk kez Alev'e baktığında onu eskisinden tamamen farklı görüyordu.
İlk tanıştıkları gün, korkudan titreyen genç kız gitmişti.
Karşısında, acılarından güç almış bambaşka biri duruyordu.
Tuna istemeden de olsa içinden tek bir düşünce geçti.
"Bu kız artık kimsenin kuklası olmayacak."
Kendi düşüncesine sinirlendi.
Başını başka yöne çevirdi.
Alev'in ne yaptığı onu ilgilendirmemeliydi.
En azından kendine bunu söyleyip duruyordu.
---
Alev siyah dosyayı yavaşça açtı.
İlk sayfada yalnızca tek bir fotoğraf vardı.
Fotoğraftaki adam ellili yaşlarının sonundaydı.
Gri saçlı...
Sert bakışlı...
Takım elbiseli...
Fotoğrafın altındaki isim bütün odanın havasını değiştirdi.
MUSTAFA DEMİRHAN
Kıvanç kaşlarını çattı.
"Bu kim?"
Aras'ın yüzü karardı.
"Onu yıllardır bu isimle tanıyoruz."
"Patron bu mu?"
Aras başını salladı.
"Hayır."
"Bu yalnızca kullandığı kimlik."
Alev sayfayı çevirdi.
İkinci sayfada farklı fotoğraflar vardı.
Her fotoğrafta aynı adam...
Ama farklı isimlerle.
Farklı ülkelerde.
Farklı pasaportlarla.
Sanki hayatı boyunca onlarca kez yeniden doğmuştu.
Dosyanın en sonunda ise tek cümle yazıyordu.
«GERÇEK KİMLİĞİ BİLİNMİYOR.»
---
Tam herkes rahat bir nefes alacakken...
Dosyanın arasından küçük bir zarf düştü.
Üzerinde yalnızca şu yazıyordu.
"Alev okursa."
Alev yavaşça zarfı açtı.
İçinden eski bir mektup çıktı.
Mektubun ilk satırını okur okumaz gözleri büyüdü.
«"Canım kızım Alev..."»
Sesi titremeye başladı.
"Bu..."
"...babamın yazısı mı?"
Aras başını eğdi.
"Evet."
Alev okumaya devam etti.
«"Bu satırları okuyorsan sana ulaşamadığım anlamına geliyor."»
«"Benden nefret edebilirsin."»
«"Seni bıraktığımı düşünebilirsin."»
«"Ama bilmeni istediğim tek bir şey var."»
«"Ben senden hiç vazgeçmedim."»
Alev'in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Sessizce okumaya devam etti.
«"Eğer Patron hâlâ hayattaysa..."»
«"Sana en yakınındaki kişiye dikkat et."»
«"Çünkü o, yalnızca düşmanlarını değil..."»
«"...çocuklarını da kendi yanında büyütmeyi sever."»
Alev durdu.
Mektubun son satırını tekrar tekrar okudu.
"...çocuklarını da kendi yanında büyütmeyi sever."
İçinde tarif edemediği bir korku oluştu.
"Aras..."
"Bu ne demek?"
Aras cevap veremedi.
Çünkü aynı anda Tuna'nın yüzü bembeyaz olmuştu.
---
Tuna, mektubun alt köşesine bakıyordu.
Orada küçük, neredeyse silinmiş bir mühür vardı.
Yuvarlak...
Ortasında kanatlarını açmış siyah bir kuzgun.
Aynı mühür...
Çocukken gördüğünü sandığı rüyalarında da vardı.
Başını iki eliyle tuttu.
Bir anda zihninde parçalar canlanmaya başladı.
Bir çocuk...
Yağmurlu bir gece...
Bir adam diz çökmüş ona bakıyordu.
"Artık adın Umut değil."
"Bugünden sonra..."
"...Tuna olacaksın."
Tuna bir çığlık atarak gerçeğe döndü.
Nefes almakta zorlanıyordu.
Kıvanç omzundan tuttu.
"İyi misin?"
Tuna başını kaldırdı.
İlk kez gözlerinde korku vardı.
"Ben..."
"...o sesi hatırlıyorum."
Aras yavaşça yaklaştı.
"Hangisini?"
"Bana adımı değiştiren adamın sesini."
"Kimdi?"
Tuna cevap vermeden önce dudakları titredi.
"Yüzünü hatırlamıyorum."
"Ama..."
"...boynunda kuzgun dövmesi vardı."
Aras olduğu yerde dondu.
"Hayır..."
"Bu olamaz."
Alev telaşla sordu.
"Neden?"
Aras yavaşça fısıldadı.
"Çünkü..."
"...o dövmeyi yalnızca tek kişi taşıyordu."
"Kim?"
Aras cevap verecekken...
Laboratuvarın dışından tek bir el silah sesi duyuldu.
Ardından ikinci...
Üçüncü...
Koridordan bir güvenlik görevlisi içeri düştü.
Göğsünden vurulmuştu.
Son nefesiyle tek cümle söyleyebildi.
"Kaçın..."
"...Patron burada."
Görevlinin eli yere düştü.
Koridorun karanlığından ağır adımlar yankılanmaya başladı.
Tak...
Tak...
Tak...
Hiç kimseyi acele ettirmeyen, kendinden emin adımlar...
Koridorun sonundaki gölge yavaşça aydınlığa çıktı.
Takım elbiseli yaşlı bir adam...
Saçlarına düşen aklar...
Sakin bir yüz ifadesi...
Adam doğrudan Alev'e baktı.
Sonra gözlerini Tuna'ya çevirdi.
Ve hafifçe gülümsedi.
"Yıllar sonra..."
"...üç çocuğumu da yeniden bir arada görmek güzel."
Tuna'nın kalbi duracak gibi oldu.
"Üç..."
"...çocuğun mu?"
Adam gülümsemeye devam etti.
"Evet."
"Sen..."
"Alev..."
"Ve Eftalya."
Odanın içindeki herkes donup kaldı.
Adam son cümlesini söylerken gözlerini Tuna'dan ayırmadı.
«"Çünkü sizi ben büyüttüm."»