Koridorda yankılanan ayak sesleri bütün binayı sessizliğe gömdü.
Tak...
Tak...
Tak...
Takım elbiseli yaşlı adam ağır adımlarla laboratuvara girdi.
Arkasında dört silahlı adam vardı.
Hiçbiri silahını doğrultmuyordu.
Çünkü buna ihtiyaçları yokmuş gibi davranıyorlardı.
Yaşlı adam etrafına göz gezdirdi.
Sonra bakışları tek tek herkesin üzerinde dolaştı.
En son Alev'de durdu.
"...Demek sonunda büyüdün."
Alev dişlerini sıktı.
"Yaklaşma."
Adam hafifçe gülümsedi.
"Korkmana gerek yok."
"Benden korkmuyorum."
"Öyleyse neden ellerin titriyor?"
Alev farkında olmadan yumruklarını sıkmıştı.
---
Tuna adamın önüne geçti.
"Bir adım daha atarsan seni tutuklarım."
Yaşlı adam gülmeye başladı.
"Sen gerçekten asker olmuşsun."
Tuna'nın kaşları çatıldı.
"Ben seni tanımıyorum."
"Sen beni tanımıyorsun."
"Ama ben seni tanıyorum."
Adam ceketinin cebinden eski, ahşap bir oyuncak araba çıkardı.
Oyuncağın tekerleklerinden biri kırılmıştı.
"Bunu hatırlıyor musun... Umut?"
Laboratuvarda herkes aynı anda Tuna'ya döndü.
Tuna'nın yüzü bembeyaz olmuştu.
Oyuncağa baktıkça zihninde parçalanmış görüntüler beliriyordu.
Yağmurlu bir bahçe...
Bir çocuk...
Bir kadın kahkahası...
Ve aynı oyuncak...
Başını tuttu.
"Ben..."
"...hatırlayamıyorum."
Adam oyuncağı cebine geri koydu.
"Hatırlamanı zaten istemediler."
---
Aras öne çıktı.
"Yeter."
"Yıllardır çocukların hayatıyla oynadın."
"Artık bitecek."
Yaşlı adam başını iki yana salladı.
"Hayır Aras."
"Bitmeyecek."
"Çünkü hâlâ bilmediğin şeyler var."
Aras sertçe karşılık verdi.
"Senden öğrenecek hiçbir şeyim yok."
Adam bu kez ilk defa ciddileşti.
"Baran yaşıyor."
Laboratuvarda zaman durmuş gibiydi.
Alev'in dizlerinin bağı çözüldü.
"...Ne dedin?"
"Baran Arın yaşıyor."
Alev'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Babam..."
"...ölmedi mi?"
Adam başını salladı.
"Ölmedi."
"O zaman..."
"...nerede?"
Adam cevap vermedi.
Yalnızca cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta sakallı, yorgun bir adam uzaktan çekilmişti.
Bir dağın yamacında duruyordu.
Alev fotoğrafa yaklaşınca nefesi kesildi.
Adamın yüzü...
Kendi yüzüne çok benziyordu.
---
"Yalan söylüyor!"
diye bağırdı Aras.
"Fotoğraf montaj olabilir."
Adam gülümsedi.
"Olabilir."
"Olmayabilir de."
Sonra Alev'e döndü.
"Baban seni hiçbir zaman terk etmedi."
"Seni korumaya çalıştı."
"Ama seni benden de kurtaramadı."
Alev'in gözlerinde öfke büyüyordu.
"Beni neden seçtin?"
Adam uzun süre sustu.
Sonra ilk kez maskesini indirdi.
"Çünkü sen annene benziyorsun."
"Annen..."
"...bana karşı çıkan ilk kişiydi."
Bu cümleyle odadaki herkes anladı.
Bu adamın yaptığı hiçbir şey para için değildi.
Bu, yıllardır süren saplantılı bir güç takıntısıydı.
---
Tam o anda dışarıdan silah sesleri yükseldi.
Tak!
Tak!
Tak!
Patron'un adamları irkildi.
Koridorun sonunda bağırışlar duyuluyordu.
Yaşlı adam kaşlarını çattı.
"Kim cesaret etti?"
Bir adam koşarak içeri girdi.
"Efendim!"
"Dışarıdan saldırı var."
"Kim?"
"Kim olduklarını bilmiyoruz."
Patron sinirle bağırdı.
"Kaç kişiler?"
Adam nefes nefese cevap verdi.
"Altı kişi."
Patron kahkaha attı.
"Altı kişi mi?"
"Benim elli adamıma karşı?"
Tam bunu söylediği sırada...
Koridordan iki el ateş edildi.
Patron'un iki adamı yere düştü.
Ardından ağır adımlar duyuldu.
Bu adımlar diğerlerine benzemiyordu.
Kararlı...
Sakin...
Ve hiç acele etmeyen adımlar...
Koridorun ucunda siyah montlu uzun boylu bir adam belirdi.
Yüzü sakallarla kaplıydı.
Omzundan kan sızıyordu.
Ama yürümeye devam ediyordu.
Elindeki tabancayı yavaşça yere bıraktı.
Bakışları yalnızca tek bir kişiyi arıyordu.
Alev.
İkisi ilk kez göz göze geldi.
Adamın dudakları titredi.
Yıllardır kurduğu onlarca cümle, tek bir kelimeye dönüştü.
"...Alev."
Alev'in kalbi duracak gibi oldu.
Hayatında ilk kez gördüğü bu adamın gözlerinde garip bir sıcaklık vardı.
Adamın gözleri dolmuştu.
Titreyen sesiyle tekrar konuştu.
"Kızım..."
Laboratuvarda ölüm sessizliği oluştu.
Patron bile ilk kez gülmeyi bırakmıştı.
Baran Arın sonunda ortaya çıkmıştı.
Ve yıllardır beklediği an, tam karşısında duruyordu.