Otel müdürü telefonu cebine koyarken yüzündeki gergin ifade bir anda kayboldu.
Sanki birkaç saniye önce gizlice mesaj atan kişi o değilmiş gibi masaya doğru yürüdü.
"Umarım kahvaltıdan memnunsunuzdur."
Kıvanç kısa bir bakış attı.
"Teşekkür ederiz."
Müdür başını eğip uzaklaştı.
Fakat Tuna'nın gözünden hiçbir ayrıntı kaçmamıştı.
Müdürün sağ elinde...
Gümüş renkli büyük bir yüzük vardı.
Tam güvenlik kamerasındaki kişiyle aynı model.
Tuna belli etmeden ayağa kalktı.
Müdür restorandan çıkınca sessizce peşine takıldı.
---
Koridor bomboştu.
Müdür hızlı adımlarla personel bölümüne geçti.
Etrafına bakındı.
Kimsenin olmadığını anlayınca cebinden ikinci bir telefon çıkardı.
Tam arama yapacağı sırada...
"Soğuk havada iki telefon taşımak zor olmuyor mu?"
Tuna'nın sesi koridorda yankılandı.
Müdür irkilerek arkasını döndü.
"K... Kaptan."
"Elindeki telefonu ver."
"Neden?"
"Çünkü az önce misafir değil, birilerine rapor verdin."
Müdür zoraki gülümsedi.
"Yanlış anladınız."
"Ben kolay kolay yanlış anlamam."
Tuna bir adım daha yaklaştı.
Tam telefonu alacağı sırada müdür aniden onu Tuna'nın yüzüne doğru fırlattı.
Telefon yere çarpınca ekranı parçalandı.
Aynı anda koridorun sonundaki acil çıkış kapısını açıp kaçmaya başladı.
"Dur!"
Tuna peşinden koştu.
---
Merdiven boşluğunda nefes nefese bir kovalamaca başladı.
Müdür iki kat aşağı indi.
Kapıyı iterek otelin mutfağına girdi.
Aşçılar ne olduğunu anlayamadan kenara çekildi.
Müdür arka kapıdan bahçeye çıktı.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Ayağı ıslak zeminde kaydı.
Tam yeniden ayağa kalkacakken Tuna yetişti.
Yakasından sertçe tuttu.
"Kaçmak büyük hata."
Müdür çırpındı.
"Beni bırakırsanız size her şeyi anlatırım."
"Önce konuş."
Müdür korkuyla yutkundu.
"Ben sadece mesaj taşıyordum."
"Kime?"
"Bilmiyorum."
"Yalan."
"Gerçekten bilmiyorum!"
"Mesajları kim gönderiyordu?"
Müdür başını eğdi.
"Bana sadece bir numara ulaşıyordu."
"Talimatları uygulamazsam..."
"...ailemi öldüreceklerini söylediler."
Tuna'nın yüzündeki sert ifade değişmedi.
"Son talimat neydi?"
Müdür tam konuşacakken...
Uzakta keskin bir patlama sesi duyuldu.
Bir araba büyük bir gürültüyle otelin demir kapısına çarpmıştı.
---
Lobide panik başlamıştı.
Misafirler bağırarak dışarı kaçıyor, güvenlik görevlileri çevreyi boşaltmaya çalışıyordu.
Kıvanç hemen bahçeye çıktı.
Kapıya çarpan araç boştu.
Motor hâlâ çalışıyordu.
Sürücü koltuğunda yalnızca siyah bir zarf vardı.
Kıvanç zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta küçük yaşlardaki Alev ve Eftalya, eski bir konağın bahçesinde oynuyordu.
Ancak bu kez daha önce fark edilmeyen biri vardı.
İki kızın arkasında duran uzun boylu bir adam.
Yüzü net görünmüyordu.
Fotoğrafın arkasında şu cümle yazıyordu:
«"Çocuklar her şeyi unutur. Büyükler unuttuklarını sanır."»
Tam o sırada Alev fotoğrafı Kıvanç'ın elinden aldı.
Dakikalarca adama baktı.
Sonra gözleri doldu.
"Bu adamı..."
"...hatırlıyorum."
Eftalya şaşkınlıkla kardeşine döndü.
"Kim?"
Alev başını tutarak geriye sendeledi.
"Adını bilmiyorum."
"Ama..."
"...yangından önce bize masal anlatırdı."
Nur Hanım'ın elindeki baston yere düştü.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
Fısıltıyla tek bir isim söyledi.
"...Aras."
Bu isim ilk kez duyuluyordu.
Tuna hemen annesine döndü.
"Aras kim?"
Nur Hanım cevap vermedi.
Sadece gözlerini fotoğraftan ayırmadan mırıldandı:
"Demek gerçekten geri döndün..."