Öğle arası geldiğinde okulun o klostrofobik havasından kaçmak için bahçenin en ücra köşesindeki çardaklara doğru ilerledim. Yanımda getirdiğim soğuk kahvemi yudumlarken, kafamı dinlemeyi umuyordum.
Ama tabii ki bu okulda iki dakika yalnız kalmak imkansızdı.
"Buraya oturabilir miyiz? Bahçenin diğer tarafı tam bir tımarhane de."
Kafamı kaldırdım. Karşımda iki tip duruyordu. Biri elinde tostla dikilen,zayıf ve oldukça sevimli duran bir çocuk; diğeri ise üzerinde bol bir müzik grubu tişörtü olan, kulağında kulaklığı asılı duran daha sakin biri.
Gözlüğümü burnumun üstünde düzeltip ölü bakışlarımla ikisini süzdüm. "Oturun ama yüksek sesle konuşursanız tostu kafanıza atarım," dedim düz bir sesle.
"Anlaştık," dedi gözlüklü olan, gülerek karşıma kuruldu. "Ben Arda, bu da Batu.12-A’danız. Senden bahsetmeyen kalmadı zaten, okulun yeni efsanesisin."
("Efsane değil, sadece gerizekalılara laf yetiştiren düz bir insanım amk.")
"Neymiş efsanem?" dedim kahvemden bir yudum alarak.
"Görkem’e güneş kremi öneren, Efe’yi kantinde nakavt eden tek kişisin," dedi Batu sırıtarak. "Normalde bu okulda gruplar birbirini yer ama sen ilk günden hepsine takılmadan geçtin."
"Ne grubu amk, burası lise değil mi?" dedim tek kaşımı kaldırarak.
Arda tostundan bir ısırık alıp heyecanla öne eğildi. "Bak kanka, şimdi sana bu okulun haritasını çıkarayım. Çünkü 900 erkeğin arasında hayatta kalmak istiyorsan kimin ne mal olduğunu bilmen lazım."
Parmağıyla ilk olarak basket sahasını gösterdi. "Oradakiler Sporcular. Başlarında kantindeki Efe var. Genelde kafaları sadece kas yapmaya ve futbol muhabbetine basar. Tehlikesizdirler ama çok bağırırlar."
Sonra okulumuzun arka bahçesindeki duvar dibini işaret etti. "Şu duvara tünemiş, sürekli sigara içip artistlik yapanlar Piyasa Çetesi. Okulun zengin ve yavşak tipleri. Onlara hiç bulaşma, laf anlamazlar."
Batu araya girdi. "Bir de senin sıradaki Görkem’in dahil olduğu Gotik / Yalnızlar tayfası var. Onlar tehlikeli olduklarından değil, aşırı drama kraliçesi olduklarından yorar. Zaten Görkem onların lideri gibi bir şeydi, sen çocuğun karizmayı ilk dersten çizdin."
( "Piyasa çetesi, sporcular, gotikler... Şaka gibi amk. RPG oyunu mu oynuyoruz burada?")
"Siz hangi gruptasınız?" diye sordum ikisine bakarak.
Arda sırıttı. "Biz Hayatta Kalmaya Çalışanlar grubuyuz. Dersimize bakarız, sınav geçeriz, kimsenin radarına girmeden mezun olmaya çalışırız."
"Güzel," dedim kahve kutusunu ezerek. "Ben de o gruba dahilim o zaman. Ama bir şartla; bana kimse 'yenge' ya da 'yeni kız' demeyecek."
"Anlaştık Lara," dedi Batu.
Tam o sırada çardağın yanından geçen Piyasa Çetesi'nden iki tip bize doğru baktı. Elemanlardan biri piç bir gülüşle, "Ooo Hayatta Kalanlar kendilerine kraliçe mi bulmuş?" diye seslendi.
Arda ve Batu anında gerildi. Ben ise hiç istifimi bozmadan kafamı o tarafa çevirdim. Sol elimle gözlüğümü düzelttim. Yüzümdeki o en ölü, en ruhsuz bakışımı elemanın suratına diktim.
"Kanka kraliçe değilim ama az sonra o lafı sana yedirecek kişiyim. Yoluna git istersen," dedim sesi hiç yükseltmeden.
Eleman o buz gibi ses tonunu ve sıfır mimikli suratımı görünce gülüşü yüzünde dondu. Yanındaki arkadaşı kolundan çekip "Yürü kanka boş ver" diye mırıldandı ve uzaklaştılar.
Arda gözlerini açmış bana bakıyordu. "Oğlum sen gerçekten bu okulun kimyasını bozdun lan."
"Karakterim bu," dedim ayağa kalkarak. "Sınıfa gidiyorum ben, zilin çalmasına az kaldı."
İlk defa bu okulda kafa dengi iki insan bulmuştum. En azından bundan sonra öğle aralarında tek başıma dikilmek zorunda kalmayacaktım.
