Ciğerlerime dolan o küçük hava dalgası zihnimdeki karanlığı dağıtmaya yetmedi. Görkem’in buz gibi göğsüne kenetlenen parmaklarım yavaşça gevşedi, göz kapaklarım kurşun gibi ağırlaştı ve dünyayla olan son bağım da koptu. Bayılmıştım.
Gözlerimi açtığımda burnuma dolan o keskin dezenfektan kokusu ve tepemdeki beyaz florasan ışığı nerede olduğumu anında belli etti.
Hastanenin acil servisindeydim. Kolumda bir serum takılıydı. Yatak başındaki monitör bip sesleriyle nabzımı sayıyordu. Zihnim hâlâ bulanıktı ama vücudumdaki o ağır kriz hissi serumun etkisiyle biraz olsun yatışmıştı.
Bakışlarımı odanın köşesine çevirdiğimde Görkem’i gördüm.
Sırtını karanlık duvara yaslamış, kollarını göğsünde birleştirmiş duruyordu. Siyah kapüşonunu geriye çekmişti. Kireç gibi beyaz teni ve o pürüzsüz, yırtıcı yüzü hastanenin steril ışığında daha da tekinsiz duruyordu. Doktorların veya hemşirelerin onun hakkında ne düşündüğünü umursamadığı her halinden belliydi.
"Uyandın," dedi. Sesi o kadar düz ve soğuktu ki odadaki sıcaklığı yine birkaç tık düşürdü.
"Sen..." dedim pürüzlü ve kısık bir sesle. "Beni buraya sen mi getirdin?"
"Nefes almayı bıraktın Lara," dedi, duvardan ayrılıp yatağın kenarına doğru yavaş adımlarla yürüyerek. "Acildeki doktora aşırı doz anksiyete atağı geçirdiğini söyledim. Serumun bitmek üzere, birazdan çıkaracaklar."
Bir süre konuşmadık. Serum bittiğinde gelen hemşire damar yolumu çıkarıp reçeteyi elime tutuşturdu. Hastaneden çıkıp bir taksiye atladık. Yol boyunca ikimizden de tek kelime çıkmadı.
Eve vardığımızda taksiden indik. Görkem önden yürüyüp kırık sokak kapısının önüne geldi. Dün gece yerinden söktüğü çelik kapıyı bir şekilde geçici olarak yerine oturtmuştu ama kilit mekanizması tamamen patlamış durumdaydı.
İçeri girdik. Ben salondaki koltuğa yorgunlukla çökerken Görkem kapıyı arkasından itip kapatmaya çalıştı.
"Kapımın parasını ödeyeceksin," dedim koltuğa yaslanıp gözlerimi kapatarak. "Ayı gibi kırdın geçtin."
Görkem salona girdi. Çantamı ve montumu kenara bıraktı. Ardından tam karşımdaki berjere oturdu, öne doğru eğilip ellerini kenetledi. Bakışları doğrudan gözlerime kilitlendi.
"Ev Eşyaları umurumda değil," dedi Görkem. Sesi ciddiyetle kısıldı. "Eşyalarımı buraya getireceğim."
"Ne?" dedim hızla gözlerimi açıp yatakta doğrulurken. "Ne eşyası amk?"
"Buraya yerleşiyorum," dedi düz bir sesle.
"Sen kafayı mı yedin Görkem?" dedim sinirle ayağa kalkarak. Zihnimdeki o uyuşukluk bir anda yerini öfkeye bıraktı. "Ne demek buraya yerleşiyorum? Burası benim evim! Sen benim neyimsin ki benimle aynı evde yaşayacaksın?"
Görkem de oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. Aramızdaki mesafe kısaldı ama bu sefer üzerime yürümedi.
"Dün gece ölüyordun Lara," dedi. Sesi ilk defa bu kadar baskın ve tavizsizdi. "Zihnindeki o krizler, kullandığın o lanet haplar seni bitiriyor. Evde yalnızken nöbet geçirdiğinde yanında kimse yoktu. Telefona bakmıyorsun, kapıyı açmıyorsun. Bir dahakine kapıyı kırmam yetişmeme yetmeyebilir."
"Sana ne bundan?" diye bağırdım. "Benim hayatım, benim krizim! Seni ilgilendirmez! Ben tek başıma yaşamaya alıştım, evimde bir vampir nöbetçisi istemiyorum!"
Görkem’in gözlerindeki o katıksız kızıllık aniden parladı. Çene kasları kasıldı.
"Benimle pazarlık yapamazsın," dedi, sesi odayı titretecek kadar derin bir hırıltıyla çıkarak. "İster kabul et ister etme. O kriz anlarında senin yanında olacağım. Kanının kokusu solmadan, nefesin kesilmeden müdahale edeceğim. İster her gün benimle kavga et, ister yüzüme bakma... Ama bu evden gitmiyorum."
"Bana bak Görkem," dedim işaret parmağımı göğsüne doğru sallayarak. "Senin o korumacı şizofrenliklerini çekmek zorunda değilim! Haddini bil!"
Görkem parmağımı tutmadı, geri de çekilmedi. Sadece gözlerimin içine dik dik baktı. Yüzündeki o sıfır mimikli, katı ifade kararının kesin olduğunu gösteriyordu. Karşımda bir insan yoktu; kafasına bir şeyi koyduğunda dünyayı yakacak bir yaratık duruyordu.
"Yedek anahtarın yok," dedim öfkeyle soluyarak, pes ettiğimi belli eden o kırgın ve sinirli tonla. "Ve o kırık kapıyı tamir ettirmezsen salondaki koltukta yatarsın. Tek bir eşyama dokunursan da seni bu evden kovarım."
Görkem’in üst dudağı hafifçe kıvrıldı. Sivri dişinin ucu karanlıkta milimlik belirdi.
"Koltuk uyar," dedi pürüzsüz bir sesle.
Öfkeyle arkamı dönüp yatak odama yürüdüm ve kapıyı yüzüne sertçe kapattım. Yatağa atladığımda öfkeden deliye dönmüştüm ama içten içe... Dün geceki o boğulma anında bana dokunan o buz gibi ellerin yarattığı güven duygusunu tamamen reddedemiyordum. Ve böylece, aynı çatının altında yaşayacağımız o tekinsiz dönem resmen başlamış oldu.