İçeriğe geç

TEK BAŞINA

Bölüm 22 · 3 dk okuma

TEK BAŞINA

Bölüm 22

KAPANAN KAPILAR

Görkem kantinden çıktıktan sonra masada kalan o buz gibi hava bir türlü dağılmadı. Arda sinirden çene kaslarını sıkmış arkasından bakıyordu.

"Oğlum bu çocuğun derdi ne harbi?" dedi Efe, elindeki meyve suyu kutusunu masaya bırakarak. "Bir gün tam tekmeyi basacağım, haberiniz olsun."

"Uzatmayın," dedim çayımdan bir yudum alıp araya net bir çizgi çekerek. Arda’nın elimi tutmaya yeltendiğini fark ettiğim an elimi masadaki çay bardağına kaydırdım. Arda’nın bana karşı olan ilgisinin, o korumacı tavrının farkındaydım ama pat diye fiziksel temas kurulmasından kesinlikle hoşlanmıyordum. Benim bünyem de zihnim de mesafe severdi.

Okul çıkışında Arda beni yine eve kadar yürütmek istedi. Apartmanın önüne geldiğimizde Arda eğilip yanağımdan öpmeye yeltendi.

Hemen bir adım geri çekilip elimi araya koydum. "Arda, yapma."

Arda şaşkınlıkla duraksadı. "Lara? Yanlış bir şey mi yaptım?"

"İyi çocuksun Arda, krizlerimde yanımda olmanı da takdir ediyorum," dedim düz bir sesle. "Ama ben öyle vıcık vıcık temaslardan, pat diye fiziki sınırlara girilmesinden hoşlanmam. Aramızdaki mesafeyi koruyalım."

Arda’nın yüzü bir anlığına düşse de zoraki gülümsedi. "Tamam... Nasıl istersen. İyi akşamlar."

Eve girip sokak kapısını arkamdan kilitledim. Çantamı salondaki koltuğa atıp banyoya geçtim. Elimi yüzümü yıkarken aynadaki yorgun suretime baktım. Anksiyete haplarının verdiği o uyuşukluk hâlâ üzerimdeydi ama akşamın getirdiği o tuhaf gerilim içimi kıpır kıpır ediyordu.

Banyodan çıkıp odama geçtiğimde, havanın bir anda dondurucu bir soğukluğa büründüğünü hissettim.

Görkem oradaydı.

Yatak odamdaki pencerenin kenarında, gölgelerin tam ortasında dikiliyordu. Siyah kapüşonunu geriye atmıştı. Teni kireç kadar beyaz, bakışları ise kantinde bıraktığından çok daha yırtıcı ve karanlıktı.

"Okulda 'yarım kalmış mevzularımız var' demiştin," dedim gardrobun kapağına yaslanıp kollarımı göğsümde birleştirerek. "Beni kendi evimde basmak dışında bir iletişim yöntemin yok mu senin Görkem?"

Görkem tek bir adım bile atmadı ama havadaki o dondurucu aura bir anda odanın her köşesini sardı.

"O çocuğa sınır çizdin," dedi Görkem. Sesi bir fısıltı kadar pürüzsüz ama derinden gelen bir hırıltı kadar tehlikeliydi. "Kapının önünde seni öpmesine izin vermedin."

"Benim neye izin verip vermeyeceğimi Arda'yla aramdaki mesafe belirler," dedim dikleşerek. "Sen değil."

Görkem’in gözlerindeki o simsiyah irisler bir salisede genişledi. Göz açıp kapayıncaya kadar, insandışı bir akıcılıkla önümde belirdi. Öyle hızlı hareket etmişti ki rüzgarı saçlarımı geriye savurdu.

Sırtım garderobun ahşap kapağına sertçe çarptı.

Görkem iki elini de başımın iki yanına, ahşaba dayadı. Beni tamamen kendi bedeninin ve soğukluğunun arasına hapsetti. Yüzünü yüzüme o kadar yaklaştırdı ki, dudaklarından dökülen nefessiz dondurucu sıcaklık doğrudan dudaklarıma vurdu.

"Yanlış," diye fısıldadı Görkem. Sesi artık tamamen boğuk, yırtıcı bir arzuyla kısıktı. "Senin sınırlarını ben belirliyorum Lara. O gün tuvalette, dün gece odanda kanının kokusunu içime çektiğim an bu sınır çekildi."

Nefesim tıkandı. İçimdeki anksiyete sireni çalması gerekiyordu ama aksine, tenimin altından yukarı doğru yayılan devasa bir sıcaklık dalgası her yerimi sardı.

Görkem sağ elini ahşaptan çekip yavaşça boynuma indirdi. Soğuk ve sert parmakları şahdamarımın üzerine bastırdı. Hızlı hızlı atan nabzımı parmaklarının ucunda hissettiğinde üst dudağı hafifçe kıvrıldı; sivri dişlerinin o keskin uçları karanlıkta parıldadı.

"Nabzın çıldırıyor..." dedi, dudaklarını boynumun tam o sıcak noktasına dokundurarak. Buz gibi dudakları derimde iz bırakırken içimden dev bir elektrik akımı geçti. "Korkudan mı... Yoksa seni böyle tuttuğum için mi?"

"Senden korkmadığımı biliyorsun," dedim fısıltıyla. Sesim pürüzlü çıkmıştı. Ellerimi kaldırıp onun o dondurucu soğukluktaki sert göğsüne dayadım. İtmek istiyordum ama parmaklarım tişörtünün kumaşını kavradı.

Görkem hafifçe hırladı. Dudaklarını boynumdan yukarı, çene çizgime doğru kaydırdı. Sıcak nefesim doğrudan onun dudaklarına çarpıyordu. Bakışları alt dudağıma kilitlendi.

"Beni çıldırtıyorsun," dedi Görkem. Parmakları boynumdan aşağı kayıp kazağımın üzerinden belimi sıkıca kavradı. Beni tamamen kendi sert bedenine yapıştırdı. Soğuk ve sıcağın bu tehlikeli teması odadaki tüm oksijeni tüketti. "O ezik insanların dokunuşuna tahammül edemiyorum. Çünkü sen... Sadece benim avımsın. Benim krizimsin."

"Avın mıyım..." diye fısıldadım, başımı hafifçe geriye atıp doğrudan gözlerinin içine bakarak. "O zaman neyi bekliyorsun Görkem?"

Görkem’in gözlerinde çakan o katıksız kızıllığı gördüm. Kontrolünü tamamen kaybetmek üzereydi. Belimdeki tutuşunu daha da sertleştirip dudaklarını dudaklarıma bastırdığı an aramızdaki son fırtına da koptu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.