İçeriğe geç

TEK BAŞINA

Bölüm 17 · 4 dk okuma

TEK BAŞINA

Bölüm 17

ANATOMİ DERSİ

Kabinin içinde jet hızıyla üzerimi değiştirip Görkem’in getirdiği eşofmanı giydim. Çıktığımda Görkem hâlâ kapının önünde bir heykel gibi kilitli duruyordu.

"Çık şuradan, ben kapıyı açacağım," dedim fısıltıyla.

Görkem gözlerini devirerek arkadaki pencereye doğru tek bir süzülüşle kaydı. Ben tuvaletin kilitli kapısını açtığım an Arda içeri daldı. Gözleri panik doluydu, elinde kantinden aldığı sıcak su torbası ve bir çikolata vardı.

"Lara! İyi misin, öldüm meraktan!" dedi Arda, omuzlarımdan tutup beni süzerek. Sonra bir anda duraksadı. Bakışları üzerimdeki siyah okul etrafından çıkıp giydiğim gri eşofmana kaydı. "Sen... Sen üzerini mi değiştirdin?"

"Şey... Evet," dedim kekeleyerek. ("Ulan Görkem, beni düşürdüğün hallere bak.") "Yedek vardı çantamda, sancıdan sırılsıklam terledim de değiştirdim."

Arda’nın kaşları çatıldı. Bakışları kapının kilidine, sonra da tuvaletin boş koridoruna kaydı. "İyi de kızlar tuvaletinde senden başka kimse yoktu, kapı niye içeriden kilitliydi? Bir de çantan sınıftaydı Lara, ne yedek eşofmanı?"

Zihnimdeki anksiyete sireni yine çalmaya başladı. Arda salak bir çocuk değildi, detayları anında yakalıyordu.

"Arda cidden karnım ikiye bölünüyor, şu an beni sorgulama gözünü seveyim," dedim karnımı tutarak. "Beni eve götürür müsün?"

Arda’nın gözlerindeki şüphe silinmedi ama halimi görünce uzatmadı. Elindeki sıcak su torbasını bana verip koluma girdi. "Tamam, yürü gidelim."

Eve geldiğimizde Arda beni salona kadar bıraktı, biraz oturmak istedi ama "Yalnız kalıp yatmam lazım" diyerek onu kibarca sepetledim. Kapıyı arkasından kilitleyip salona geçtiğimde hiç şaşırmadığım o buz gibi hava yine yüzüme çarptı.

Görkem salondaki orta masanın kenarında dikiliyordu. Masanın üzerinde üç dev boy çikolata, bir kutu ağrı kesici ve sıcak su torbası duruyordu.

"Yine mi sen amk?" dedim koltuğa kendimi fırlatarak. "Bu sefer camdan mı girdin bacadan mı?"

Görkem masadaki çikolataları işaret etti. Bakışlarında ilk defa o üstenci, yırtıcı havadan ziyade garip bir çaresizlik ve acemilik vardı.

"İnternetten baktım," dedi düz bir sesle. Yüzünü hafifçe büzmüştü. "İnsan dişilerinin bu dönemlerinde şeker, sıcaklık ve ağrı kesiciye ihtiyaç duyduğu yazıyordu. Bunları... Bunları aldım."

Gözlerimi devirip koltukta bacaklarımı karnıma doğru çektim. ("Yüzyıllık vampir gelmiş bana regl kiti hazırlamış, şaka gibi ortam.")

"Aferin, Google'a 'regl olan insana ne alınır' yazmışsın tebrik ederim," dedim çikolatalardan birini açarak. "Ama evime pat diye girmeyi kessen daha çok yardımcı olursun."

Görkem yavaş adımlarla koltuğun karşısındaki berjere oturdu. Teni hâlâ kireç gibiydi ama kokuma alışmaya çalışıyor gibi derin nefesler alıyordu.

"Ben... Daha önce böyle bir durumla karşılaşmadım," dedi Görkem. Sesi pürüzsüz ama hafiftan mahcuptu. "Bizi yetiştirenler ya da çevremdekiler... Bizim türümüzde böyle şeyler olmaz. Kan kokusunu ilk aldığımda senin yaralandığını ve birinin seni avladığını sandım. Ama sonra bu... Başka bir şeydi."

"Biyoloji dersi vermemi ister misin Görkem?" dedim çikolatadan dev bir ısırık alarak. "Yumurtalıklar, hormonlar falan?"

"Bana anlatabilirsin," dedi ciddiyetle. Gözlerimin içine baktı. "Bu dönemlerinde sana nasıl yardımcı olmam gerektiğini anlat. Ne zaman neye ihtiyacın olursa... Bir dahakine tuvalette kriz yaşamanı istemiyorum."

Görkem’in bu garip, korumacı ve tamamen tecrübesiz hali içimdeki o öfkeyi bir anlığına sildi. Bir vampirin regl rehberliği istemesi kadar absürt bir şey olamazdı ama adam aşırı ciddiydi.

"Tamam, bir dahakine sancım başladığında bana saldırmak yerine çikolata getirirsin olur biter," dedim.

Görkem hafifçe öne eğildi. Bakışları daha da derinleşti, çene kasları kasıldı.

"Bir şey soracağım Lara," dedi kısık bir sesle. "İki aydır seninle yan yana oturuyorum. Kanının kokusunu, ritmini, vücudunun kimyasını her gün ezberledim. Ama daha önce bu kokuyu hiç almamıştım. Neden daha önce olmadın da... Şimdi oldun?"

Soruyla birlikte elimdeki çikolata havada kaldı.

"Kişisel sorulara girme" dedim gözlerimi kaçırarak.

"Lara," dedi Görkem, sesi emredici bir hal aldı. "Kuzeydeki türler kanın kimyasındaki en ufak değişimi anlar. İki aydır hormonların tamamen uykudaydı. Vücudun sanki bir şeyleri bastırıyordu. Ne değişti?"

"İlaçlar amk, oldu mu?!" diye çıkıştım, sesim salonda yankılandı. "Polikistik overim var, üstüne bir kucak anksiyete ve antidepresan hapı içiyorum! Hormonlarım zaten çorba gibi! Son birkaç haftadır geçirdiğim krizler ve yaşadığım stres yüzünden bünye kafayı yedi, anca regl olabildim. Doydun mu meraktan?"

Görkem donup kaldı. Gözleri masanın üzerindeki plastik ilaç kutuma kaydı.

"Sen... İlaç mı kullanıyorsun?" dedi fısıltıyla. Sanki zihninde bir şeyler oturyordu. "Zihnindeki o anormallik, dalgalanmalar... O yüzden mi kokun bazen bu kadar keskin ve acı geliyordu?"

"Evet beyefendi, ben arızalı bir insanım," dedim sırtımı koltuğa dayayarak. "Anksiyetem var, beynim kimyasal çöplük. Şaşırdın mı? Vampir dünyasında antidepresan alan av yok muydu?"

Görkem ayağa kalktı. Bu sefer tehditkar değildi. Yavaşça koltuğumun yanına kadar geldi. Buz gibi elini uzatıp tam alnımın kenarındaki soğuk ter damlasını parmağıyla sildi.

"Arızalı değilsin," dedi Görkem, sesi ilk defa bu kadar yumuşaktı. "Sadece... Çok fazla acı taşıyorsun."

Teni dondurucuydu ama parmağının dokunuşu içimdeki o anksiyete kasırgasını garip bir şekilde durdurdu. Bakışlarımız kilitlendi.

Tam o sırada cebimdeki telefon çalmaya başladı. Ekranda "Arda Arıyor..." yazısını gördüğümde Görkem’in eli anında geriye çekildi ve gözlerindeki o karanlık kızıllık saniyeler içinde geri döndü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.