Krizin ardından okulun kalan saatleri benim için tam bir sis bulutu gibi geçti. Arda bir an olsun yanımdan ayrılmamıştı. Bahçedeki o andan sonra aramızdaki aura gözle görülür şekilde değişmişti. Artık sadece okulda geyik yaptığım "kankam" değil, zihnimin en karanlık anında tutunduğum bir sığınak gibiydi. Eve dönerken bile beni kapıma kadar geçirdi.
"Okula gelmek istemezsen haber ver, notları ben getiririm Lara," dedi kapının önünde. Elini gayriihtiyari omzuma koydu, başparmağıyla hafifçe dokundu.
"Sağ ol Arda, cidden..." dedim. Gözlerinin içine bakarken içimde garip bir sıcaklık belirdi ama aynı zamanda zihnimin köşesindeki anksiyete uyarısı da çalıyordu. İnsanlara bu kadar yakınlaşmak bende hep tehlike çanlarını çaldırırdı.
Arda gittikten sonra eve girip kapıyı kilitledim. Havanın kararmasıyla birlikte Kasım soğuğu camlara vurmaya başladı. İlaçlarımı içip salondaki koltuğa uzandım. Kafamda hem Arda’nın o korumacı dokunuşları hem de Görkem’in bahçe kapısındaki o karanlık, tehlikeli bakışları dönüp duruyordu.
("Arda’ya sığınmam niye o çocuğun bu kadar zoruna gitti? Sanki onun malıymışım gibi bakıyordu.")
Gece yarısı saat 01:30 civarı dışarıdaki rüzgarın uğultusuyla uyandım. Ev buz gibiydi. Üzerimdeki battaniyeye iyice sarınıp mutfağa doğru yürüdüm.
Tam su bardağını doldururken, 2. kattaki dairemin fransız balkonunun camına sert bir şey vurdu.
"Tık. Tık."
Dondum kaldım. Bardağı masaya nasıl koyduğumu bilemedim.
("Noluyor amk? İkinci kattayım ben, camıma ne vurabilir?")
Elim hafifçe titreyerek salona geçtim. Balkonun kalın perdeleri çekiliydi ama perdenin arkasında bir karartı duruyordu. İkinci katın balkon demirlerinde biri duruyordu.
İçimdeki anksiyete yine tırmanmaya başladı ama bu sefer ilacın verdiği o uyuşuk cesaretle yavaşça perdeye yaklaştım. Perdeyi tek bir hamlede kenara çektim.
Görkem oradaydı.
Dışarıdaki dondurucu soğukta üzerinde sadece siyah bir tişörtle, balkonun daracık demirinin üzerinde imkansız bir dengeyle duruyordu. Gece sokağın sarı lambası arkasından vuruyordu ama gözlerindeki o karanlık net bir şekilde belliydi.
Kilidi açıp balkona açılan camı hafifçe araladım. İçeriye anında buz gibi bir rüzgar doldu.
"Ne bok yiyorsun sen burada?!" diye fısıldayarak bağırdım. "İkinci kattayız amk, düşüp gebermek mi istiyorsun?"
Görkem içeriye doğru bir adım attı. Adımlarında en ufak bir ses, en ufak bir insani ağırlık yoktu. Yüzü kireç gibi solgundu, boynundaki damarlar hafifçe morarmıştı.
"Düşmem," dedi. Sesi o kadar derin ve pürüzsüzdü ki, salondaki havanın yoğunluğu değişti.
"Balkonumdan defol git Görkem," dedim geri çekilerek. Ellerimi göğsümde birleştirdim ama titrememi engelleyemiyordum. "Ne olduğunun farkındayım. O gün sınıftaki halin, kanı görünce çıldırman, soğukluğun... Ne boksun bilmiyorum ama benden uzak dur."
Görkem üzerime doğru bir adım daha attı. Aradaki mesafeyi tamamen kapattı. Teni gerçekten buz dolabı gibi cold bir dalga yayıyordu. Yüzünü yüzüme doğru eğdi, bakışları doğrudan gözlerimin içine kaydı.
"Senin ne düşündüğün umurumda değil Lara," dedi kısık ama tehditkar bir tonla. Gözleri bir anlığına karanlıkta garip bir kızıllıkla parıldar gibi oldu. "Ama o çocuk..."
"Arda mı?" dedim meydan okurcasına tek kaşımı kaldırarak. ("Yine başladı tipe bak amk.") "Arda benim arkadaşım. Bugün kriz geçirirken yanımda olan tek kişiydi."
Görkem’in çene kasları kasıldı. Elini kaldırıp tam boynumun yanındaki duvara sertçe dayadı. Ahşap duvardan "çatırdama" sesi geldi. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, nefes almadığını bir kez daha dehşetle fark ettim.
"Onun sana dokunmasından nefret ettim," dedi Görkem. Sesi resmen bir yırtıcının hırıltısı gibi çıkmıştı. "Senin etrafında dolanması, sana sarılması... Bir daha o çocuğun sana o kadar yakınlaşmasına izin verirsen, sonucuna katlanırsın."
"Sen benim neyimsin ki bana karışıyorsun lan?!" diye çıkıştım, sesim titrese de geri adım atmadım. "Vampir misin, yaratık mısın nesin bilmiyorum ama bana ne yapacağımı söyleyemezsin!"
Görkem gözlerini birkaç saniye kapattı, derin bir nefes alıp kendini dizginlemeye çalıştı. Sivri üst dişleri dudaklarının arasından bir anlığına belirdi.
"Ne olduğumu biliyorsun..." diye fısıldadı. "Ve inan bana Lara, o çocuğun kokusu senin üzerine sindiğinde kendimi kontrol etmekte zorlanıyorum. Kendini ve onu korumak istiyorsan Arda’dan uzak duracaksın."
Tek bir hamlede arkasını döndü, balkon demirine sıçradı ve gecenin karanlığına, aşağıdaki bahçeye hiç ses çıkarmadan atlayıp kayboldu.
Salonda tek başıma kaldım. Cam açık kalmıştı, buz gibi rüzgar yüzüme vuruyordu.
("Siktir... Gerçekten vampir amk. Ve benden, ya da daha doğrusu Arda’yla olan yakınlığımdan kafayı yemiş durumda.")
Şimdi kafamda devasa iki sorun vardı: Bir yanda bana iyi gelen, hislerimin kaydığı Arda; diğer yanda ise beni sahiplenmeye çalışan, sınırları aşan kan emici bir yaratık.