Yazim yanlışları affola. Keyifli okumalar.
------------
Han jisung'tan
Sabaha karşı birkaç saat daha uyumuştum. Şimdi kesinlikle daha iyi hissediyordum. Tabi fiziksel olarak. Metal olmaksa tamamen karma karışıktım.
Uyumadan önce son düşündüğüm şey minhonun sözleriydi. Ve uyandığımda ilk düşündüğüm şeyde o sözler olmustu.
Uyandığımda minho bıraktığım gibi sandalyede oturmuş beni izliyordu. Oysa onu o kadar uyarmıştım uyuması için. İnatçı iste.
Şimdi saat öğleden biraz önceydi ve çocuklar çoktan gelmişti. Herbirinin konuşmak istediği konular vardı fakat ben tamamen iyileşmeden o konuları acmiycak sadece benim moralimi düzeltecek şeylerden konusucaklardi, bunu davranışlarından çok rahat anlayabiliyordum.
Minho bur an olsun odadan ayrilmamaisti. Diğerleri ise bu odaya göre fazla kalabalık olduğumuz için bir süre durmuş sonra cikmisti. Tabi yinede kapı kapalı kalmıyordu çünkü hem chan hyung hem felix sürekli gelip gidiyordu. Chan hyungun gelme sebebi teknik konulardi, en son geldiğinde kendisi menajerim ve seungminin çıkış işlemleri için alt kata ineceğini söylemişti.
Felix ise... haylazlik peşindeydi. Arada telefonuyla gelip bana saçma videolar gosteriyo neşemi yerine getirmeyi deniyordu. Arada can sıkıntısından ne yaptığımı soruyordu. Bir ara odaya öyle hızlı girdi ki minho da bende yerimizden sıçradik. Kendini çok komik sanan fakat bunu yaparken 3 yaşında gibi görünüp çok şirin olan cizcivde bize katıla katıla güldü.
Yaklaşık iki saat bu döngüler devam etti.
Fakat bu döngüler de benim aklımda sürekli farklı düşünceler geçti. Ne zaman minho hyunga baksam yüzünde o aptal sırıtışı gördüm. Tamam mutlusun uyandım diye de niye öyle gülüyorsunki zaten kafam karışık isim zor daha da zorlastiriyorsun.
Her an dediklerini düşündüm. Normalde hiç bir sözü bu kadar kafaya takmazdim ama sorun sözlerde degildi. SORUN ŞU LANET KALP VE SES. Bana sürekli saçma(!) fikirler fısıldayan o salak ses beni delirtiyordu.
Bir kaç kere dusunceler arasında dalıp gittiğimde minho bir sorun olup olmadığını sorup durdu. Sorun var, hemde senden kay aklı diyemedim. Gülüp herseyin yolunda olduğunu soyledim -koca bir yalan- ...
Odanın kapısı bir kez daha açıldı. Gelen sungmindi.
-çıkış işlemleri tamam. Hazırlanabilirsiniz. Ben changbine arabaları otoparktan almalarını soyliyip gelicem.
Başımla onayladım. Zaten az önce gelen hemşirenin serumu çıkarması ve herseyin yolunda olduğunu söylemesi eve döneceğimiz anlamına geliyordu yinede haber gelene kadar odada kalmaya devam etmiştik.
Seungmin çıkınca bende yattığım yerden kalkıp yataktan bacaklarımı sarkittim ve oturup başımın dönmesinin geçmesini dileyerek gözlerimi kısa bir kapadım. Bir anda kalkınca başım dönmüştü ama minho bunu da büyüterek yenen oturduğu koltuktan kalkıp beni durdurdu.
-Sen kalkma zaten az bir eşya var ben hallederim. Seungmin gelincede çıkarız tamam mı?
Soru değil emir. Benden yanıt beklemeyip masanın yanına gitti sabah çocuklar birkaç yiycek getirmişti onların kap kacakalarini toplamaya başladı. Bense sadece izledim çünkü konuşamayacak kadar aklımdaki şu boktan sesle meşguldüm.
O lanet ses o lanet sözlerde çok farklı anlamlar arıyordu. Minhonun bahsettiği hislerin çok farklı hisler olmasını dinliyordu. Dilediği hisleri düşünmek bile kalbimin hızlanmasına sebep oluyordu.
Ve ben bunun sebebini bile anlayamiyordum.
Acilen bir açıklamaya ihtiyacım var!
Tekrar dünyaya döndüğümde minho çoktan herseyi masanın kenarına toplamış telefonunu cebine koyuyordu. Hiç düşünmeden sordum.
-hyung bana chan hyungu çağırır misin? Onunla konuşmak istediklerim var.
İsteğimle bir kaç saniye kadar kısa bir süre durdu ve hemen onaylar şekilde başını salladı. Gözlerini neden o kadar tatlı kirpistiriyor? bunu yaparken ne kadar şirin olduğunun farkında mı bu adam!
Kes sesini pis ses!
Kendi benliğimle olan kavgalarıma şahit olduğunuz için özür dilerim.
Minho sakın yalnızken ayağa kalkmamamı tansiyonumun dusebilicegini söyleyip hızlıca odadan ayrıldı. Beni uzun süre yanliz bırakmak istemediği için aceleci davranıyordu.
Ve ben yine dalıp gittim...
Bu sefer dünyaya kapının açılmasıyla geri döndüm. Gözlerim o yöne döndüğünde chan hyung meraklı gzerle bakıyordu ve arkasından minho içeriye girdi. Daha kapıyı kapatmamisken onu durdurdum.
-minho hyung rica etsem bizi yanliz bırakır mısın? Chan hyungla özel bir şey konsucam.
Bu sefer chan hyung meraklı gözlerini minhoya dikti. Bense dudaklarımı birbirine bastırıp kaslarimi havaya kaldırarak şirin görünmeye çalıştım. Bu bir nevi lütfen deme şeklimdi.
Yine o şirin bir kaç saniye... ardından bu isteğimi hem merak eden hemde pek hoşuna gitmediğini bildiren bir ifadeyle onaylayın dışarı çıktı. Kapı kapanana kadar o tarafa baktım. Ardından chan hyung önüme gelip bu gece mimhonun üstünden ayrılmasını o sandalyeye oturdu.
Benden bir şeyler demek beklediğini anladım.
Gözlerim hala yerdeydi nasıl soracağımız bilmiyordum. Uzun bir of çekince chan hyung biraz daha gerginliği azaltmak için etrafa bakındı, kapali pencere ve perdeyi görünce çatık kaslarla kalkıp oraya ilerledi. Bu sayede sırtını bana dönmüş olmuştu.
-Bu da ne zaten hastane yeteri kadar boğucu bir de gün ışığı görmeyince hapishaneye dönüyor.
Bur yandan perdeleri acarken konuştu. Sonrada pencereyi açmaya çalışırken bur anda söyledim.
-minho hyungun bana karşı hisleri varmış.
Çok net bir o kadar gergin çıkan sesimin aksine chan resmen civildayarak konuştu.
-ah sonunda söylemesine o kadar sevindim ki! Yemin ederim herseyi bilipte sana soyleyememek ve onun acı çekmesini izlemek çok zordu. Beni bu yülten kurtardığınız için ikinizede teşekkür borçluyum. Anlamıyorum ki ben daha bir kaç hafta saklayamiyorum bu sırrı o nasıl senelerce sana açılmadan yaşadı.
Ben gözlerimi ne kadar alabilirsem o kadar açıp şartıyla bakışırken pencereyi sonunda açıp derince bir nefes çekti içine. Sonra devam etti.
-daha çıkış yapmadan önce bile sizden harika bir çift olacağını düşünüyordum. Tabi bunun gerçek olması da bir ayrı komik ama işte kad-
Konuşurken bir anda arkasını dönüp benim ifademi görünce sustu. Anında kaslari korkuyla çatildi.
Çok kısık bir sesle sordu.
-Ben çok büyük bir pot kırdım dimi şu an.
Bak bu iş genelde felixindi ama bu sürpriz olmuştu.
COK BUYUK BIR SURPRIZ.
-Han sen ne kadarını biliyordun?
Azim hala açık şekilde başımı iki yana salladım ve konuşmak için sesimi bulmaya çalıştım.
-b-ben... Ben sadece hisleri olduğunu biliyordum ama böyle değil. Yani... dün gece ben uyurken kendi kendine konuşuyordu ve uyandığımı fark etmedi. O sırada soyeldi ama böyle hisler olduğunu düşünmemiştim.
Koca bir yalan. Tabikide içimdeki ses tam olarak bunu dinliyordu. Benim saskinligimin büyük bir kısmıda bu dileğin gerceklesmesineydi zaten.
Chan hyung gözlerini sıkıca kapatıp yanaklarını sisirerek derince ebir iç çekti. Ardından da başını geriye atıp ağlar gibi konuştu.
-ahh çok salağımmm. Minho beni öldürecek. Nasıl böyle bir hata yaptım. Off
Gözlerimi hala şaşkınligimi belli ederken yere diktim ve bu seferde içimde başka fırtınalar kopmaya başladı.
Daha kendime kabule ttiremedigim bir düşünceyi sesli dile getirdim.
-minho... Bana mı aşık?!
Zaten chan hyungun söylediklerinden belliydi hersey ama kabul edemiyordum.
Sesli dike getirdiğim bu sözler kalbimin yerinden cikicak gibi atmasına sebep oluyordu. Deli gibi heycanlandigimi hissediyordum. BU COK SACMA.
Ben şu an idrak etme ve düşünme yetilerimi kaybettiğimi hissediyorum.
-Han bak bunu duymamış gibi falan yapamazmısın. Gerçi yerinde olsam ben yapamazdım. Off. Bunları benden duymaman gerekiyordu.
Ne hissedeceğim bilemiyordum. Chan hyungsa kırdığı pottan dolayı ne yapacağını bilemiyordu.
-chan hyung. Çok ciddiyim cevap ver minho gerçekten bana aşık mı? Bahsettigi o hisler... aşk mıydı?
Gözlerimi bir an olsun gözlerinden ayırmadan sordum. Alicagim cevap daha çok kendimi ikna etmek içindi. Bir gün öncesine kadar aklımın ucundan gecmiycek bu ihtimal şimdi kabul edemeyeceğim kadar gerçekti.
Omuzları düştü ve dudaklarını birbirine bastırıp derin bir nefes aldı.
-evet han. Minho senelerdir senden hoşlanıyor.
-Sen ne zamandan beri biliyorsun?
-daha yeni öğrendim. Vurulduğu zaman, hastanede itiraf etti ama ben çoktan anlamıştım.
Sonra yüzüne içten bir tebessüm yerleştirdi ve devam etti.
-o seni gerçekten seviyor han. En ufak davranışından bile anlayabiliyordum sana karşı farklı bir şeyler hissettiğini. Ama aşık olabileceğine inanmamıştım. Taki senin için hayatını riske atana kadar. Biliyor musun hastanede kaldığı gün onca ağrı içinde yine seni düşünüyordu. Bakışlarından belliydi. Ona sorduğumda haklı çıktım. Ve ardından hisleri olup olmadığını sordum. O kadar korkarak cevap verdi ki...
Mimho için üzüldüğü sesinden çok net anlaşılıyordu. Anlattıkları bir bir aklımda tekrarlanirken karşımdaki sandalyeye oturdu ve dirseklerini dizlerine yaslayarak öne doğru eğildi.
Sessiz kalmamdan güç alıp devam etti. Sesi beni ikna etmek ister gibi çıkıyordu. Anlattıklarının gerçek olduğunu biliyordum chan hyunga sonsuz güvenim vardi fakat yinede sahte gibi gelmeleri normaldi. Sonuçta bu ana kadar bu gerceklere ihtimal dahi vermezdim.
-duygularını söylerse seni kaybetmekten deli gibi korkuyor han. Vereceğin tepkiden deli gibi korkuyor. Bu yüzden yıllardır susuyor. Acı çekiyor ama bize göstermiyor. Şu ana kadar hislerini paylaştığı tek kişi ben oldum. Senelerce ne kadar yanliz hissettiğini düşünebiliyor musun? Ne kadar zorlandığını?
Bur sure sustuk. Ki zaten ben isteseydi konuşamazdim.
-seni seviyor han. Gözlerimle gördüm. Senden bahsederken bile bir başka gülüyor, gözleri parlıyor.
Hepsine bende şahit olmuştum. Beni izlerken ki o gülüşü, gözlerindeki o parıltı, anlamı bu muydu?
-bunları benden duyman kesinlikle yanlıştı fakat sanırım buda kaderin oyunlarından biri. Eğer ikinize kalsa ikinizde birbirinize acilmiycaktinız. Ve bir gün ikinizde kaybolup gidecektiniz. Belkide sizin için en iyi olanı buy-
-birbirinize derken? Benimde ondan hoşlandığımı mı düşünüyorsun?
Önce şaşkınlıkla gözlerini kirpistirdi. Ardından kocaman gülümseyerek devam etti.
-sen düşünmüyor musun? Eğer öyleyse minhoya karşı ses tonundan bakışlarına, davranislarindan sözlerine herseyi tekrar gözden geçir. Bir yanlışlık olmalı.
Kaslarım çatık bir şekilde düşünmeye başladım. Gercektende yanlış bir şeyler vardı. Onun yanında farklı davrandigimin zaten farkindaydim. Ama bunun sebebinin arkadaşlığımız olduğunu düşünmüştüm hep. Sonuçta grupta en yakın olduğum ve sürekli biikte olduğum kişi minhoydu. Bur dakika ne? Neden en yakın olduğum oydu. Bunun sebebi arkadaşlığımız miydi?
Ben salak salak bakıp dururken chan yine gülüp devam etti. SEN BENIMLE DALGA MI GECIYORSUN HYUNG diyemedim tabi.
-gerçekten ikinizde ergen liseliler gibisiniz. Biri korkaik ediyor. Diğeri daha kendi aşkından haberdar değil. Ahh ben olmasam ölünce falan ha ediniz olurdu.
Yaptığı marifetmiş gibi kollarını bağlayıp arkasına yaşlandı.
-gercekten anlamıyorum. Ben şu ana kadar hiç aşık olduğumu düşünmedim...
-Ama ben söyleyince minhoya karşı bir şeyler hissettiğini fark ettin. Dimi?
Lanet olsun ki haklı. Bu hyung neden hep haklı çıkıyor ya? Büyücü falan mı acaba?
Gözlerimi kirpistirarak söylediklerinin doğruluğunu fiili olarak kabul etmiş bulundum ama bu hareketinin asıl sebebi doğruluğuna olan saskinligimdi.
-ya çok aptalsınız, yada çok kör. Özellikle sen han. Şu ana kadar hiç mi fark etmedin hislerini.
Başımı iki yana salladım.
Kafam çok karışıktı. Halen inanmıyordum. Ve inanmamda imkansız geliyordu.
Chan hyung sessizliği bozarak saate baktım ve artık çıkmamız gerektiğini fark dip ayağa kalktı.
-Sana ne yapman gerektiğini söyleyemem han. Kendin için en doğrusunu sen bilirsin ama... iyice düşün. Minhonun sana olan aşkına gerçekten inanıyorum. O gercekten seni seviyor. Ama sen ona karşı ne hissediyorsun, bunu iyice düşün. Bana kalırsa... sende hiç bir zaman minhoya karşı boş olmadın. Ben bunu fark edebilmisken sen nasıl olduda fark edemedin bilmiyorum ama bildiğim bir şey var. Burdan bakınca gercektende birbiriniz için yaratılmış gibi görünüyorsunuz. Seni minhodan, minhoyuda senden daha mutlu edebilecek kimseyi tanımıyorum ve öyle biri olduğunu da sanmıyorum. Bence ikinizde bir şansı hakediyorsunuz.
İçten bir gülümsemeyle bitirdiği sözleri sonrasında masanın oraya ilerledi, minhonun hazırladığı çantaları aldı ve odadan ayrıldı. Bir kaç dakika öylece oturdum. Felix bir anda odaya dalmaya otur arada devam ederdim.
Gelip hala onları beklettim için beni azarladı ve bu lanet hastaneden çabucak çıkmak istediği hakkında söylenip durdu. Bir yandan da telefonu alıp cebine atti ve benim için getirdiği yeleği giymemiş sağladı. Hava aynı dün sabahki gibiydi her an yağmur yapabilecek şekilde.
Felix söylenip dururken tek kelime edemedim. Verdiği direktifleri uygulasamda asla kafam burda degildi.
Ne kadar sure geçtiğini bilmeden kendimi arabada camdan dışarıyı izlerken buldum. Gözlerim disarda olsada aklım hemen yanımda oturan minhodaydi.
O beni seviyordu. Peki ben onu seviyor muydum?
----------------
Lan kısa olur sandim neredeyse 2 bin kelime oldu oha.
Neyse yazım yanlışı varmi diye kontrol etmiyorum.
Sizce nasıldı, bütün fic boyunca chanin bu potu kırmasını bekledim. Peki siz bunu tahmin edebildiniz mı doğruyu söyleyin. peki simdi neler olcak tahminleri aliyim.
Neyse iyi geceler yada artık günün hangi dilimindeyseniz ona göre anlayın.
Yorumlarınızı ve oylarınızı eksik etmeyin ballarım....

