Han jisung'tan
Kan. Şu ana kadar gördüğüm en koyu kırmızı tonunda bu lanet sıvı heryerde. Ellerimde. Kıyafetlerimde. Üstümde. Ve yüzümde.
Soğuk zemin üzerinde sanat eseri gibi yayılan kanların arasında beni dehşete düşüren o manzarayı izliyorum.
Sesim çıkmıyor. Ağlıyorum sanırım. Ama nefes alisverisim bile o kadar kısık sesteki yanaklarimdaki ıslaklığı hissetmesem bunu da fark etmem.
Hiç bir şey yapamıyorum. Gözlerim bir ellerimde ona ait kana bir de bir kaç metre önümde duran sahibinde geziniyor.
Seslenmek istiyorum. Beni burdan kurtaracak, bana neler olduğunu birbir açıklayacak birilerini bulmak istiyorum, iyi olduğunu düşünmek, ona hiç bir zaman zarar gelmiycegine inanmak istiyorum, gitmek istiyorum. Ama en çok ta şuan ona sımsıkı sarılmak istiyorum. Burda, yanında olduğumu bilmesini istiyorum.
Yüzünde acı görmüyorum. Ama benim canım çok yanıyor... sanki hiç durmadan kanayan benim, yarası olan benim, ölecek olan benim...
Nasıl bulduğumu bilmediğim bir güçle sarsak bir adım atıyorum ileriye doğru. Sadece bir kaç adım uzağımda olması bana dünyanın öbür ucu gibi hissettiriyor. Ona koşmak, hemen yanına gitmek ve iyi olmasını sağlamak istiyorum. Ama yapamıyorum.
Bir adım daha atıyorum puslu odanın içinde. O kadar korkak o kadar yalnızım ki. Butun bunların nedenini hatirlayamiyqcak kadar acıyla dolu aklım. Odaklandigim tek şey karşımda hareketsiz duran bedeni.
Seslenmek için hazırlanıyorum. Seslenmek ve bana karşılık verdiğini görmek istiyorum.
Ama cesaretim bir anda uçup gidiyor. Ya bana yanıt vermezse, o zaman ne yaparım diyorum. Bunu ögrenmeye hazır olmadığımı düşünüyorum.
Etraf cok sessiz fakat içimde kaostan başka bir şey yok. Öyle bir karmaşa vardi aklımda,öyle depremler yaşıyorki kalbim ben buna dayanamıyorum.
Sonra bir kaç adım daha atıyorum. Bir yanım çok geç olmasından ölümüne korkuyor. Bir yanım eğer yanında olduğumu ona hissettirirsem, sırf benim için iyi olacağını, herseyin yoluna gireceğini söylüyor.
Son bir adım kaldığında daha ileri gidemiyorum. Ben oylece beklerken göz yaşlarım hiç beklemeden akmaya devam ediyor. Her an daha da hızlı daha da hırçın terk ediyorlar gözlerimi.
Sonra hiç akmayan saniyeler mümkünmüş gibi tekrar duruyor. Daha da ağırlaşıyor hersey. Çünkü adımı seslendiği duyuyorum.
-Han-ah...
Solgun, kısık, neşesiz bir sesle...
Ağlamam dahada siddetleniyor, hayatımda ilk defa bu kadar parcalandigimi hissediyorum. Haykırmak istercesine ağlıyorum ama sanki hiç sesim çıkmıyor.
Burda olduğumu biliyor, yanında olduğumu biliyor fakat kalkıp beni saki leştiremiyor ve ben buna çok muhtacım. Bana herseyin yolunda olduğunu söylemesine çok muhtacım.
Göz yaşlarımı arasında son kez gözlerini görüyorum.
Bana bakarken hep aynı şekilde parlayan, ama benim hiç bir zaman fark edemediğim, ve şimdide fark etmek için çok geç kaldığım o bakışlar yok artık.
Kısık bakışları arasında bir kez daha adımı sayıklıyor.
O anlarda ne kadar onun yaralı olduğunu bilsemde bende ölüyorum. İkimizinde canı yanıyor. Merhemi bir tek birbirimiz de olan yaralarımız olduğunu biliyoruz ama ikimizde birbirimizi iyilestiremiyoruz.
Çaresizliği bütün varlığımla hissediyorum ilk defa bu kadar yabancı gelen bakışlarıyla.
Gözlerinin kapandığını gördüğüm ansa...
Yıkılıyorum. Hem ruhsal, hem fiziksel.
Soğuk zemine dizlerimiz üzerine düşüyorum ama acı umrumda değil.
Bozulduğunu hissediyorum. Başımın döndüğünü, nefes seslerinizden başka bir ses olmayan o odada bir tek kalan nefes benimki olunca dayanılmaz çınlaması duyuyorum bu sefer.
Ellerimi zemine dayayarak soğuk, kanla kaplı zemini avuçlarımda hissediyorum.
Artık o zeminde bur tek kanı değil, göz yaşlarımda var.
Her geçen saniye nefes alamadığımı, bozulduğunu hissediyorum. Görüşüm bulaniklasiyor. Tekrar mı zehirlendim diye düşünüyorum. Tekrar biri canimami kast ediyor.
Sonra artık beni koruyacak kimsenin kalmadığını hatiliyorum. Tekrar bakamiyorum ona. Gözlerimi sıkıca kaoatip ilk defa sesimi duyucak kadar cigliklar atarak agliyorum. Tek hissettigim sey acı... yokluğunun acısı, onu kaybetmenin acısı, pismanlik duyacak kadar geç kalmamın acısı...
Belki saniyeler belki bir kaç kısa dakika süren bu anlar bana yıllar gibi geldi. Gözlerimi açtığımda resmen çığlık atarak uyandığımı fark ettim. Nefes nefeseydim. Az önce alamadığım bütün nefesleri şimdi derin derin soliyip kendime gelmeye çalışıyordum ama nafile.
Uyandığım gibi yatakta oturur pozisyona geldim ve tekrar tekrar o görüntülerin gerçek olmadığını fark ettim. Yinede o kadar korkmuştum ki kalbim yerinden cikicak gibi atıyordu.
Ben şokla otururken yanımda yatağın kenarına çömelip durmuş minho bir anda konuşunca ondanda korktum.
-Han-ah, iyi misin?
İyi olmadığımı farkındaydı. Nasıl göründüğümü bilmiyordum fakat yüz ifadesinden durumumun pek te iç açıcı olmadigini anlayabiliyordum. Yinede şoktan çıkmama ve kendime gelmem için beni kovuşturmaya çalışmıştı. Cevap vermedigimi görünce kalkıp yataktan yanıma oturdu ve bedenini bana çevirdi. Gözlerinden endişesini çok rahat anlayabiliyordum.
-agladigini duyup geldim. Uyandırmaya çalıştım ama bir türlü uyanmadın. İlk defa seni böyle ağlarken gördüm han. Seni bu kadar korkutacak ne gördün rüyanda?
Rüya değil ki kabus. Çok kötü bir kabus.
Sesindeki şefkat, endişe dolu bakışları ve sorduğu soruyla tekrar hatırladığım o anlarla tam sakinleştim derken tekrar ağlamaya başladım.
Bende ne yaptığımı fark etmeden ve düşünmeden, bir anda kollarımı boynuna dolayıp minho hyunga sıkıca sarıldım. Lanet kabusta yapamadığım ve bana çok acı veren bu hareket aglamami öyle hızlandırmıştıki nefes almakta güçlük çekiyordum.
İlk başta şaşırdığım için bir kaç saniye elleri boşta kaldı minhonun. Ama sadece bir kaç saniye. Ardından benim ona yaptığım gibi kollarını belime sarıp sıkıca sarıldı.
Hiç bir şey sormadı dakikalarca. Sorsa bile cevap veremiycek haldeydim. Sadece arada teselli edici cümleler fısıldıyordu. Oysa ihtiyacım olan tek şey bana sarılmasını ve bunu zaten yapiyordu. İyi olmak için ihtiyacım olan tek şey buydu.
Ağlamam azaldıkça ne kadar korktuğumuz farkına daha iyi vardım. Kabus bile olsa onu kaybetme korkusu beni mafediyordu. Her bu düşünce aklıma geldiğinde daha da sıkı sarıldım, başımı iyice boynuna gömüp hiç gitmemesi dilercesine kaldım orda.
Ben biraz daha sakinleşince saarimi okşayan eliyle bir yandan bana sorular sormaya başladı.
-anlatmak ister misin?
Durusumu bir an bozmadan başımı iki yana salladım. Daha aklımdaki görüntülerin etkisinden çıkamamışken bir se bunları sesli dile getirmek daha da çok canımı yakardı.
-tamam. Anlatmana gerek yok.
Bur kaç saniyede daha susup saçlarımı oksamaya devam etti. Yanımda olduğunu hissettiğim her saniye daha da sakinlesiyordum.
-Peki daha iyi hissetmen için yapmamı istediğinde bir şey var mı?
Yanımda kalsan yeter. Gitmeyip hep benimle kalsan yeter tek isteğim bu.
Cevap vermedim. Bir süre daha oylece sarıldık. Bu kadar fazla ağlamak, yaşadığım korku ve stres beni yormustu. Hele bir de minhonun temini ve kokusunu hissetmek iyice uykumu getirmişti. Yinede uyumak istemiyordum. Sanki uyursam o anları tekrar tekrar yaşarım gibi geliyordu. Ve ben bir kez daha buna katlanamiycagima emindim.
Benim sıkıca sardığım kollarımı gevsetmemle aramiza biraz mesafe koydu ve iyi olup olmadığımı anlamak için dikkatlice yüzümü izledi. Islak yanaklarım ve kirpiklerim, ağlamaktan kızarmış gözlerim ve burnum dışında sorun olduğunu sanmiyordum(!)
Ben gözlerine bakmayıp dalıp gidince ve hiç bir şekilde tek kelime konuşmayınca. Ayağa kalktı. Tanı ben anında bütün dikkatimi ona vermiştim.
Düşünmeden anlık bir panikle sordum.
-nereye gidiyorsun?
Yatıştırıcı bir ses tonuyla cevapladı.
-sadece senin için su alıp gelicem bir yere gitmiyorum.
Başımı olumlu anlamda salladım ama istemiyordum. İhtiyacım olan su içmek yada başka bir şey degildi. Tam olarak ona ihtiyacım vardı.
Bir kez daha iyi oluo olmadığıma bakıp odadan çıktı. Bense orda oturup tekrar o anları hatırlamak ve o korkuya tekrar kapılmamak için yavaş hareketlerle yataktan çıktım. Ağır adımlarla banyoya ilerledim ve elimi yüzümü soğuk suyla yikayip biraz olsun ayilmayi denedim.
Odaya geri dönmemden bir kaç dakika sonra minho içeri girdi. Elinde bir bardak su ve diğerinde bir kaç hap vardi.
Ağlamanın bana baş ağrısı yaşattığını bilen sayılı kisilerdendi ve bunun için ağrı kesicide getirmişti.
Getirdiği su ve ilaçları içip tekrar yatakta oturmaya bandım. Bu kabusun etkisinden çıkana kadar yaoabilicegim tek eylem buydu.
-daha iyi misin han?
Sorusuyla başımı yavaşça yukarıya çevirdim ve göz göze gelmemizi sagladim. Başımı ölümlü anlamda sallayıp daha iyi olduğumu göstermek için gülmeyi ne kadar denesemde sahte bir gülüşü anliycak kadar iyi tanıyordu beni.
Oflayip tekrar yanıma yatağa oturdu ve ısrarcı bir ses tonuyla konuştu.
-daha iyi hissetmen için ne yapabileceğimi söyle han. Herseyi yaparım, seni böyle üzgün gormeye dayanamıyorum.
Bir süre önümdeki parkeler izlemeye devam ettim. Sonra bir an olsun aklım yerine kalbimi dinlemeye, o içimde hep salak diye hitap ettiğim sesi dinlemeye karar verdim.
-Aslında... Bu gece benimle uyur musun hyung? Tekrar aynı seyleri görmekten korkuyorum ve uyuyabiliceğimi sanmiyorum.
Bunu beklemiyordu. Afallamasıyla anında istediğim şeyden pişman oldum. Tam özür dileyip gerek ol.adigini soyliycektim -ki aslında gerçekten benimle uyumasına ihtiyacım var- ben daha söze baslamadan durdurdu.
-telefonum odamda kaldı onu alıp geliyorum.
Ve odadan çıkıp gitti. Bense hiç sorgusuz kabul edişiyle sasirsammi sevisem mi bilemedim.
Minho tekrar odaya geri dönene kadar aklımda chanin onun hakkında soyeldikleri gezindi. Gerçekten beni sevdiğini şimdiye kadar nasıl fark etmezdim. Ve ben... Onu sevdiğimi nasil hiç düşünmezdim.
Hala emin olmadığım şeyler vardı. Kabul edemediğim...
daha doğrusu kendine itiraf etmekten kaçtığın...
şimdi seninle kavga etmenin sırası değil salak ses.
Minho odama geri döndüğünde ardından kapıyı ve ışığında kapadı. Baş ucumda yanan ışık sayesinde onu görebiliyordum. Adımları yatağın diğer tarafını buldu ve dağınık yorganı kaldırıp yatağımın hep boş kalan sol tarafına uzandı. Ben neyi beklediğimi bilmediğim bir şekilde durup onu izliyordum.
Benim mal mal bakan tipimi görünce bu halim hoşuna gitmiş gibi gülümsedi ve yorganın benim olduğum tarafını açarak yatmam için havada tuttu. Diğer elini de açması ona sarılmam için davetiye niteliğindeydi.
Normalde olsam bunu yaparmiydim bilmiyorum ama halen gördüğüm kabusun korkusu üstümde olduğu için his düşünmeden yanian uzanıp az öncekinden de sıkı sarıldım. Ben yatınca yorganı üstüme örtüp aynı şekilde o da bana sarıldı. Benim başım onun hemen çetesinin altında kalmıştım be bu yüzden dudaklarını saçlarımda hissedebiliyordum. tabi bunu asil sebebi sürekli saçlarıma minik öpücükler bırakmasida olabilirdi.
O yanındayken daha fazla hiçbir konuda düşünüp kendimi yormak istemedim. Sadece bu anı yaşamak istedim. Yaşadığım korkudan sonra o kadar huzurlu hissettirmisti ki, birlikte uyuycagimiz bu gecenin hiç bitmemesini diledim.
----‐----------
Bu habere sevinirmisiniz bilmiyorum amaaa... finale yaklaşıyoruzzzzzz. Ve bu beni bir tık üzüyor. Ama müjde, bu fic bittiği zaman yeni kurtularak basliycam. Bunun için 2 seçeneğim var.
1 sıfırdan bir kurgu yazmak(Fantastik bir kitap olucak)
2 çoğunuzun zaten okuduğu ilk ficim olan KURTARICIM/MİNSUNG'a devam etmek
Hangisini isterseniz onu yapicam.
Bir de şunu çok merak ettim. Skz biasınız kim? Ve sizce benim biasim kim? Bilen olur mu acaba????
