İçeriğe geç

Tehlike/MİNSUNG

Bölüm 18 · 10 dk okuma

Tehlike/MİNSUNG

Bölüm 18

Pişmanlık...

Gece yazıyorum, kelime ve yazım yanlışları için özür dilerim. Okuyanlar yorum ve oy verirse çok güzel olur. Şimdiden teşekkürler. Bölüm sonunda görüşmek üzere iyi okumalar canlarım..

----------------

Yazar anlatımı

Haftalar öncesinde yaşanan senaryo şimdi yine aynıydı. Beyaz duvarlar arasında kalabalık çoktu fakat çıt yoktu. Bekleyenlerin kalbi yine aynı korku endişe ve üzüntüyle doluydu. Her biri kapıdan cikicak herhangi bir doktorun iyi haber vermesi için dua ediyor geçen her dakika daha da endişeye kapılıyordu.

Ne kadar bu hastane koridorunda haftalar önce olduğu gibi bir manzara olsada değişiklikler vardi.

Koridorda bekleyen herkesin kalbinde ki ve aklındaki en büyük duygu pişmanlıktı. Vizcan azabı ve bütün bu olanların önüne gecememenin verdiği acı his her birinin içini yakiyordu.

Bir diğer farklılık koridorun sonundaki kapının hemen yanında olan sandalye... Bir önceki sefer üzeri minhonun kanıyla lekelenmiş jisung, o sandalyede saatlerce oturup lee knowun iyi haberini almayı beklemişti. Şimdiyse o sandalyede geçmişte kapıların ardında olan kişi, minho vardi.

Gözleri yerde aklı ise jisungtaydi. jisungun kucaginda yere düşüşü ve solgun teni dışında bir şey düşünemiyordu.

İlk anlarda panik yaptığı için etrafındakilere bağırıp çağırmış, kendisini dinlemedikleri için öfkesini onlardan çıkarmıştı. Şimdiyse o kadar sakin görünüyordu ki nefes aldığını bilmeyen biri onu ölü sanabilirdi.

Bu tabikide iyiye işaret degildi. Sakin olmasının sebebi ne kadar sinirlenirsin sinirlendin, bağırırsa bağırsın bunların jisunga iyi gelmiycegini bilmeseydi.

Tabikide şu anda içinde bir yerlere attığı öfkesini jisungun iyi olduğunu gördükten sonra değerlendirecekti.

Koridorun diğer tarafında gözleri minhonun üzerindeyken chan da bunların farkındaydı.

O haklıydı. En başından beri minhoyu dinleseler çabuk müdahale sayesinde zehir vücuda yapılmadan çok daha kolay iyilestirebilirlerdi jisungu. Fakat zehir bir saatten fazla tesirini göstermişti.

-resmen dejavu yaşıyoruz

Oflar gibi söylemişti seungmin bunları. Kısık tuttuğu sesiyle fısıldar gibiydi fakat yanındakiler duymustu.

chan gözlerini minhonun üzerinden ayırmadan hatırladı o anları. Bu hastaneye ilk gelislerinde de jısung aynı onun gibiydi. Aralarındaki tek fark minhonun hissettiği duygulardan biriydi. Minho jisunga aşıktı. Ve şimdi aşık olduğu kişiyi kaybetme korkusu her yanını sarmıştı.

Chan bunu bilen tek kişi olduğu için her an daha da içi yanıyordu minhoya bakarken. Jisungun elinde o süt şişesini gördüğü andan beri bakışları hep jisungtaydi minhonun. Jisung bayılacağı sırada diğerleri dans ettiği için hiç farkına varmamışlardi bile. Fakat minho bir an olsun izlemeyi bırakmadıgi sincabi daha bakılmadan yakalamış, zarar görmesini engellemişti.

-Nasıl bu kadar dikkatsiz olabiliriz!

Sesi sitem dolu şekilde konuştu hyunjin. Sonrasında derince oflaryarak elleriyle yzuunu kapadı ve bir müddet o şekilde sakın olmaya çalıştı.

-Resmen gözlerimiz önünde ...

Devamını getirmeyi, yaşadıkları bu anların gerçekliğini kabullenmeyi halen istemiyordu. Hiç birimizin istemiyordu. Fakat yaşadıkları her bir saniye kendi tarih kitaplarına kelimesi kelimesine yazılıyor, acı gerçekleri gizlemiyordu.

-Durumu hakkinda hiç bir şey demediler mi chan hyung?

Jeonginin endişe dolu sesiyle sordukları yüzünden sonunda gözlerini minhodan ayırıp zemini izlemeye başladı chan. Derin bir iç çekti ondan cevap bekleyen üyelere dönerken. Her biri cevabı zaten biliyordu. Eğer jisungun durumu hakkında bir bilgisi olsa chan bunu onlardan esirgemez öğrendiği ilk an onlarda söylerdi.

Başını kaldırdı ve dudaklarını birbirine bastırıp olumsuz anlamda başını hafifçe salladı.

-maalesef. İlk andan beri hiç bir şey söylemediler.

Öğle ki durumun ne kadar kritik olup olmadigini bile kestiremiyorlardi. Tabi bu durumda iki seçenek kalıyordu onlara.

Ya herseyin iyi olacağına inanicaklardi ve umut edeceklerdi.

Ya da kendilerini en kötüsüne hazirliycaklardi.

Ve kimse ikinci seçeneğin yüzüne bile bakımiyordu.

-Chan hyung. Sırası değil biliyorum ama... Han bayıldığı sırada canlı yayindaydik. Yani demek istediğim. Ortalık çok fazla karışmış olmalı.

Felix aklı ne kadar jisungta olsa bile birinin bu konularda dile getirip halletmesi gerektiğini dusunmustu.

-doğru. Az önce menajerler konuşurken duydum. Şirket geliştirici bir paylaşımı yapmış internette ama ne yazdıklarını bilmiyorum. Bize caktirmamaya çalışıyorlar ama... durum sandığımızdan da kötü olabilir.

Seungmin bir süre önce yüzünü yikayip biraz olsun kendine gelebilmek için lavaboya gitmiş dönerken koridorda menajerlerinin konuşmalarına kulak misafiri olmuştu. Haklıydı, ortalık sanılanın fazla karışıktı.

Sonuçta hergun bir idol canlı yayının ortasında bir anda bayilmiyordu.

-Birak bir süre daha saklasinlar seung. Hiç birimiz jisung iyi olana kadar başka bir şeye odaklanamayiz zaten. Bunca zaman kendi başımızın çaresine baktık bir kez de şirketin yardımı dokunsun.

Changbinin söylediklerine her biri katiliyordu. Bu koridorda bekleyen kimse jisungu tekrar cıvıl cıvıl halleriyle görmeden başka hiç bir seyle ilgilenemezdi.

Chan başıyla hafifçe changbini onayladı ve tekrar gözlerini minhoya çevirdi.

Hareketsiz, ruhsuz, nesesiz, tamamen durgun bir haldeydi. Chan kendini onun yerine koyup empati yapamiyordu bile. Kendisinin canı bile bu kadar yanarken jisunga duyguları olan minho için kim bilir ne kadar zordu bu bekleyiş...

Önündeki sohbetten uzaklaşıp yavaş adımlarla minhonun yanına ilerledi. Sandalyenin yanındaki bir diğerine oturdu. Hareketleri kabaliktan çok uzak, bakışları bile korkaktır minhoya karşı. Çünkü her an patlayabilecek bir volkan gibi olduğunu biliyordu. Özellikle böyle bir konuda öfkesini içinde tutması bu volkanın şiddetini kat ve kat arttıriridi.

Önce bir kaç dakika bekledi. Minho bir saniye bile gözlerini beyaz zeminden ayırmıyorum.

-bunu sormam çok saçma biliyorum ama iyi misin minho?

Tabikide degildi. Kim iyi olabilirdi ki.

Minho önce uykudan uyanmış gibi gözlerini kırmıştır ardından sonunda yanında oturan chana çevirdi yorgun bakışlarını.

Bu bakışlar bile kendiliğinden bir cevaptı. Konuşmasına gerek yoktu ki zaten chan cevabini bildiği bir soru sormuştu.

-nasıl iyi olabilirim ki.

Sesi kısık, özentisizdi.

Tekrar bakışlarını zemine çevirdiğinde chan biraz olsun minhoyu kendine getirebilmek için sohbet etmeye çalıştı.

-biraz hava almak ister misin? Eminim iyi gelecektir. Jisung uyandığında senin bu solgun halinle dalga geçsin istemezsin herhalde.

İşin esprisi bir yana, minho gerçekten çok solgun görünüyordu. Sadece bir kaç saat içinde değişmişti sanki.

Ve evet isterdi. Sincabi çabucak iyilesse uyanıp minhonun onun için endiselenmesine gülse ve dalga geçip minhodan azar yese...

Ne güzel olurdu. Tabikide bunu isterdi.

-isterim. Saatlerce dalga geçebilir. Azarlayamam bile bu sefer onu. Ve o bunlada dalga geçer.

Saatler sonra minho ilk defa hafifçe gulumsemisti bu dedikleriyle. O kadar korkuyordu ki sincabina bir şey olmasından, bu basit hayaller bile çok güzel geliyordu kulağa.

Bu gülüşle chanin canı daha da yandı. Minhoyu böyle görmeye dayanamıyordu.

Ayağa kalkıp minhonun önünde durdu. Bir elini ona uzatıp söyledi sözlerini.

-Hadi gel biraz dışarıda konuşalım. Hem hava almış oluruz sana da iyi gelir.

Önüne geçen chanla zemini izleyen bakışları kesildi ve ağır ağır önce ona uzatılan ele sonra sahibine döndu.

-istemiyorum chan. Onu görmeden iyi olamam.

-minho jisung yakında yanımızda olucak. Ve senin bu karamsar üzgün perişan hallerini görmek hiç hoşuna gitmeycek. Gerçekten de o yorgunken bir de senin bu halini kafaya takıp üzülsün mu istiyorsun? Hem konuşmak istediklerin var burda bunu bir tek anlayan benim. Çok uzun sürmez biraz hava alır geliriz.

Her bir kelimesinde haklıydı chan. Minhoyu bu şekilde görse jisung ona yaşattıkları yüzünden yine üzülürdü. Ve evet konuşmak istedikleride vardi. Sadece şimdiye kadar kimseyle konuşma imkanı yoktu minhonun. Fakat artık chan vardi. Onunla konusabilicegini bilmek bile çok iyi hissettiriyordu.

Yinede gözleri bir kaç metre solunda kalan kapıya kaydı. Tereddüte düştüğünü anlayan chan son şansını denedi.

-bakma öyle çocukların hepsi zaten burda bir gelişme olursa saniyesinde haber verirler, bizde hemen geliriz.

Son kozunu da kullanan chan gözlerini kapıdan ayırıp elini tutarak ayağa kalkan minhoyla kazandığını anladi.

Elini güven verilmesine sıktı ve sonra ağır adımlarla üyelerin yanindan geçerek koridoru terk ettiler. Tabi bu sırada chan her birini uyarmış eğer bir gelişme olursa hemen aramalarını birazdan donuceklerini söylemişti.

Gece yarısına bir kaç saat vardi. Yinede sonbahar havasından dolayı gökyüzü simsiyahti. Gün içinde tepelerinden ayrılmayan gri bulutlar bu seferde yıldızları kapamış, daha da karartmisti geceyi.

Minho ve chan yan yana hastane bahçesinde ellerinde yeni aldıkları birer kahveyle ağır adımlarla yürüyorlardı. Kahveyi chan zorla tutusturmustu minhonun eline. Minhoya kalsa jisungu görene kadar su bile içmeyecekti. Fakat chan onun bu gece kendisi gibi uyumiycagini bildiği için en azından biraz daha enerji sağlar diye almıştı kahveyi.

Siyah saçlı oğlanın gözleri yine yerdeydi. Zeminin taşlarında gezinen bakışları canın sesiyle gösterdiği yere döndü.

-oturalim mi?

Chanin gösterdiği bankin yanına ilerledi ve ikili yan yana sessiz bahçe de bu sefer simsiyah görünen gökyüzünü izlemeye başladılar.

-temiz hava almak daha iyi geldi mi?

Chan her sorunun cevabini biliyordu fakat sohbet işini minhoya bırakırsa asla konuşamazlardi. Minho şu an kilitli bir sandık gibiydi adeta biri o kilidi açmadan içinde tuttuğu duygularını kimseye soylemiycekti. Bunu yapabilecek tek kişide chan olduğu için en ufak diyalogdan kaçırmıyordu.

Önce bir iç çekti minho. Sonra gozlerini sıkıca kapadı.

-su an bana iyi gelibilecek tek şey jisungun iyi olduğunu görmek.

-biliyorum. yinede güçlü olmaya çalışmalıyız dimi?

Bir kaç dakika sesizligin ardından sonunda minho konuşmaya başladı. Tam chanin beklediği gibi...

-çok korkuyorum chan. O psikopat her kimse yine jisunga zarar vermeyi başardı ve biz... biz yine engel olamadık.

-senin bir suçun yok minho. Sen engel olucaktin, tabi biz sana inanmış olsaydık. Özür dilemesi gereken biri varsa biziz. Jisung ve sana bir özür borçluyuz. Yaşanan hiç bir şeyin telafisi olmasada.

-yine de eğer daha fazla üsteleseydim, daha fazla surar etseydim belk-

-hayır dinlemezdik minho. Kendinede suc arama. Hiç birimizin yapamadığı yapıp herseyi en başından çözdün ama bizim salaklığimiz. Gercektende panik yaptığını ve abarttigini sandık.

Yine bir sessizlik oldu ikilinin arasında. Bir kaç dakika müsadere etti chan çünkü sormak istediği şey minhonundanilk defa birisiyle paylaşacağı bir konuydu.

Karanlık ve ölüm sessizliğinden bir kaç dakikanın ardından sordu chan.

-jisunga duygularini aciklamiycak misin minho?

Bu soruyu beklemeyen minho solunda oturan chana döndü ve bir kaç kez gözlerini kirpistirdi. Bu nerden çıkmıştı. Konu neden bir anda jisungtan duygularına geçmişti.

-demek istediğim. Ona nasıl baktığını görüyorum. Onun için nasıl korktuğunu, endiselendigini ve nasıl canının yandığını gözlerimle görüyorum minho. Duygularını açıklamasının her an kendine eziyet ediyorsun. Ve bende bir gün çok geç olmasından korkuyorum.

Son cümlesiyle kaslarını çatıp tekrar chana döndü minho.

-Ne demek istiyorsun chan?

-Beni yanlış anladın. Jisung iyi olucak. Fakat sen duygularını kendine saklamaya devam edersen bir gün bunu yapmayan biri gelecektir.

Bir kaç sessiz saniye ve ardından ne kadar sesi kısık ciksada o sözler.

-ayrıca... minho peşimizden, jisungun peşinde resmen katili olmak isteyen biri var. Bunu söylemek çok can yakıcı ama bir gu-

Minho chanin ne diyeceğini anladığı an gözlerini sıkıca yumdu ve sert sayılacak bir şekilde önüne döndü. Bu kesin bir dilde seni dinlemek istemiyorum, bunları duymak istemiyorum demekti.

Sinirli yuz ifadesi sözlerin bile üstünde bıraktığı etkinin kanıtıydi. Aslında basit bir kaç kelimeden oluşan bu sözler minhonun en korkulu kabusu olabilirdi.

Chanin devam etmeyeceğini anladığında biraz olsun son sözlerini unutabilmek için başka bir soru sordu minho. tabi o sözler saatlerdir aklında dönüp duran ve minhonun asla susturamadiği düşüncelerin dile getirilmiş haliydi ve minho bu düşünceleri bir an olsun unutmuyordu.

Gözleri son bir kaç saattir yaptığı gibi yerdeydi.

-sürekli ona açılmamı soyleyip duruyorsun. Nasıl oluyorsa beni kabul edeceğine bu kadar eminsin chan? Hiç düşünüyor musun istemezse ne olur, reddederse ne hale gelirim diye.

-Bilmiyorum minho. Ve düşünüyorum. Sen bana hislerini söylediğin günden beri düşünüyorum. Ama hiç bir ihtimal az önce bahsettiklerimizden çok canını yakamaz.

-bilmediğin şeyler hakkında konuşma o zaman chan! Ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsin. Aklımda onca senaryo varken en kötüsünü seçemiyorum, herseferinde daha acı verici bir yanıt buluyorum kendime.

Başını geriye atıp sakinleşmek için derin nefesler aldı. Chana bağırmak yada öfkelenmek istemiyordu fakat hersey üst usteyken bir de chanin sürekli bu konuyu açması daha da boguyordu onu.

-özür dilerim. Sana patlamak istememiştim. Sadece, korkuyorum.

-bak işte bunu biliyorum minho. Korktuğunu her an sesinden, gözlerinden ve jisunga karşı olan davranışlarından anlıyorum. Ama bildiğim başka bir şey daha var minho.

Sakinleştigini düşünüp başını chana döndürdü ve sözlerinin devamini bekledi minho.

-pismanlik en unutulmaz acıdır. Son nefesine kadar seninle kalır ve bir an olsun rahat vermez. Asla telafi edemeyeceğin bir şeyin acısını hayatın boyu duymani istemiyorum. Eğer jisungu gerçekten seviyorsan gidip konuşmaktan korkma. Alacağın hiç bir cevap yada red hayatın boyu peşinden ayrılmayacak bir pişmanlıktan çok daha kötü olamaz.

Bir kaç dakika sadece sessizce bir birinin gözlerine baktı ikili. Minho ne kadar dışardan sqkin görünmeden içinde bir savaş vardi. Kalbi artık tasiyamadigi duyguları açıklamak için can atarken aklı yapmamasini, yaparsa canının tahmin ettiginden çok daha fazla yanacağını söylüyordu.

Sakince digru bir karar vermek için gözlerini gökyüzüne çevirdiğinde bulutların bir kısmının dağıldığı gördü. Minik sim taneleri gibi görünen yıldızlar ancak ulasiyordu bu boşluktan gözlerine. İlerleyen dakikalarda daha da açıldı gökyüzü. Şimdi sizler bütün geceye yayılmıştı. Gözleri onları izlerken yine aklında bir tek jisung vardi.

Sessiz geçen anların ardından chanin telefon sesi gecedeki tek huzurlu denebilecek anını da böldü minhonun. Gerçi yanında jisung yokken ne mutlu ne huzurlu olabilirdi.

-efendim seungmin...

Bir süre bekledi.

Sonra aniden ayağa kalkarak konuştu.

-tamam geliyoruz hemen.

Bakışları minhoya döndüğünde gözlerinde beklediği yorgun bakışlar yerine umut dolu bakışlar bulduğunda tekrar bu çocuğun aşık olduğuna emin oldu.

-jisungu odaya alıyorlarmış. Birazdan doktor da gelip durumu soyliycekmis ama odaya alındığına göre daha fazla korkmamiza gerek yok.

İlk defa ikiside gulumsemisti, tabi uzun sürmedi minho duyduklarına hemen yerinden fırlayıp yaşlı chani da arkasında bırakarak hastaneye ilerlemeye başladı.

-hey beni beklesene anladık aşıksın da hyungunu da saniyesinde satma!

Aldığı haberle neselenen minho chanin sahte sistemiyle biraz daha moralinin yerine geldiğini hissetti. Hala berbat duygular içinde olsa da sincabini sonunda görüşmek olmak şu anda herseyden önemliydi.

Bölüm sonu

2 yorum