Ben halen kağıda bakarken kapım bir kez tiklatildi ve ben daha tepki veremeden içeriye minho hyung girdi.
-han-ah sana şeyi diy-
Sözlerini bitirmeden ben elimdeki kağıdı hızla arkama sakladım. Neden yaptım bilmiyorum ama o sahte sözleşmeyi incelemem hatta saklamış olmam büyük COK BUYUK bir rezillikmiş gibi hissettim.
Paniklemis halimi ve sakladığım kağıdı gören lino hyung sözlerini yarıda bırakıp elimde ne olduğunu anlamaya çalıştı. Gözlerini kısıp sordu.
-Ne saklıyorsu sen?
Tamam. Bir bahane bulmalıyım. Ne desem. Ne dersem beni rahat bırakır ve bende rezil olmaktan kurtulurum. Böyle durumlarda yavaşlayan beynimin ben...
-hiç. Önemli bir şey degil hyung.
İnanmadı tabikide. Ben olsam yerind eben de bana inanmazdım. Offf.
B planı. Dikkatini dağıt.
-sen ne demek için gelmiştin?
Gözleri hala arkadamda olan ellerimdeydi.
-bos ver. Sonra söylerim. Sen arkanda ne sakliyorsun öyle jis?
Şimdi yine bastan savsam çok aptalca olur ama bir bahane de bulamıyorum.
Ben düşünürken bir kaç adım atıp odaya girdi ve daha da yakınıma geldi.
Aceleyle bir şeyler salladım.
-sadece eskiden kalma bir iki kağıt işte. Önemli şeyler değil. Hem sen neden bu kadar merak ettin ki?
Evt han hiç önemli değil bu yüzden salak gibi kalkıp iki saat aradın bulunca da şeker bulmuş çocuk gibi sırıttın !!
-onemli değillerse neden sakliyorsun? Ne hakkında o bir iki kağıt? Hım?
O tehtidkar bakislar da ne öyle. Gerçekten ne sakladığımız disunuyor bilmiyorum ama biraz daha yalan söylersem üzerime atlayıp kendi ogrenixekmis gibi hissediyorum.
-gerçekten boş ver hyung. Önemsiz dedim ya işte.
-göstermeyiycek misin?
Gözlerimi kırpsitirip baktım bu sefer. Yok yani bir insan neden bu kadar ustelerki.
Cevabımı hayır olarak anladi - ki zaten gostermiycektim- ve bir anda üzerime eğip ben daha ne yapmaya çalıştığını anlamadan ellerimden kagidi çekip aldi.
şom agzima sicim.
E ben sictim. Hemen oturduğum yerden kalkıp kağıdı almaya çalıştım ama bur eliyle beni engellerden diğeriyle kağıdı havaya kaldırıp açmıştı bile.
-hyung! Ne yaptığını sanıyorsun versene şunu!
Maalesef savaşın kaybedeni ben olmuştum. Ben kağıda ulaşmaya çalışırken çoktan açıp ne olduğunu anlamış bile. Kendi imzasını görmesi bile yeterdi zaten anlaması için.
En sonunda kağıdı indirdi indirmesini ama o lanet tapılası kahkasinida unutmadı.
Hızla kağıdı elinden alıp çatık kaslarimla elime geldiği gibi katladim ve çantamın bir kenarına geri attım.
Tabi bunu yapmam o kağıdın az önce savunduğum aksine önemsiz olmadigini gösteriyordu fakat o an bunu dusunemiycek kadar sinirliydim.
Ben sinirli olduğunu düşündüğüm ifadeyle tekrar ona döndüğümde tam gülüşü bitecekken tekrar kahkalara boğuldu.
- önemsiz ha?!
Dalga geçerek kahkalari arasından soyeldikleriyle sonunda sinirim yerini delice bir utanca bıraktı.
Ve lanet duygu yüzünden yanaklarım kızardı. Bunu ayna olmasa bile ısınan teninden hemen anlamıştım. Ben rezilliğimi düşünüp utançtan yerin dibine girerken gözlerimi kaçırdım. O sırada minho da kahkaha atmayı bıraksa bile halen pis pis sırıtıyordu.
Bur adım daha yaklisti ve dikkatimi uzerine çekmeyi başardı.
Gözleri yanaklarimda gezince yine ne kadar rezil olduğumu hatırladım ve DAHA DA KIZARDIM. Biri bu döngüye son verebilir mi yoksa birazdan organik domates kadar kırmızı olucam!!
-hannie-ah bu kadar şirin olma. Yanaklarını isirmak istememe sebep oluyorsun.
-Ne!?
Anında gözlerimi açıp şaşkınlığımi fiile dönüştürdüm. Tamam ama bu kadar dürüstlük bana fazla.
Ancak bu söyledikleriyle kalbimin ne kadar hızlı attığını fark edebildim. Hemen sakinlesmessem birazdan kalp krizi geçirecekmişim gibi atiyrodu.
-diyorum ki. Eğer biraz daha bu şirinlik le karşımda durursan yanaklarını ham yaparım.
Ulan ben mi malım. Bu mu kafayı yedi. Ben sagar falan mı oldum. Noluyor kafam çok karıştı.
Ben hala mal mal bakarken gözlerinin kısıp yirn beni sisrticak bir şey yaptı.
-yok sen lafımı dinlemiyceksin. Gel buraya.
Bur adım daha atmasıyla gercejtende yanaklarımı isiricagini anlayıp gerçekliğe döndüm ve onunla pareler şekilde ebir adım da ben geriye gittim. Aynı zamanda ellerimi göğüs hizamda kaldırıp kendimi korumak için kullandım. Sanki üstüme atlasa durdurabilecekmisim gibi...
-hyung!. Yapmiycaksin dimi öyle bir şey.
Ben şaşkınlıkla ve korkuyla bakarken halimden zevk alır gibi bir adım daha atıp o aptal sırıtışını daha da guzellestirdi.
-Ya yaparsam?
Bir adım daha geri...
-yapamazsın!
Bir adım daha ileri...
-yaparım.
Ay gerçekten yapicak. Biri beni kurtarsın. Acaba içti mi bu adam bu haller ne ya yaş kaç baş kaç gelmiş yanaklarını isiricam diyo!!
Son bir adım daha geri gittiğimde bacaklarıma değen yatakla artık kaçacak daha fazla yerim kalmadığını anladim. Ellerim hala havada duruken etrafıma bakındım ve bir kaçış yolu aradım.
Ben daha harekete gecemeden hızla bir kaç adımda daha da yaklaştı. Son şansımı deneyip açık kapıya doğru koşmaya çalıştığım an kolumdan tutup çekmesi ve sırtımın yatakla buluşması bur oldu.
Düşerken attığım ufak bir çığlık dışında resmen sesim kesilmişti. Minho hyungun üzerimde oluşu, yüzlerimizin yakınlığı ve bakışları da sesim gibi nefesimi de kesti.
Ben hala tepki veremezken bir kaç saniye gözlerime bakması ardından eğilip sağ yanağımı tam anlamıyla ısırması bir oldu.
Ani acıyla resmen çığlık attım. Ellerimle onu uzaklaştırmaya çalıştığım an önce yanağımdan uzaklaşıp yüzüme baktı ardından hala sinirli ifademle onu itmeye çalışan ellerimi bileklerine yakalayıp sıkıca tuttu ve başımın iki yanında sabitledi.
Kalbim de resmen depremler oluyordu. Çok şiddetli depremler! Ayakta kalamiycagim kadar şiddetli!
Ellerimi tutmasından sinir falan kalmamıştı. Aksine o kadar şaşkındim ki ciddiyetini sonra fark edebildim.
Az önceki aptal sırıtış yerine çok daha yaramaz bir gülüş almıştı. Yinede gülen dudakları aksine ifadesi son derece ciddiydi.
Resmen beni yendiği için gurur duyuyordu.
Bunu fsrjr ttigim an ellerimi kurtarmaya çalışıp, olduğum yerde cirpindim. Ama nafile.
-bıraksana ya! Yanak ısırmak nedir cocuk musun sen hyung. Canim yaniyor! Hemen kalk ustu- AH!
Ben laflarima devam ederken bu seferde Bana hic aldırmadan sol yanağımı disledi. Canım yanıyordu, hele o tavşan dişleri...
Surdan bir kurtulayım aynı acıyı ona yasatmassam adım han jisung değil!!
-bana kızamazsın han-ah, seni uyarmıştım.
-tabikide kızarım. Hele bir iz kalsın sen o zaman gor lee minho!
Bir de bunun izi vardi. Eğer ısırdığı yer morarirsa sicmistim.
Tam tekrar sinirle söylenmeye devam edecektim ki yine beni yaptıklarıyla susturdu.
Bır anda eğilip ısırdı yere sesli bir öpücük kondurdu. Ben daha bu öpücüğün etkisinden kurulamaisken şaşkın tipime sırıtıp üstümden kalktı ve bir şeyler söyleyip odadan çıktı.
Ne söylediği hakkında en ufak fikrim yoktu çünkü tamamen öpücüğünün etkisi altında kalmıştım.
Kalbim halen maratona koşmuş gibi atarken toparlanmak gerektiğini dunup yatakta oturrur pozisyona geldim ardından biraz bekleyip minho hyungla karşılaşmaması dileyerek odamdan çıktım ve banyoya girdim.
Yüzümü soğuk suyla yikayip, sakinleşti ardından aynaya bakmakla tekrar kalbim hızlandı.
Resmen morarmış!!
Adı herifin ısırdığı yerlerde köyü izler vardi ve bunları nasil sakliycagimi bilmiyordum. Yinede o an takıldığım şey hu degildi.
Aklıma takılan şey tam olarak... yakinligimizdi.
Hissettiklerim ve hissettirdikleriydi.
Aklım yeteri kadar karışık değilmiş gibi her gün daha da karistiriyordu. Her bakışı. Her sözü ve her eylemiyle daha da al assagi ediyordu düşüncelerimi.
Bana, bize neler olduğunu bilmiyordum fakat en kısa sürede öğrenmem gerekliydi. Ve lanet ses tekrar fısıldadı.
anla artık aptal!
---------------------
söz verdiğim gibi ertesi gün atıyorum. Şuana kadar ki en uzun bölüm oldu. Olay yoktu fakat bence bu ikili için çok şirin bir sahne oldu.
Sizce nasıldı fazla mı abarttım?? Bir sonraki ne zaman gelir bilmiyorum okunmalara ve yorumlara bağlı degisir. Sizi seviyorum yorumlarınızı eksik etmeyin gorusmek uzere bebeklerimmm<>

