Odanın içinde sadece şömineden yükselen cılız bir dumanın ve ikilinin düzene girmeye çalışan soluklarının sesi duyuluyordu. Aralarındaki gerilimin yerini, dokunulmaz ve soğuk bir sessizlik aldı. Deric, Anastasia’nın derinliklerinden ayrılırken çıkan o ıslak ve ağır ses, odanın sessizliğini bir bıçak gibi kesti. Anastasia, bir an için olduğu yerde öylece kaldı; Deric’in bıraktığı boşluk, vücudunda serin bir sızıya dönüştü.
Deric, hiçbir acele belirtisi göstermeden pantolonunu düzeltti ve kıyafetlerini toparladı. Anastasia ise bir kenara fırlatılmış olan siyah elbisesine uzandı ancak onu giymek için en ufak bir çaba göstermedi. İpek kumaşı parmaklarının arasında öylece tutarken, Deric’in ceketinin iç cebinden çıkardığı sigarayı yakışını izledi. Çakmağın çıkardığı o küçük kıvılcım ve ardından gelen tütün kokusu, ortamdaki taze ter ve yoğun haz kokusuna karıştı.
Deric, derin bir nefes çekip dumanı yavaşça havaya bıraktı. Gözleri, Anastasia’nın üzerinde bir an bile duraksamadan, odanın karanlık köşelerine odaklanmıştı. Buz gibi bir sesle, otoritesini yeniden tesis eden o cümleyi savurdu:
"Git yıkan. Yoğun seks ve ter kokuyorsun."
Anastasia, bu aşağılayıcı tavra karşı kaşlarını bile kaldırmadı. Sadece ayağa kalktı, üzerindeki kan lekesi kurumuş elbisesini yere bıraktı ve çıplak vücuduyla, tek bir kelime etmeden odadan çıktı. Kapının kapanma sesi, bu sessiz çarpışmanın son noktası oldu. Deric, elindeki sigaranın külünü şöminenin içine silkerken, arkasında bıraktığı yıkımın ve kadının teninde bıraktığı izlerin soğuk tatminiyle koltuğuna gömüldü.