Deric, Anastasia’nın yanına kadar geldi. Uzun boyu ve heybetli duruşu, loş odada kadının üzerine bir gölge gibi çöktü. Elini uzatıp Anastasia’nın omzundaki yırtığın kenarını, parmak uçlarıyla hafifçe yokladı. Dokunuşu sert değildi, ancak sahip olma duygusunu her zerresinde taşıyordu. Anastasia yerinden milim kıpırdamadı, sadece yeşil gözlerini bir an bile Deric’in koyu bakışlarından ayırmadı.
"Hedefin ölü olması, yaralandığın gerçeğini değiştirmiyor," dedi Deric. Sesi, az önceki o alaycı tonundan sıyrılmış, yerine daha tehlikeli ve sahiplenici bir tını bırakmıştı. "Benim olan bir silahın, başkaları tarafından çizilmesinden hoşlanmam."
Anastasia dudaklarının kenarında, hafif bir alay barındıran soğuk bir gülümsemeyle karşılık verdi. Elini Deric’in göğsüne koyup, onu hafifçe geri itti. Kan lekesi, Deric’in özel dikim gömleğinde küçük, kırmızı bir imza gibi parlıyordu.
"Ben senin silahın değilim, Deric. Sadece ortağınım," diyerek odanın içindeki bar bölümüne doğru yürüdü. Üzerindeki ceketten kurtulup koltuğun üzerine attı. Siyah elbiseli silüeti, şöminenin yansımasında daha keskin ve tehlikeli görünüyordu. Bir kadeh viski doldururken hareketleri yavaş ve kontrollüydü. "Kendi yaralarımı saracak kadar tecrübeliyim. Senin yapman gereken tek şey, sıradaki ismin kim olduğunu söylemek."
Deric arkasına yaslandı, kollarını göğsünde birleştirdi ve onu izlemeye devam etti. Anastasia’nın her hareketi, hem bir zarafet hem de bir tehdit içeriyordu. Bu evlilik bir anlaşmaydı ama aralarındaki bu çekişme, ateşle barutun bir arada durması kadar kaçınılmaz bir yıkıma doğru ilerliyordu. Deric, kadının kendisine doğru tekrar dönüşünü izlerken, masanın üzerindeki bir dosyaya eliyle işaret etti.
"Sıradaki hedef, bugün yaptıklarından çok daha fazla dikkat gerektirecek. Ama önce, o omzundaki yarayı görmeme izin vereceksin."
Anastasia elindeki kadehi masaya bıraktı ve Deric’e doğru yavaş adımlarla geri döndü. Aralarındaki gerginlik, odadaki havanın yoğunluğunu artırıyordu. Tam önünde durduğunda, başını hafifçe kaldırıp Deric’in gözlerinin içine baktı. Ardından, soğukkanlılıkla kendi elbisesinin fermuarını yavaşça aşağı çekmeye başladı. Kumaşın çıkardığı hafif ses, şöminedeki ateşin çıtırtısına karışırken, ikisi de birbirinin gözlerinden başka bir yere bakmıyordu.
