Evin geniş salonunda sadece şöminedeki odunların çıtırtısı duyuluyordu. Alevlerin turuncu ışığı, duvarlardaki ağır gölgeleri dans ettirirken, Deric sırtı kapıya dönük bir şekilde deri koltuğunda oturuyordu. Bir elinde kristal kadehi, diğer eli ise düşünceli bir şekilde çenesindeydi.
Kapıdaki tıkırtı ve ağır bir sessizliğin ardından Anastasia içeri girdi. Deric, başını bile çevirmeden, sesindeki o buz gibi otoriteyle konuştu:
"Geç kaldın."
Anastasia’nın keskin yeşil gözleri, omuzlarının üzerinden Deric’in geniş sırtına doğru devrildi. Sabrı, uzun ve zahmetli bir günün ardından ince bir ip kadar gergindi. Üzerindeki siyah dar elbise, vücuduna ikinci bir deri gibi yapışmıştı ancak sol omzuna yakın bir noktada kumaş hafifçe yırtılmıştı ve koyu bir kan lekesi kumaşın dokusuna sızarak siyahlığı bozuyordu.
Kahverengi dalgalı saçları, sert rüzgarın ve dövüşün etkisiyle yüzüne düzensizce dağılmıştı. Hiç istifini bozmadan, topuklu botlarının parkede çıkardığı tok seslerle ona doğru ilerledi. Elini belindeki silah kılıfına bugün sadece bir aksesuar gibi dursa da götürdü ve koltuğun yanına gelip durduğunda, yorgunluğunu öfkeyle maskeledi.
"Verdiğin hedefi kovalamak, düşündüğünden daha uzun sürdü," dedi, sesi soğuk ve netti. Eğilip aralarındaki mesafeyi kapattığında, taze kanın metalik kokusu şöminenin odunsu kokusuna karıştı. "Senin kirli işlerini temizlemek için harcadığım zaman, bu evliliğimizin anlaşmasına dahil miydi, yoksa bonus olarak mı sayılıyor?"
Deric yavaşça koltuğunda döndü. Yüzünde, bu tehlikeli oyunu sevdiğini belli eden o hafif, karanlık gülümseme vardı. Gözleri Anastasia’nın omzundaki kana takıldı; pişmanlıktan ziyade, bir avcının avına olan ilgisini andıran bir dikkatle süzdü onu.
"Sadakatin ve yeteneğin için anlaştık, Anastasia," dedi Deric, sesini alçaltarak. Kadehini masaya bırakıp ayağa kalktı. Aralarındaki mesafe, evdeki gerilimi elektrikli bir seviyeye taşıyacak kadar azalmıştı. "Ama eve bu kadar kanla dönmen... işini bitiremediğin anlamına mı geliyor, yoksa sadece biraz hırpalandın mı?"
Anastasia başını hafifçe yana eğdi, yeşil gözlerinde tehlikeli bir ışıltı çaktı. "Hedef artık yaşamıyor, Deric. Kanın kime ait olduğuysa, bu odada tartışacağımız en son şey olmalı."

