İyi Okumalar 🦋
____________
İkisi de gözlerini dahi kırpmadan birbirine bakarken heykelcilik oynayan çocuklardan farksızlardı...
Minho elindeki "içeceği" yudumlarken, gözlerini dahi kırpmadan karşısında oturan tombul yanaklıya bakıyordu.
İlk başlarda Jisung da aynı onun gibi gözlerini kırpmadan karşısında oturan yakışıklıya bakıyordu ama bir süre sonra koyu bakışlar onu ezmeye başlamıştı.
Siyah irisler üzerinde gezinirken ellerinin içi terlemeye başlamış, hızlı atan kalbi ona çoktan ihanet etmişti.
Hala cesaretliydi, enayi cesareti vardı ama yine de onunla karşı karşıya oturmak fazlasıyla şehvetliydi.
Küçük beden artık dayanamamış gözlerini kaçırarak kemikli parmakların arasına yerleşen bardağa bakmıştı.
J: "Ne içiyorsun?"
Minho, profesyonel bir şekilde hiçbir mimik oynatmadan bardağındaki içecekten bir yudum daha almış ama bu sefer kırmızı sıvının dudaklarına bulanmasına neden olmuştu.
Bardağı dudaklarından uzaklaştırdığında çenesine doğru akmak üzere olan kanı dili ile yalamış ve sonunda duvar gibi olan suratına küçük bir sırıtma kondurmuştu.
J: "Vişne suyu"
Minho başarılı bir şekilde korku sahnesini tamamladı diye sırıtırken sincap suratlı insanın açıklaması karşısında donup kalmıştı.
Artık karar vermişti bu çocuk fazlaca cesur değil fazlaca aptaldı.
J: "Ben pek sevmem vişne suyu ya. Daha çok portakal suyu tercih ederim, limonata falan yani. Ama mango ananas karışımı da başka bir seviyede mükemmel şimdi ona da haksızlık etmeyeyim"
Koltukta genişçe oturan beden çenesi düşük ölümlüye tekrardan çattığı için sabır dilercesine gözlerini kapatmış ve elindeki bardağı ses çıkaracak bir şekilde masaya bırakmıştı.
M: "Ne işin var senin burada?"
Jisung büyüleyici sesi duyduğunda vücudunun titrememesi için ellerini yumruk yaparak sıkmıştı. Şimdi bayılmamalıydı çünkü deminden beri bu sorunun gelmesini bekliyordu.
O yüzden oturduğu yerde sırtını dikleştirmiş ve az önce Minho'nun gülümsediği gibi yarım bir gülümseme kondurdu suratına.
J: "Felix'in koruması sıfatıyla buradayım"
Minho alaycıl bir şekilde gülümsemiş ve dirseklerini dizlerine yaslayarak karşısında oturan Jisung'a biraz daha yaklaşmıştı.
M: "Aslında neden buradasın biliyor musun?"
Fısıldayarak konuştuğunda Jisung kollarını kendi bedenine sarmıştı. Böyle büyüleyici bir sesin fısıltısı tüylerini diken diken etmişti.
J: "Arkadaşımı korumak için"
Minho üzülüyormuş gibi bir surat ifadesi takınarak başını aşağı indirmiş ve iki yana sallamıştı ağırca.
M: "Hiç alacakaranlık izledin mi?"
Tombul yanaklının bir anda gözleri parlamıştı. Sonunda onu anlayan birisi!
O da aynı Minho gibi dirseklerini dizlerine yaslamış ve Minho'ya taraf biraz daha yaklaşmıştı.
J: "Cullen'ler ile akraba mısınız?"
Jisung heyecanlı bir şekilde başını salladığında Minho bu enayi ile eğlenmekten ne kadar zevk alacağını şimdiden anlamıştı bile.
M: "Seni kurban olarak tutuyoruz burada"
Sincap suratlı anın getirdiği korku ile yutkunurken sessiz evde yutkunma sesi yankılanmıştı resmen.
M: "Aynı alacakaranlıkta olduğu gibi Hyunjin'in bebeği büyüdüğünde kana susayacak"
Bunların hepsi küçük kaçık insanı korkutmak ve birazcık eğlenmek için Minho'nun uydurduğu bir hikayeydi.
M: "Ve işte o zaman bir insan kurban edilmesi gerekiyor. Kanın baya çok olduğu için kurban edilecek kişi sensin"
Jisung gözlerini ve ağzını sonuna kadar açmış bir şekilde Minho'ya bakıyordu.
J: "Bir de kansızım diye annem bana 3 ay demir takviyesi içirdi"
Küçük beden başını sağa sola sallayarak arkasına yaslanmış ve mırıldanarak durmadan bir şeyler söyleniyordu.
Minho bu kadar seri şekilde korkunç bir hikaye üretmesine rağmen şu insanı korkutamıyordu ve artık bu sinirlerini bozuyordu.
Ne yani şu an konuları bu değildi şu an bu insan ayaklarına kapanmalı ve kurban edilmemesi için yalvarmalıydı!
J: "... arasam kanımın ne kadar çok olduğunu anneme de söyler misin?"
Az önce karşısında oturan heykel gibi adam bir anda yok olduğunda Jisung şaşkınca etrafına bakmıştı. Az önce buradaydı nereye kaybolmuş olabilir ki?
J: " mükemmel kanımın kokusuna dayanamadı herhalde"
...
Felix gözünü açtığında odaya vuran ay ışığı olmazsa hiçbir şey göremeyecekti.
Bu kadar çok uyuduğuna şaşırıyordu. Eğer 9 ay boyunca sadece böyle uyursa doğumdan sonra kendi düzenli hayatına geri dönemezdi. O yüzden kendini toparlamaya karar verdi.
Tabii önce guruldayan karnını susturması gerekiyordu. Ayağa dikkatlice kalkmıştı ama artık başının dönmediğini aksine eskisi gibi enerjik hissettiğinde gülümseyerek odaya vuran ay ışığına bakmıştı.
Pencereye doğru yürüdükten sonra tül perdeyi çekmiş ve kocaman sanki dünyaya biraz daha yaklaşmış olan ay'a baktı.
Kusursuz yuvarlak şeklinden anlaşılıyordu dolunay olduğundan. Sanki büyüsüne kapılmış gibi öylece saçılan ışıklarına saatlerce bakabilirdi ama önce karnını doyurmalıydı yoksa ay'ı bile yiyebilirdi.
Telefonunun flaşını açarak dikkatlice ve ses çıkarmamaya özen göstererek merdivenleri inmişti. Gecenin köründe psikopat vampirlerle uğraşmak istemezdi.
Parmak uçlarında mutfağa doğru adımlayacakken sanki kapının dışından Hyunjin'in sesini duyar gibi oldu. Ses çok net değildi o yüzden emin olamıyordu ama böyle eşsiz bir sesi her yerde tanıyabileceğini de biliyordu.
Onun sesini veya yüzünü unutması mümkün değildi... veya dokunuşlarını.
Merakına yenik düşerek adımlarını dış kapıya yönlendirmiş ve tekrar ses çıkarmamak için minik minik adımlar atmıştı.
Bu zamana kadar başına ne geldiyse merakı ve inadı yüzünden gelmişti ama işte yine akıllanmamıştı.
Kapıya vardığında kulağını ve ellerini soğuk kapıya yaslamıştı ki kapıya yaklaştığında anlamıştı dışarıdakinin Hyunjin olduğunu. Şimdi sesler daha da netti.
Küçük beden tam konuşulanlara odaklanacakti ki kolunu gurlayan karnına sarmıştı ve aynı zamanda omzunda hissettiği el de öylece donup kalmasına neden olmuştu.
...
Dolunay ışıklarını yeryüzüne indirmeye başladığında Hyunjin ve insanlar içinde sonradan dönüştürülen vampirleri kontrol altında tutmaları için görevlendirilen birkaç vampir karşı karşıya duruyordu.
Her ay olduğu gibi bu ay da dolunayda vampirlerin insanlar arasında ne durumda olduğunu kontrol etmek için toplanmışlardı.
Her zaman Hyunjin'in malikanesinin bahçesinde buluşsalar da bu sefer buluşma yerini değiştirmek istenişti evde Felix olduğundan ama bunu yapması daha şüpheli olacağından sonradan vazgeçmişti. Gecenin köründe Felix'in uyanacağını hesaba katmamıştı..
"Bu ay hiçbir insan vampire dönüştürülmedi. Anlaşılan vampir olmak isteyen insanların sayısı azalmış"
Yoongi yarımağız gülümseyerek konuşturğunda Hyunjin de ellerini arkasında birleştirerek dudağının kenarı ile gülümsemişti.
H: "Ölümlüer kısa hayatlarına tutunan zavallı yaratıklardır"
Dedi, ölümlülerin mutlu hayatını kıskanan safkan...
"Efendim ama bu ay birkaç yenikan vampir sorun çıkardığı için mağaraya zincirlendi. Sayımız artmak yerine azalıyor. Bence önümüzdeki ay birkaç insanı zorla vampir yapmamız gerekiyor"
Hyunjin ilk baştaki habere sevinirken sondaki öneri onu sinirlendirmişti. Vampirlerin tükenmesi gerekiyordu ama bu öneriyi bir safkan olarak geri çeviremezdi.
Şu an göze batmaması gerekiyordu. Özellikle Felix'i ve bebeklerini korumaya çalışırken, miniği sağ salim doğana kadar bu haksızlığa biraz daha izin vermeliydi.
H: "Kaybettiğimiz vampir sayısı kadar insan dönüştürülsün. Tek bir fazlalık olursa acımam Yoongi"
Kısa boylu ama yüzü fazlasıyla sert olduğu için korkutucu gözüken vampir efendisi önünde onu onaylayarak saygıyla eğilmiş ve sonrasında diğer vampirler de onu takip ederek eğilmişlerdi.
Yalnız Yoongi burnuna hafiften yaklaşan insan kokusu yüzünden başını kaldırmadan gözlerini kaldırmış ve efendisinin yüzüne bakmıştı.
Onun yüzü gayet normaldi. Ki Hyunjin Felix'in kokusunu çok iyi alıyordu ama en iyi yaptığı şeyi yaparak mimiklerini saklıyordu.
H: "Gidebilirsiniz"
Tüm vampirler başını kaldırdığında Yoongi çatık kaşları ile kapıya bakıyordu.. insan kanı kokusu aldığına emindi ama bu insan neden Hyunjin'in kanına benzer kokuyordu? Sanki efendisinin kanı insanın kanına karışmıştı...
Yoongi de aynı efendisi gibi mimiklerini saklamış ve başını saygıyla tekrar eğerek vampir yoldaşlarını da alarak malikaneden çıkmıştı. Kazıdı.. bu kokuyu beynine kazıdı kesinlikle peşini bırakmayacaktı.
...
Felix omzundaki el yüzünden öylece donup kalmıştı arkasına bile dönemiyordu. Gözlerini kapatıp rüya olmasını dilerken önündeki kapı açılarak hafifçe alnına çarpmıştı.
CB: "aldılar mı kokuyu?"
_____________
Sen şimdi naneyi yemedin mi?
Artık kitap konusu ve karakterleri oturduğuna göre zurnanın zırt dediği yerlere gelelim ehe. 🤭
Bölümü izbanda düzenleyerek attım yanımdaki amca sizden önce okudu darılmak yok.







