İçeriğe geç

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 9 · 2 dk okuma

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 9

Bölüm 9: İçimdeki Yabancı

"O Poyraz değil. Kendine gel, Nehir. Sadece bir yabancı. Sadece Ömer."

Nehir, kafasının içinde bu cümleleri bir mantra gibi tekrarlayıp duruyordu. Ambarlı Limanı’nın devasa konteynerleri arasında, elinde fotoğraf makinesiyle adım adım yürürken tek odak noktası buydu. Deklanşöre her basışında, vizörden Ömer’in sırtını, rüzgarda hafifçe dalgalanan koyu renk saçlarını ve o keskin duruşunu görmezden gelmeye çalışıyordu.

Ama ne kadar görmezden gelmek istese de, bedeninin hafızası zihninden daha inatçıydı.

Ömer, limanın tozlu zemininde yol gösterirken oldukça sakindi. Nehir’e işle ilgili teknik detayları anlatıyor, hangi hangarların çekim için daha uygun olduğunu profesyonel bir mesafeyle, neredeyse soğuk bir kibarlıkla açıklıyordu. Aralarındaki mesafe tam olarak bir amir ve çalışan arasındaki kadardı. Ne bir fazla, ne bir eksik.

"Bu bölümdeki ışık gün batımına doğru daha iyi açır," dedi Ömer, ellerini kargo pantolonunun ceplerine sokarak. Sesi düz ve mesafeliydi. "İsterseniz çekimlere ana idari binanın arkasındaki depolardan devam edebiliriz."

Nehir yutkundu, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak başını salladı. "Tabii... Nasıl uygun görürseniz."

Gün boyunca sahanın altını üstüne getirdiler. Nehir, Ömer’in o profesyonel maskesini düşürmek için içten içe dua ediyor ama adam bir saniye bile olsun o rolden çıkmıyordu. Ne bir imza, ne geçmişe dair tek bir bakış... Sanki Beşiktaş’taki o ara sokak, limandaki o gerilim dolu anlar hiç yaşanmamıştı. Ömer Karadağ, tamamen bu hayatın, bu lojistik devinin ve başka bir kadının nişanlısı olan bir adamın içine hapsolmuştu.

Çekimler bittiğinde hava kararmaya yüz tutmuş, limanın dev vinçleri turuncu ışıklarıyla devasa siluetlere dönüşmüştü.

"Bugünlük bu kadar yeter sanırım Nehir Hanım," dedi Ömer, yönetim binasının önünde durduklarında. "Ellerinize sağlık, profesyonelce çalıştınız."

Nehir fotoğraf makinesi çantasının fermuarını çekerken zoraki bir tebessüm etti. "Rica ederim, işimiz bu. Teşekkürler rehberliğiniz için."

Arkasını dönüp limanın çıkışına doğru yürümeye başladığında, Nehir’in içindeki o sahte sakinlik yerle bir oldu. Bütün gün boyunca bastırdığı o yoğun baskı, o nefessizlik yeniden göğsüne çöktü. Adamın o kadar yakınındayken ona "Poyraz" diyememek, o yabancı bakışlara karşı tek başına savaşmak ruhunu tüketmişti. Kendine verdiği sözü tutamamıştı; kalbi hâlâ o adamın peşinden gitmek istiyordu.

İrade falan kalmamıştı. Ayakları onu istemsizce başka bir yöne, limanın çıkışından taksiye bindirip bambaşka bir adrese sürükledi.

Bir saat sonra...

Edirnekapı Şehitliği’nin demir kapısından içeri girdiğinde, hava tamamen kararmıştı. Şehitlikte çıt çıkmıyordu; sadece rüzgarın ağaç dallarında çıkardığı o hüzünlü hışırtı ve uzaktan gelen şehrin uğultusu vardı.

Ada: 4, Parsel: 12.

Nehir karanlıkta adımlarını ezbere atarak o mermer taşının önüne geldi. Dizlerinin bağı çözüldü, kendisini soğuk toprağın üzerine bıraktı. Titreyen ellerini yine o ismin üzerine koydu.

Gözlerinden süzülen sıcak yaşlar buz gibi mermere damlıyordu. Hıçkırıklarını tutmaya çalışarak fısıldadı:

"Sana veda ettim... Bütün notları, kartvizitleri yırtıp attım. 'Bitti' dedim, 'O sadece bir yabancı, o Poyraz değil' dedim..."

Göğsü hıncahınç dolmuştu, nefes alamıyordu. Alnını mermer taşına yasladı.

"Ama yine dayanamadım, Poyraz... Sana geldim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.