İçeriğe geç

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 7

Bölüm 7: Mermer Taşındaki İsim

Ağır adımlarla limandan uzaklaşırken Nehir’in ayakları toprağa değil, boşluğa basıyor gibiydi.

Limandaki o buz gibi konteyner aralığı, adamın gözlerindeki o acımasız mesafe ve sağ elinde çakan o nişan yüzüğü... Hepsi zihninde dev bir kasırga gibi dönüp duruyordu. Haklıydı o adam. "Hastalıklı kafanda yarattığın hayaller..." demişti. Gerçekten de öyle miydi? Nehir kendi acısının, dinmeyen yasının kurbanı olup yaşayan bir yabancıya ölü sevgilisinin ruhunu mu giydirmeye çalışmıştı?

İçindeki o yangın artık nefes almasına izin vermiyordu. Bir sığınak, bir sitem adresi aradı. Gidebileceği tek bir yer vardı.

Bir saat sonra, Edirnekapı Şehitliği’nin o sessiz, vakur kapısından içeri giriyordu.

Rüzgar, sıra sıra dizilmiş ay-yıldızlı bayrakları hafifçe dalgalandırıyordu. Burada zaman durmuş gibiydi. Her yer beyaz mermer taşlarıyla, taze çiçeklerle ve toprağın o ağır, nemli kokusuyla doluydu. Nehir, ezbere bildiği o patika yolu adımlarken dizlerinin bağı çözülüyordu.

Ada: 4, Parsel: 12.

Mermer taşının önüne geldiğinde durdu. Taşın üzerinde siyah harflerle kazınmış o yazıya baktı:

Şehit Üsteğmen Poyraz Koral

D.T: 14.05.1994 - Ş.T: 18.10.2023

Nehir’in gözlerinden süzülen yaşlar bu kez hırstan ya da öfkeden değil, tamamen çaresizliktendi. Bacakları daha fazla bedenini taşıyamadı; yavaşça dizlerinin üstüne, soğuk toprağa çöktü. Titreyen ellerini Poyraz’ın isminin yazılı olduğu o soğuk mermere koydu.

"Gördün mü?" dedi, sesi hıçkırıkların arasında boğularak. "Yine geldim... Yine sana geldim Poyraz."

Alnını mermer taşına dayadı. Taşın soğukluğu zihnindeki o ateşi söndürmeye yetmiyordu.

"Ben bugün seni bir kez daha kaybettim," diye fısıldadı toprağa doğru. "Seni bir adama benzettim biliyor musun? Bir kafede oturan, sesi sana benzeyen, gözleri sana benzeyen bir yabancıya... Peşinden koştum. 'Sensin' dedim, 'Yaşıyorsun' dedim. Bana deliymişim gibi baktı Poyraz. Bana 'Hastalıklı hayallerin var' dedi..."

Göğsü şiddetle inip kalkıyordu. Parmak uçlarıyla mermer taşındaki o harfleri tek tek okşadı.

"O kadar çok özledim ki seni... O kadar çok canım yanıyor ki, zihnim bana oyunlar oynamaya başladı. Seni her yerde görmeye başladım. Bir adamın yüzünde, bir yabancının bakışında senin kokunu aradım. Ama o adamın parmağında yüzük vardı Poyraz. Başka bir kadının elini tutuyordu. Sana o kadar benzeyen o adam... Başka bir hayata aitmiş."

Ağlaması derinleşti, omuzları sarsıla sarsıla, toprağı avuçlayarak ağladı. Yasını tuttuğu adam buradaydı. Bu soğuk toprağın altında, bayrağın gölgesindeydi. Şehirde gezen o adam ise sadece bir gölgeydi; ona benzeyen acımasız bir tesadüf...

"Özür dilerim," dedi mermeri öperken. "Seni o yabancıyla karıştırdığım için, o adama senin adınla bağırdığım için özür dilerim. Artık peşinden gitmeyeceğim Poyraz. O adamın da... Senin de... Seni burada, ait olduğun bu sessizlikte bırakacağım."

Rüzgar sertleşti, şehitlikteki Türk bayrağını Nehir’in başının üzerinde dalgalandırdı. Nehir saatlerce o taşın başında oturdu. Güneş yavaş yavaş batarken, gözyaşları yanağında kurudu.

Ayağa kalktığında yüzünde tamamen tükenmiş ama durulmuş bir ifade vardı. Poyraz’ın mezarına son kez baktı, cebindeki o kiralık araba notlarını, Karadağ Lojistik’in kartvizitini çıkardı. Hepsini tek tek yırtıp mezarlığın yanındaki çöp kutusuna attı.

Kabullenmişti. Poyraz Koral ölmüştü. Şehirdeki Ömer Karadağ ise sadece geçmişin ona attığı en acımasız kazıktı.

Arkasını dönüp şehitliğin kapısına doğru yürümeye başladı. Artık aramayacaktı. Artık sormayacaktı.

Ancak Nehir, şehitlik kapısından çıkıp caddeye adım attığı an... Yolun karşı tarafında, ağaçların gölgesine park etmiş siyah bir sedanın içinden iki keskin gözün, onun gözyaşlarıyla ıslanmış yüzünü izlediğinden tamamen habersizdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.