İçeriğe geç

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 32 · 3 dk okuma

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 32

Bölüm 32: Fırtınanın Ardındaki Liman

Gıcırtıyla açılan kapının eşiğinde, dışarıdaki fırtınanın ve yağmurun koyu gölgesi belirdi.

Nehir, masanın üstündeki bıçağı iki eliyle sıkıca kavramış, nefesini tutmuştu. Kalbi göğüs kafesini delercesine çarpıyor, gözleri karanlığın içindeki o silüeti seçmeye çalışıyordu.

Gölge içeriye doğru bir adım attı. Sağ bacağını hafifçe sürüyordu. Üzerindeki siyah deri ceket sırılsıklamdı, sol omzundan sızan koyu renkli kan, beyaz gömleğini kırmızıya boyamıştı. Yüzü çamur, is ve yorgunluk çizgileriyle kaplıydı.

Ama o adam, Nehir’in gözlerinin içine baktığı an... O karanlığın içindeki iki tanıdık, derin göz parıldadı.

"Nehir..."

Poyraz’ın pürüzsüz, kırgın ama bir o kadar da sıcak sesi odada yankılandığında Nehir’in elindeki meyve bıçağı pat diye ahşap zemine düştü.

Zaman durdu. Televizyondaki yanan tekne haberleri, son dakika yazıları, dışarıdaki fırtınanın gürültüsü... Her şey bir anda silindi.

"Poyraz..."

Nehir bir an için dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti. Ama düşmedi. Aralarındaki o birkaç adımlık mesafeyi koşarak katetti ve kendini Poyraz’ın göğsüne fırlattı.

Kolları Poyraz’ın boynuna dolandığında, onun yağmur, deniz tuzu ve barut kokan tenini içine çekti. Canının yanacağını bildiği halde ona öyle sıkı sarıldı ki, sanki bıraksa Poyraz yine bir hayal olup avuçlarının arasından kayıp gidecekti.

Poyraz, sağlam olan sağ koluyla Nehir’i belinden yakalayıp kendine çekti. Başını Nehir’in boynuna gömdü. Günlerdir sürdürdüğü o ölüm kalım savaşının, kaçışların ve acının yorgunluğu, Nehir’in kokusuyla birlikte bir anda buharlaşıp uçtu.

"Geldin..." dedi Nehir, hıçkırıklarının arasından. "Geldin, ölmedin... Televizyonda o haberi gördüğümde ben... Ben yine aynı günü yaşadım Poyraz!"

Poyraz, Nehir’in yüzünü ellerinin arasına aldı. Yanaklarındaki gözyaşlarını başparmaklarıyla sildi. Sesi fısıltı gibiydi ama pürüzsüz bir kararlılık taşıyordu:

"Ömer Karadağ öldü Nehir... O teknede, o karanlık suların ortasında Ömer Karadağ’ı gömdüm. Şebekenin de, polisin de, Yıldıranların da bildiği adam bitti."

Gözlerinin içi ilk kez üç yıl önceki gibi parıldadı:

"Ama Teğmen Poyraz Koral ölmedi. Sana söz verdiğim gibi... Evime, sana döndüm."

Nehir, Poyraz’ın sol omzundaki kanı görünce aniden irkildi. "Aman Allah'ım, vurulmuşsun! Kanıyorsun!"

"Ufak bir sıyrık," dedi Poyraz hafifçe tebessüm ederek. "Kaçarken Cevdet’in son adamlarından biriyle ufak bir vedalaşma yaşadık. Ama operasyon tam neticeye ulaştı. Cevdet Yıldıran, Hazal ve şebekenin kilit isimleri şu an Emniyet'te sorguda. Topladığım tüm belgeler adliyeye teslim edildi."

Nehir, Poyraz’ı yavaşça masanın yanındaki ahşap sandalyeye oturttu. Şoktan ve mutluluktan elleri hâlâ titriyordu ama hızla evdeki ilk yardım çantasını ve temiz bir bezi getirdi.

Poyraz’ın ceketini ve ıslak gömleğini çıkarırken, onun vücudundaki eski ve yeni yara izlerine baktı. O izlerin her biri, Poyraz’ın bu vatan ve kendisi için ödediği ağır bedellerin birer simgesiydi. Nehir, pansumanı yaparken gözyaşlarını tutamadı ama bu kez o gözyaşları acıdan değil, içini kaplayan o devasa huzurdandı.

Poyraz, yarasını saran Nehir’in titreyen elini tuttu. Onu kendine çekip kucağına oturttu. Sakallı yüzünü Nehir’in alnına dayadı.

"Bitti güzelim..." diye fısıldadı Poyraz. "Kaçmak bitti, yalanlar bitti, sahte isimler bitti. Artık ne saklanacak bir geçmişimiz var ne de aramıza girebilecek bir gölge."

Nehir gözlerini kapattı. Poyraz’ın kalbinin ritmini kendi göğsünde hissetti. Üç yıldır ruhunu kemiren o dondurucu soğuk, yerini dağ evindeki şöminenin sıcaklığına bırakmıştı.

"Bitti..." dedi Nehir, gülümseyerek. "Biz kazandık."

Poyraz, Nehir’in dudaklarına üç yıllık bir hasretin, zaferin ve kavuşmanın tüm sıcaklığıyla dokundu. Dışarıdaki fırtına dinmeye, günün ilk ışıkları sisin arasından süzülmeye başlarken; iki yaralı ruh, başladıkları yerde, birbirlerinin kollarında yeniden doğuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.