İçeriğe geç

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 31 · 3 dk okuma

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 31

Bölüm 31: Zamanın Pençesinde

Eski ahşap kapı kapandığında Nehir, Poyraz’ın onu getirdiği bu küçük, tenha dağ evinin ortasında tek başına kaldı. Şehrin gürültüsünden uzak, sadece rüzgârın ve çam ağaçlarının sesinin duyulduğu bu yer, hem bir sığınak hem de bir hapishane gibiydi.

​Cebinden telefonunu çıkarıp titreyen parmaklarıyla annesinin numarasını tuşladı. Derin bir nefes alıp sesini olabildiğince sakin tutmaya çalıştı.

​"Anne?"

​"Nehir? Kızım neredesin sen? Saat kaç oldu, hâlâ eve gelmedin!" Annesinin sesindeki o bildik evhamlı ton odada yankılandı.

​Nehir gözlerini kapatıp hazırladığı o yalanı söyledi: "Annecim panik yapma. Şile tarafında büyük bir otelin lansman çekimi işini aldım. Çekimler birkaç gün sürecek, çekim ekibiyle birlikte otelde kalıyoruz. Telefonum da çok çekmeyebilir, beni merak etmeyin tamam mı?"

​Annesi biraz söylenip tembihler yağdırdıktan sonra telefonu kapattı. Nehir telefonu ahşap masanın üzerine bıraktığında omuzları çöktü. Ailesini güvende tutmanın tek yolu onlardan uzak durmaktı.

​Poyraz gitmeden önce son kez gözlerinin içine bakıp, "Bu sıradan bir baskın değil Nehir... Sevkiyatın takibi, şebekenin gizli kollarının açığa çıkarılması ve benim 'Ömer Karadağ' olarak sahneden çekilmem en az altı-yedi gün sürecek. Ne olursa olsun bu evden çıkmayacaksın, kimseye haber vermeyeceksin," demişti.

​Bir hafta... Tam altı uzun gün ve gece...

​4. Günün Gecesi... (Zihnin Karanlık Koridorları)

​Geçen her gün Nehir’in ruhundan bir parça koparıyordu. Dağ evindeki küçük televizyonda sadece haber kanalları açıktı. Nehir günlerdir koltuğun kenarına tünemiş, gözlerini ekrandan ayırmadan geçip giden alt yazıları okuyordu.

​"Karadağ Lojistik’e dev operasyon...", "Ambarlı Limanı'nda büyük çatışma...", "İş insanı Cevdet Yıldıran gözaltında..."

​Haberlerde Yıldıran Ailesi'ne yapılan operasyonlar geçiyordu ama tek bir isimden haber yoktu: Ömer Karadağ. Ya da Teğmen Poyraz Koral.

​Dışarıda yağmur bastırırken Nehir başını dizlerine gömdü. Sessizlik ağırlaştıkça zihni kontrolünü kaybediyor, onu tam üç yıl öncesine, hayatının paramparça olduğu o meşum güne sürüklüyordu...

​Üç Yıl Önce

​Hava tıpkı bugünkü gibi kasvetli, dondurucu ve yağmurluydu. Poyraz zorlu bir operasyon görevindeydi. Nehir, günlerdir haber alamadığı sevdiğinin yolunu gözlerken Leyla Teyze’yi yalnız bırakmamak için onun evine gitmişti. Mutfakta demlenen çayın kokusu eve yayılırken, Nehir pencerenin kenarında yağmur damlalarını izliyor, içindeki o garip, göğsünü sıkıştıran huzursuzluğu bastırmaya çalışıyordu.

​Kapı zili çaldığında Leyla Teyze heyecanla ayağa kalkmıştı. "Aramaya fırsat bulamadı herhalde benim oğlum, haber gönderdi..." diyerek kapıya koşmuştu. Nehir de hızla arkasından seğirtmişti.

​Ancak kapı açıldığında karşılarında Poyraz değil; çamurlu postallarıyla kapıda dimdik duran iki askerî üniformalı subay ve arkalarında bekleyen bir ambulans ekibi vardı. Subayın yüzündeki o taş gibi sert ama acı dolu ifadeyi gördüğü an, Leyla Teyze’nin elindeki çay tepsisi büyük bir gürültüyle yere düşüp paramparça olmuştu.

​"Leyla Hanım... Teğmen Poyraz Koral görev yaptığı sınır ötesi operasyonda..."

​Cümlenin gerisi Nehir için kapkaranlık bir uğultuya dönüştü. Nehir’in göğsüne tam o an, sıcak bir bıçak saplandı sanki. Nefesi boğazında tıkandı, ciğerlerindeki bütün hava çekildi. Dünya ayağının altından kayarken beyninin içinde tek bir feryat yankılanıyordu: "Hayır, Poyraz yapmaz... Bırakmaz beni!"

​Leyla Teyze’nin dizlerinin üzerine çöküp attığı o ciğer delen feryat evi inletirken, Nehir duvara tutunmaya çalıştı ama tutunamadı. Dizlerinin bağı çözüldü. Kulaklarında "Sığınak patlaması...", "Bedenine ulaşılamadı...", "Vatan sağ olsun..." kelimeleri fırıldak gibi dönerken, Nehir ilk kez orada ölmüştü. Poyraz’la birlikte, o sığınağın taşları altında canlı canlı gömülmüştü.

​6. Günün Gecesi... (Bugün)

​"Şimdi değil... Lütfen yine aynısı olmasın!"

​Nehir, geçmişin o yakıcı, nefes kestiren hatırasından sıyrılıp nefes nefese bugüne döndü. Yanakları gözyaşlarıyla ıslanmıştı, kalbi göğüs kafesini kıracakmış gibi çarpıyordu. Zihni aynı acımasız kabusu, aynı çaresizliği tekrar yaşatmak için adeta onunla oynuyordu.

​Gözleri televizyona kaydığında ekranda beliren son dakika yazısıyla kanı çekildi:

​"Karadağ Holding’in patronu Ömer Karadağ’ın tekneyle kaçmaya çalışırken liman açıklarında vurulduğu ve denizde kaybolduğu iddia ediliyor..."

​Nehir’in elindeki su bardağı kayıp yere düşüp paramparça oldu. Tıpkı üç yıl önce Leyla Teyze’nin elindeki tepsi gibi...

​"Hayır..." dedi dehşetle gerileyerek. Zihnindeki o eski yara yırtıldı, içindeki o kız çocuğu tekrar çığlık atmaya başladı. "Hayır! Aynı kabusu bana ikinci kez yaşatamazsın Poyraz! Beni bu belirsizliğin ortasında bir kez daha öldüremezsin!"

​Haberdeki yanan tekne görüntülerine bakarken akıl sağlığını kaybetmek üzereydi. Bu Poyraz'ın "Ömer Karadağ'ı öldürme" planı mıydı, yoksa gerçekten vurulup denizin soğuk sularına mı gömülmüştü?

​Tam o sırada, dışarıdaki fırtınanın uğultusunu yaran bir ses duyuldu. Evin ahşap verandasına basan ağır, aksak ve sürüklenen ayak sesleri...

​Nehir donakaldı. Göğsündeki o fırtına bir anda buz kesti. Nefesini tuttu. Şok, korku ve delice bir umut içinde masadaki meyve bıçağını sıkıca kavradı.

​Kapının kilidi zorlandı. Ve ahşap kapı yavaşça, gıcırtıyla içeri doğru açıldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.