Poyraz, Karadağ Köşkü’nün devasa ahşap kapısından çıktığında İstanbul’un dondurucu gece havası yüzüne çarptı. Merdivenleri inerken soğukkanlı duruşundan tek bir taviz vermedi. Ancak siyah jipinin direksiyonuna geçip kapıları kilitlediği an, göğsündeki o darlık bir kasırgaya dönüşmüştü.
Direksiyona dayadığı elleri hafifçe titriyordu. Cevdet’i o hastane masalıyla şimdilik ikna etmişti ama Hazal’ın gözlerındaki o sinsi, hırslı bakışları çok iyi tanıyordu. O kadın bu işin peşini kolay kolay bırakmazdı.
Cebinden telefonunu çıkardı ve hızlı aramadan Nehir’in numarasını tuşladı. Kulaklıkta çalan her ton, gecenin sessizliğinde göğsüne saplanan birer iğne gibiydi.
Telefon uzun uzun çaldı ama açan olmadı. Poyraz sabırsızlıkla kapatıp tekrar aradı. Yine yanıt yoktu.
"Aç şu telefonu Nehir... Lütfen aç," diye fısıldadı karanlığa doğru.
Gaza bastı. Araç boğaz yolunda hızla ilerlerken, dikiz aynasından arkasını kollamayı ihmal etmiyordu. Yarın gece Ambarlı Limanı'nda gerçekleşecek olan devasa sevkiyat, bu Gladio yapılanmasını tamamen çökertecek o son hamlesiydi. Yıllardır biriktirdiği belgeler, Emniyet ve İstihbarat ile kurduğu o gizli ağ yarın gece devreye girecekti. Ama Nehir... Nehir bu denklemde en kırılgan noktasıydı.
Yaklaşık yarım saat sonra arabasını Kadıköy’ün ara sokaklarına, Nehir’in atölyesinin iki sokak arkasına park etti. Ceketinin düğmelerini çözdü, torpido gözündeki silahını kontrol edip beline yerleştirdi.
Sokakta yürürken gözleri bir şahin gibi çevreyi tarıyordu. Neyse ki henüz etrafta şüpheli bir araç ya da Cevdet’in adamları görünmüyordu. Hazal hamle yapmak için henüz vakit kolluyordu; bu da onlara çok kısa da olsa küçük bir zaman penceresi açıyordu.
Atölyenin olduğu eski binanın merdivenlerini hızla çıktı. Ahşap kapıya iki kez kısa, bir kez uzun vurdu. Bu, aralarındaki o eski işaretti.
Kapı ardına kadar açıldığında, Nehir’in endişeden kızarmış gözleriyle karşılaştı.
Nehir, Poyraz’ı karşısında kanlı canlı görünce derin bir nefes verdi. Telefonu masanın üzerinde, sessizde kalmış bir halde duruyordu. "Poyraz! Telefonu duymamışım, delirdim korkudan..."
Poyraz içeri girip kapıyı arkasından kilitledi. Hiçbir şey söylemeden Nehir’e doğru iki adım attı, kollarını uzatıp onu sıkıca göğsüne bastırdı.
O an odadaki bütün tehlike, dışarıdaki dondurucu soğuk ve üç yılın getirdiği o amansız yük yok oldu. Nehir de kollarını Poyraz’ın beline dolayıp yüzünü onun boynuna gömdü. Poyraz’ın derin derin nefes alışı, saçlarına kondurduğu o küçük ama derin buse Nehir’in içindeki fırtınayı durdurdu.
"İyisin değil mi?" diye fısıldadı Poyraz, saçlarının arasından. "Sana bir şey oldu sandım..."
Nehir başını kaldırıp Poyraz’ın yüzünü ellerinin arasına aldı. Yanakları hâlâ sıcaktı. "Ben iyiyim. Ama sen... Köşkte ne oldu? Cevdet Bey’e ne dedin?"
Poyraz, Nehir’in ellerini tutup hafifçe gülümsedi. O acı, yorgun gülümseme yüzüne yerleşti.
"Onlara bir yalan sattım," dedi Poyraz, Nehir’i masanın yanındaki ahşap sandalyeye oturtarak. "Senin psikolojik tedavi gören bir 'akıl hastası' olduğunu, ölen nişanlını bana benzettiğin için peşimde dolaştığını söyledim."
Nehir bir an duraksadı. Yüzünde buruk bir ifade belirdi ama Poyraz’ın bu yalanı onu korumak için söylediğini çok iyi biliyordu. "İnandılar mı?"
"Cevdet inandı... Ya da inanmış gibi görünmeyi işine geldiği için seçti. Çünkü yarın geceki milyon dolarlık sevkiyatı riske atmak istemiyor," dedi Poyraz. Bakışları aniden ciddileşti. "Ama Hazal inanmadı Nehir. O kadının içgüdüleri çok tehlikelidir. Şu an değilse bile yarın sabah seni araştırmaya, buraya adam göndermeye başlayacaktır."
Nehir elini göğsüne koydu. "O zaman ne yapacağız?"
Poyraz eğildi, Nehir’in dizlerine ellerini koyarak göz seviyesine geldi. "Bu gece burada kalamazsın. Eşyalarını topla. Seni bu mahalleden, bu şehirden kimsenin bilmediği, benim bile resmi kayıtlarda adımı geçirmediğim güvenli bir eve götüreceğim."
"Peki ya yarın?" dedi Nehir, gözlerinden sızan o kırılganlıkla. "Yarın gece ne olacak Poyraz?"
Poyraz, Nehir’in elini sımsıkı tuttu.
"Yarın gece Ambarlı Limanı'nda bu kabus bitecek," dedi Poyraz, sesi çelik gibi keskinleşerek. "Emniyet güçleri limanı bastığında 'Ömer Karadağ' o kargaşada ortadan kaybolacak. Şebeke çökecek, Cevdet ve Hazal tutuklanacak."
Nehir gözlerinin içine baktı. "Ya sen?"
Poyraz ayağa kalktı, Nehir’i de elinden tutup kendine çekti. Yüzünde üç yıl sonra ilk kez bu kadar net, bu kadar özgür bir ifade vardı:
"Ve ben... O gecenin sabahında sana, Üsteğmen Poyraz Koral olarak geri döneceğim."
İkisi de biliyordu ki fırtına henüz kopmamıştı. Ama bu gece, o fırtınadan önceki son sığınaklarıydı.