İçeriğe geç

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 26 · 3 dk okuma

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 26

Bölüm 26: Namlunun Ucundaki Gölge

Nehir, Poyraz’ın elini daha sıkı sıktı. Omuzlarına çöken o ağır tehlike hissi, holding odasındaki havayı bir anda buz kesti. Yıllardır kovaladığı gerçeğe ulaşmıştı ama şimdi bu gerçek, ikisini de uçurumun kenarına sürüklüyordu.

"Benden ne isteyecekler Poyraz?" dedi Nehir, sesi bu kez korkuyla değil, pürüzsüz bir kararlılıkla çıkarak. "Madem bu kadar yaklaştım, madem senin kim olduğunu biliyorum... Artık geri adım atmam."

Poyraz yavaşça arkasını döndü. Nehir’in gözlerindeki o gözü pek ifadeyi gördüğünde kalbi bir kez daha sızladı. O, Kadıköy’ün loş kafelerinde fotoğraf makinesiyle hayaller kuran masum kız değildi artık; acının ve yasın içinden geçip bilenmiş bir kadındı.

"Senden hiçbir şey istemeyecekler Nehir," dedi Poyraz, yüzü bir mermer kadar sertleşerek. "Çünkü seni fark ettikleri an istemeyecekler... Silip atacaklar. Şebeke, Karadağ Holding'in altındaki bu lojistik ağını karanlık sevkiyatlar için kullanıyor. Ben içeriden belgeleri toplarken, Hazal ve babası sürekli ensemde. Eğer senin 'Ömer Karadağ'ın geçmişiyle bir bağın olduğunu anlarlarsa..."

Sözünü tamamlayamadı. Odada yankılanan ani ve sert bir kapı sesi cümlesini bıçak gibi kesti.

Anlaşılmayan bir telaşla açılan kapının eşiğinde Hazal duruyordu.

Şık, şarap rengi döpiyesi, düzgün taranmış sarı saçları ve yüzündeki o kibirli tebessümle içeri adım attı. Ancak gözleri masanın önünde, Poyraz’a çok yakın duran Nehir’e kaydığı an o tebessüm bir salisede dondu. Bakışları önce Nehir’in gözyaşlarından kızarmış gözlerine, ardından masanın üzerinde açık duran o eski köstekli saate kaydı.

"Ömer?" dedi Hazal, sesi şüphe ve soğuk bir sorgulamayla odayı doldururken. "Girişteki sekreter fotoğraf çekimi için gelen kızın hâlâ içeride olduğunu söyleyince bakayım dedim... Bir sorun mu var?"

Nehir aniden kaskatı kesildi. Karşısında duran bu kadın, günlerdir uykularını kaçıran, Poyraz’ın yanında gördüğünde içini yakan Hazal’ın ta kendisiydi.

Poyraz bir saniye bile tereddüt etmedi. O bir salaniyelik duraksamada Teğmen Poyraz tamamen yok oldu; yerini Karadağ Lojistik’in acımasız, mesafeli patronu Ömer Karadağ aldı. Bakışları buz tuttu, duruşu dikleşti.

Nehir’e doğru bir adım atıp aralarındaki mesafeyi açtı ve soğuk bir sesle konuştu:

"Bir sorun yok Hazal. Nehir Hanım katalog çekimleri için hazırladığı taslağı getirmişti. Fakat çalışma tarzı şirketimizin vizyonuna pek uygun değil. Kendisiyle çalışamayacağımızı iletiyordum."

Nehir, Poyraz’ın bu ani dönüşümüyle bir an sendeledi. Ama Poyraz’ın gözlerindeki o gizli, yalvaran bakışı gördü: *Rol yap Nehir, lütfen rol yap.*

Hazal adımlarını masaya doğru attı. Yüksek topuklularının ahşap zeminde çıkardığı *tık tık* sesleri odadaki tek sesti. Bakışlarını Nehir’den ayırmadan masanın üzerindeki o deri kılıflı, P.K. işlemeli eski köstekli saate doğru uzandı.

"Bu da ne?" dedi Hazal, elini saate doğru uzatarak. "Katalog aksesuarı mı?"

Poyraz, Hazal’ın eli saate değmeden hemen önce serice davranıp saati masadan aldı ve cebine attı. Yüzünde en ufak bir renk değişimi bile olmadı.

"Eski bir hatıra," dedi Ömer Karadağ tonlamasıyla. "İşimize dönelim Hazal. Nehir Hanım da zaten çıkıyordu."

Hazal’ın keskin gözleri Poyraz ile Nehir arasında mekik dokudu. Bir şeylerin yanlış olduğunu, havadaki o ağır, elektriklendirilmiş gerilimi hissetmişti. Bakışları Nehir’in ceketine ve titreyen ellerine takıldı.

"İlginç..." dedi Hazal, Nehir’e doğru bir adım atıp gözlerinin içine bakarak. "Fotoğrafçı hanımın gözleri ağlamaktan kızarmış. Ömer Bey şirketin vizyonunu anlatırken biraz fazla mı sert davrandı acaba?"

Nehir göğsündeki o yangını bastırdı. Çenesini kaldırdı, Hazal’ın gözlerinin içine dik dik baktı.

"Ömer Bey sadece fazla 'gerçekçi' davrandı Hazal Hanım," dedi Nehir, sesine katı bir profesyonellik yerleştirerek. "Ama merak etmeyin... Ben sahte olan hiçbir şeyle zaman kaybetmem. İyi günler."

Nehir fotoğraf makinesinin çantasını omzuna asıp tek bir an bile arkasına bakmadan yönetim odasının kapısına doğru yürüdü. Kapıdan çıkmadan hemen önce, dikiz aynasından bakar gibi Poyraz’a son bir kez baktı.

Poyraz’ın yüzü bir heykel gibi ifadesizdi ama cebindeki eli, o köstekli saati patlatacakmışçasına sıkıyordu.

Nehir holdingin devasa cam kapısından dışarı, İstanbul’un soğuk havasına adım attığında derin bir nefes aldı. Kurtulmuştu ama biliyordu; Hazal’ın gözlerindeki o şüphe tohumu ekilmişti bir kere. Ve o tohum, çok geçmeden ikisinin de tepesinde patlayacak bir felakete dönüşecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.