Meydanın kalabalığından sıyrılıp kliniğin kapısından içeri girdiğinde Nehir, bir hafta önceki o fırtınalı kız değildi artık. Adımları yere sağlam basıyor, sırtı dik ve gözleri ne istediğini bilen bir kararlılıkla bakıyordu.
Doktor Hakan Bey’in bekleme salonundaki o steril koku bile bu kez onu boğmuyordu. Sekreter kadına kısa bir tebessüm edip sırasını beklemeye başladı.
"Nehir Hanım, buyurun."
Ağır ahşap kapıyı itip içeri girdiğinde Hakan Bey masasının arkasından kalkıp onu neşeyle karşıladı. "Hoş geldin Nehir. Geç otur lütfen."
Nehir berjerlerden birine kuruldu. Ellerini dizlerinin üzerinde serbestçe bıraktı. Geçen haftaki o savunmacı, gergince kenetlenmiş parmaklardan eser yoktu.
Hakan Bey gözlüklerini takıp koltuğuna yaslandı. "Seni görünce insan iyileşmeye olan inancını tazeliyor," dedi tatlı bir babacanlıkla. "Yüzüne renk gelmiş. Abinle konuştum, işe geri dönmüşsün. Ajanstakiler de durumunun gayet iyi olduğunu söylüyor. Nasıl geçiyor günler?"
"İyiyim Hakan Bey," dedi Nehir, sesine pürüzsüz bir sakinlik yerleştirerek. "Dediklerinizi düşündüm. İlaçlarımı aksatmadan kullanıyorum. Zihnimi toparlamama gerçekten yardımcı oldular."
"Çok sevindim. Peki... o kriz anları? Hayaller, koku duyundaki o baskın yanılsamalar devam ediyor mu?"
Nehir gülümsedi. Bütünüyle ikna edici, hafif bir tebessümdü bu. "Hayır. Aslında hepsinin ne kadar büyük bir yas patlaması olduğunu şimdi daha net görebiliyorum. O gün şehitlikte yaşadıklarım... sanırım zihnimin bana oynadığı son ve en büyük oyundu. Bir yabancının bıraktığı paltoyu, Poyraz'ın kokusuyla özdeşleştirecek kadar çaresiz kalmışım. Ama geçti. Kabullendim."
Hakan Bey not defterine memnuniyetle birkaç not aldı. "Harika bir gelişme bu Nehir. Yas süreci doğrusal değildir; bazen en dip noktayı görmeden yukarı çıkamazsın. Sen o gün dip noktayı gördün ve çıkış yolunu buldun. İlaç dozunu biraz daha azaltarak devam edelim. Kendini ne zaman hazır hissedersen o zaman bu görüşmeleri de seyreltiriz."
"Teşekkür ederim Hakan Bey," dedi Nehir yavaşça ayağa kalkarak. "Bana çok yardımcı oldunuz."
Klinikten çıkıp sokağa adım attığında Nehir derin bir nefes aldı. Rüzgar yüzünü yalayıp geçerken çantasındaki o küçük çekmece anahtarını parmaklarıyla sıktı.
Doktoru ikna etmişti. Ailesini ikna etmişti. Şimdilik herkes Nehir'in "iyileştiğine" inanıyordu ve bu durum ona ihtiyacı olan en büyük özgürlüğü sağlıyordu.
Çünkü o deli değildi. O gün mezarlıkta yaşananlar zihninin bir oyunu değildi.
Yüzündeki o sahte gülümseme yerini çelik gibi sert bir ifadeye bıraktı. Gardını indirmiş bir Nehir, herkesin gözünde tehlikesizdi.
"Az kaldı Poyraz," dedi içinden, kalabalık caddede yürümeye devam ederken. "Herkes benim iyileştiğimi sanıyor. Ama asıl hesaplaşma daha yeni başlıyor."