İçeriğe geç

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 13 · 3 dk okuma

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 13

Bölüm 13: Duvarların Arasında

Araba evin önüne yanaştığında Nehir hâlâ ağlıyor, göğsüne sımsıkı bastırdığı paltoya tutunarak aynı şeyleri fısıldıyordu.

"Yaşıyor... Yemin ederim yaşıyor. Neden kimse beni dinlemiyor?"

Abisi kolundan tutup onu arabadan indirdiğinde, Nehir’in dizleri tutmuyordu. Selin bir yanında, abisi diğer yanında, onu yarı sürükler hâlde apartmandan içeri soktular. Annesi arkalarından dualar okuyarak, gözyaşları içinde kapıyı açtı.

Eve girdiklerinde Nehir’i salondaki koltuğa oturtmaya çalıştılar ama Nehir koltuğa oturur oturmaz tekrar ayağa fırladı. Paltoyu Selin’e doğru uzattı, elleri tir tir titriyordu.

"Selin, bak! Kokla diyorum sana! Sen Poyraz’ın kokusunu bilmez misin? Kaç kere yanımızdaydı, kaç kere birlikte oturduk! Kokla şunu, Allah aşkına kokla!"

Selin gözlerinden akan yaşları silerek geri çekildi. "Nehir, yapma böyle... Yalvarırım yapma. Üşümüşsün, şoka girmişsin. Zihnin sana oyun oynuyor..."

"Oyun oynamıyor!" diye haykırdı Nehir. Sesi evde yankılandı, duvardaki fotoğraflar bile titredi sanki. "Ben deli değilim! Biri bana deli muamelesi yapmayı bıraksın artık! Dün gece o soğukta mezarın başındaydım. Uyandığımda bu palto üzerimdeydi! Gökyüzünden mi düştü bu palto?! Poyraz geldi diyorum size, geldi ve üzerimi örttü!"

Abisi öfkeyle duvara bir yumruk indirdi. "Nehir yeter!" diye bağırdı. "Şehit oldu o adam! Kendi ellerimizle toprağa verdik! Üç yıldır her gün bu acıyı çekiyoruz ama sen artık gerçeklikle bağını kopardın! Bir yabancıya takıldın, şimdi de bir palto yüzünden aklını yitiriyorsun!"

"Aklımı yitirmedim!" Nehir hıçkırıklar içinde yere çöktü. Paltoyu yüzüne gömüp avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. İçindeki yangın öyle büyüktü ki, ne nefes alabiliyordu ne de laf anlatabiliyordu. "Yaşıyor... Yaşıyor..."

Annesi ağlayarak kapıya koştu. "Böyle olmayacak, kızımın yüreği duracak! Ben Gökçe’yi çağırıyorum!"

Annesi alelacele üst kata koştu. Kaç yıldır komşuları olan, hastanede çalışan Hemşire Gökçe’yi çağırmak tek çareleri gibi görünüyordu.

İki dakika sonra Gökçe, elinde küçük tıbbi çantasıyla içeri girdi. Salondaki manzarayı görünce yüzü düştü. Nehir yerde, paltoya sarılmış hâlde kriz geçiriyor, Selin ve abisi onu zapt etmeye çalışıyordu.

"Gökçe, kurban olayım bir şey yap!" dedi annesi hıçkırıklarla. "Kriz geçiriyor, aklını kaybedecek!"

Gökçe hemen Nehir’in yanına diz çöktü. "Nehir, beni duyuyor musun? Sakin ol patron, nefes al..."

"Gökçe, inanmıyorlar bana..." Nehir kan çanağına dönmüş gözleriyle Gökçe’ye baktı, kolunu tuttu. "Poyraz ölmedi Gökçe... Yaşıyor, dün gece geldi..."

Gökçe üzüntüyle Nehir’in yüzünü süzdü. Durumun bir travma patlaması olduğunu düşünerek çantasından bir ampul sakinleştirici ve enjektör çıkardı. İlacı hızlıca enjektöre çekerken abisine baktı. "Kolunu sıkı tutun, ilacı yapmam lazım. Bedenen ve zihnen çok yıpranmış, kalbi bu kadar yükü kaldırmaz."

"Hayır!" Nehir enjektörü görünce gerilemeye çalıştı. "İstemiyorum! Ben hasta değilim! Beni uyutmayın!"

Ama dermanı kalmamıştı. Abisi Nehir’i omuzlarından sabitledi, Selin ise gözlerini kapatıp ağlayarak Nehir’in titreyen elini tuttu. Hemşire Gökçe, Nehir’in koluna sakinleştiriciyi uyguladı.

İlacın etkisi birkaç dakika içinde kendini göstermeye başladı.

Nehir’in çırpınışları yavaşladı. Parmaklarının arasındaki paltoyu bırakmamak için son bir çabayla kumaşı sıktı ama göz kapakları ağırlaştı. Sesi fısıltıya dönüştü.

"Poyraz... Geldim de... İnanmıyorlar..."

Saniyeler sonra Nehir’in başı yan tarafa düştü. Derin, ilaçlı bir uykunun kollarına bırakmıştı kendini.

Salona ağır ve acı bir sessizlik çöktü. Abisi, Nehir’i kucağına alıp odasındaki yatağına taşıdı. Üzerini örttükten sonra, Nehir’in elinden kayıp düşen o siyah paltoyu aldı ve sandalyenin üzerine bıraktı.

Selin, sandalyedeki paltoya baktı. İçinde anlık bir ürperti belirdi. Nehir’in bu hâli onu mahvediyordu ama... Nehir hiç bu kadar emin olmamıştı.

Gözyaşlarını silip yavaşça sandalyeye yaklaştı. Herkes odadayken, parmak uçlarıyla paltonun yakasına dokundu ve hafifçe kokladı.

Selin’in gözleri aniden açıldı. Dudakları aralandı.

Bu koku... Bu koku gerçekten de sıradan bir adamın kokusu olamayacak kadar tanıdıktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.