İçeriğe geç

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 12 · 2 dk okuma

Tanıdık Bir Yabancı

Bölüm 12

Bölüm 12: Sessiz Çığlık

"Bu onun kokusu..."

Nehir’in dudaklarından dökülen bu üç kelime, şehitliğin o sabah sessizliğini bir bıçak gibi kesti.

Nehir paltonun yakasını burnuna bastırmış, gözleri delicesine açılmış hâlde titriyordu. Akciğerlerine dolan her nefes, zihnindeki o kuşkuyu çelik gibi bir gerçeğe dönüştürüyordu. Deniz, hafif rüzgar ve o genzi yakan barut kokusu... Bu sıradan bir parfüm değildi. Bu, Poyraz’ın ta kendisiydi.

"Nehir... Ne diyorsun sen?" dedi Selin, sesinde endişeli bir tereddütle.

Nehir aniden ayağa fırladı. Dizleri titriyordu ama paltoyu iki eliyle göğsüne bastırarak abisine, annesine ve Selin’e baktı. Yüzü bembeyazdı, göz pınarlarından yaşlar boşanıyordu.

"Ölmedi!" diye haykırdı Nehir. Sesi şehitliğin mermer taşlarında yankılandı. "Poyraz ölmedi! Dün gece buradaydı! Bu palto onun... Yemin ederim bu koku onun!"

"Kızım..." Annesi ağlayarak Nehir’in koluna dokunmaya çalıştı. "Aklını kaçıracaksın, yapma kurban olayım... Poyraz toprağın altında. Bak, bak mermer taşı burada!"

"Hayır anne, dinle beni!" Nehir annesinin ellerini tutup paltoya doğru bastırmaya çalıştı. "Kokla şunu! Yemin ederim o! Dün gece ben bu toprağın üstünde uyurken geldi, üzerimi örttü! Yaşıyor diyorum size, yaşıyor!"

Abisi öfkeyle karışık derin bir çaresizlikle araya girdi, Nehir’in omuzlarından tutup onu sarsmaya başladı. "Nehir kendine gel! Yeter artık! Üç yıl oldu Nehir, üç yıl! Soğuktan donmak üzereydin, zihnin sana oyunlar oynuyor!"

"Bana deli muamelesi yapmayın!" Nehir abisinin ellerini hırsla itti. Sinir krizi bütün bedenini ele geçirmişti; nefesi kesiliyor, göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Selin’e döndü, gözlerinin içine bakarak haykırdı: "Selin! Sen biliyorsun! Karadağ Lojistik’teki adamı gördün, fotoğrafları gördün! O adam diyorum, dün gece buradaydı!"

Selin’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Nehir’e doğru bir adım attı ama bakışlarında o kahredici acıma ifadesi vardı. "Nehir... Bebeğim, yapma böyle," dedi Selin, sesi titreyerek. "O adamın nişanlısı var dedik, yüzüğü var dedik... Bir hayaletin peşinden gidip kendini mahvediyorsun. Yoldan geçen biri seni bu soğukta uyurken görüp üzerini örtmüş olamaz mı? İnsaniyet namına biri bırakmıştır o paltoyu!"

"İnsaniyet namına mı?!" Nehir hıçkırıklar içinde kahkaha benzeri acı bir ses çıkardı. "Bana Poyraz’ın kokusunu koklatacak kadar büyük bir tesadüf olabilir mi bu dünyada?! Bana inanmıyorsunuz... Hiçbiriniz bana inanmıyorsunuz!"

Nehir dizlerinin üzerine tekrar çöktü. Paltoyu yüzüne gömüp avazı çıktığı kadar bağırmaya, feryat etmeye başladı. İçindeki o çaresizlik patlamıştı. Sevdiklerinin ona "akıl sağlığını yitirmiş bir hasta" gibi bakması, acısını bin kat daha katlıyordu.

"Poyraz!" diye haykırdı mermer taşına doğru, toprağı yumruklayarak. "Neredesin?! Çık ortaya! Neden bana bunu yapıyorsun?! Çık ortaya!"

Abisi daha fazla dayanamadı. Ağlayarak Nehir’i yerden kaldırdı, kolları arasında sıkıca zapt etmeye çalıştı. Nehir çırpınıyor, kurtulmaya çalışıyor, paltoyu elinden bırakmamak için tırnaklarını kumaşa geçiriyordu.

"Bırakın beni! O buradaydı! Yaşıyor diyorum size!"

"Gidiyoruz eve," dedi abisi, gözyaşlarını tutamayarak. Nehir’i yarı sürükler, yarı kucağında taşır hâlde arabaya doğru götürmeye başladı.

Nehir’in feryatları şehitlik kapısına kadar sürdü. Arabanın arka koltuğuna bindirildiğinde bile elindeki paltoyu göğsüne bastırmış, camdan dışarıya, şehitliğin ağaçlık alanına doğru bakıp ağlıyordu.

Hiçbiri inanmıyordu. En yakını, en güvendiği Selin bile onun aklını yitirdiğini düşünüyordu.

Ancak Nehir, araba hareket ederken şehitlik kapısının hemen yanındaki büyük çınar ağacının arkasında duran, siyah gözlüklü ve şapkalı o uzun boylu silueti fark etmedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.