Gecenin en zifiri, en dondurucu saatleriydi. Rüzgar, şehitlikteki çam ağaçlarının arasında ıslık çalarak esiyor, soğuk toprağın nemi Nehir’in ince giysilerinden kemiklerine kadar işliyordu. Nehir, Poyraz’ın mermer taşına sarılmış hâlde, titreyen bedeniyle derin ve bitkin bir uykunun koynundaydı.
O sıradan, kimliği belirsiz gölge, bir süre Nehir’in toprağa sığınmış o çaresiz bedenini izledi.
Adamın omuzları kasıldı. Göğsünden sessiz ama devasa bir fırtına kopup geçti. Dizlerinin üstüne, Nehir’in yanına yavaşça çöktü. Avuç içleri sıkılmaktan beyazlaşmıştı. Yavaşça üzerindeki koyu renk, ağır, buram buram deniz ve barut kokan paltoyu çıkardı.
Sessizce, Nehir’i sarsmadan paltoyu üzerine örttü.
Paltonun sıcaklığı Nehir’in buz tutmuş bedenini sardığında, genç kız uykusunda hafifçe kıpırdadı, yüzünü paltonun yakasına doğru gömdü. O an, gölgenin el kavisleri titredi. Parmak uçları, Nehir’in rüzgardan dağılmış ve ıslanmış saçlarına milimler kala durdu. Dokunmaya hakkı yokmuş gibi, elini geri çekti.
Ayağa kalktı. Son bir kez Nehir’e, ardından *Şehit Üsteğmen Poyraz Koral* yazan o soğuk mermere baktı. Karanlığın içinde yutulan adımlarla, geldiği gibi sessizce kayboldu.
Güneş ilk ışıklarını İstanbul’un üzerine yaymaya başladığında, şehrin diğer ucunda tam bir kaos hakimliği vardı.
"Açmıyor kızım, çalmıyor bile! Polise haber verdik mi?!"
Nehir’in annesi feryat figan salonun içinde bir sağa bir sola koşturuyordu. Selin’in elinde tuttuğu telefondan Nehir’e yapılan onlarca cevapsız arama ekranı görünüyordu. Dün akşam Ambarlı Limanı’ndaki o çekim bittiğinden beri Nehir’den tek bir haber bile alınamamıştı. Evine gitmemiş, Selin’in üst üste gelen aramalarının hiçbirine dönmemişti.
"Teyze lütfen sakin ol," dedi Selin, elleri titreyerek kendi telefonunu sıkan parmaklarıyla. Göz altları morarmış, ağlamaktan gözleri şişmişti. "Polis 24 saat geçmeden kayıp başvurusu alamıyor ama ben her yeri aradım. Limandan dün akşam çekim biter bitmez ayrılmış. Hastanelerde yok, kimsede yok..."
Nehir’in abisi ceketini hızla üzerine geçirdi. Yüzü bembeyazdı. "Dün akşam limanda ne oldu Selin? Sana bir şey söyledi mi?"
Selin yutkundu. Nehir'in Ömer Karadağ'ı gördükten sonra yaşadığı o krizi, günlerdir süren o şüphelerini ve içindeki yangını en iyi o biliordu. "Dün Karadağ Lojistik'in sahasındaydı..." dedi Selin, sesi titreyerek. "O adamla yine karşı karşıya geldi. Kafası darmadağındı, acısı yine taptaze oldu..."
Abisi aniden durdu. Zihninde bir şimşek çaktı. Nehir ne zaman dünyadan kopacak kadar çaresiz kalsa, ne zaman acısı göğsüne sığmasa gideceği tek bir yer vardı.
"Arayıp durmayın boşuna," dedi abisi, ceketinin fermuarını çekerken. "Nerede olduğunu biliyorum."
Şehitliğin üzerindeki sis yavaş yavaş dağılıyordu.
Taksi kapısının sertçe kapanma sesi ve ardından hızlı, telaşlı ayak sesleri patikayı doldurdu. Nehir’in annesi, abisi ve Selin, nefes nefese *Ada: 4, Parsel: 12* yönüne doğru koşuyorlardı.
Annesinin gözyaşları yanaklarından süzülürken, mezar taşının görüş alanlarına girmesiyle hepsi olduğu yerde çakılı kaldı.
Nehir, toprağın üzerinde kıvrılmış, başını Poyraz’ın mermer taşının dibine koymuş hâlde derin bir uykudaydı. Yüzü soğuktan solgun ama huzurluydu.
Ancak hepsinin dikkatini çeken, Nehir’in üzerinde serili duran o devasa, erkek paltosuydu.
"Nehir!" Annesi hıçkırıklarla öne atıldı, kızının yanına diz çöküp onu omuzlarından sarstı. "Kızım! Güzel kızım, uyandırın şunu!"
Abisi ve Selin de hemen yanlarına çöktü. Abisi Nehir’i kucağına doğru çekip doğrulturken, Nehir göz kapaklarını zorlukla araladı. Zihni bulanıktı, bakışları etrafındakilerin üzerinde gezindi.
"Anne... Abi? Selin?" dedi Nehir, pürüzlü ve kısılan sesiyle. "Sizin ne işiniz var burada?"
"Delirdin mi sen?!" diye bağırdı Selin, öfkeyle karışık bir rahatlamayla Nehir’e sarılarak. "Bütün gece nerede olduğunu aradık! Telefonunu açmadın, duymadın bile! Teyzem kriz geçirdi, aklımızı kaçıracaktık Nehir! Bütün gece bu soğukta toprağın üzerinde mi yattın sen?!"
Nehir şaşkınlıkla etrafına baktı. Üzerinden süzülüp kucağına düşen ağır, siyah paltoya gözü kaydı.
Bu palto ona ait değildi. Annesine, abisine ya da Selin'e de ait değildi.
Kumaşını parmaklarının arasında sıktı. Paltoya sinmiş olan o kokuyu içine çektiğinde, Nehir’in yüreği duracak gibi oldu. Buram buram deniz, rüzgar ve hafif bir barut kokusu...
"Bu... Bu palto kimin?" diye fısıldadı Nehir, gözleri dehşetle açılarak.
Selin şaşkınlıkla paltoya baktı. "Biz de sana soracaktık Nehir... Geldiğimizde bu palto üzerine örtülüydü. Biri seni burada uyurken görüp üzerini mi örttü?"
Nehir titreyen elleriyle paltonun yakasını burnuna yaklaştırdı. O koku... Poyraz’ın, dün akşam limandaki Ömer Karadağ’ın kokusuydu.
O gece biri buradaydı. Biri o dondurucu soğukta onu izlemiş, yanına gelmiş ve üzerini bu paltoyla örtmüştü.
Nehir gözyaşları içinde başını kaldırıp Şehit Üsteğmen Poyraz Koral’ın mermer taşına baktı.