İçeriğe geç

talk that talk

Bölüm 4 · 7 dk okuma

talk that talk

Bölüm 4

0.4

bölüm 4 : sıcak yaralara sıcak kucaklar

Daha beş yaşındayken ellerini dolduran karla oynayan Sunghoon büyürken avuçlarına başka hiçbir şey almamıştı. Birazcık kar yetiyordu onu mutlu etmeye, üzüldüğünde de buzdan köşkü kapılarını açıyordu sonuna kadar.

Şimdi her şeyini kaybetmişken durup bir köşede hiçbir şey yapamamak zoruna gidiyordu. Bu yüzden piste geri dönmüştü yere düştüğü kaçıncı sefer olduğunu sayamazken. Dizlerindeki sızı artarken yumruklarını sıkarak buzun keskin ve soğuk yüzeyinde biraz daha bekledi. Gözlerini kapayıp artık buzdan köşkünün ona kapattığı kapılarını tekrar açmasını diledi.

Her şeyi diyordu Sunghoon küçüklüğünden beri en yakın arkadaşı olan buzlara ama canını yakmasına rağmen geri istiyordu her şeyini. İyi bir ailesi olabilirdi, iyi bir kariyer yapmak için üniversitede güzel bir bölüm de okuyabilirdi, sonra iyi arkadaşlar edinip iyi bir eşle evlenebilirdi ama tüm bu iyilerin toplamı kendinden her şeyi çıkarılmış birini düzeltebilir miydi?

Sıktığı yumrukları üstüne doğrulup öfkeli dansından sonra bile düşmeyip göz çukurlarını acıyla dolduran yaşlarını sildi. Kendini tekrardan güçsüz hissederken ayağa kalktı. Titreyen bacaklarına vurup "sizin göreviniz burada bitmedi. Park Sunghoon'un hikayesi tüm eksilere rağmen devam ediyor lanet bacaklar." diyordu.

Önünde bir çöl gibi uzanan uçsuz bucaksız buzdan kente tekrar ve tekrar dalmaya hazırlandı. Aklındaki tüm kalıpları kırmak için son hızda girdi o kente. İlk dönüşünü tamamlayıp yere indiğinde derin bir nefes verdi. Buz üzerinde kendini toparlamak için bir turu tamamladığında da iki defa dönmeyi denedi havada. Yere fırlayıp onu reddeden fikirleriyle beraber çakıldı buza. Başını tutuyordu korkusundan. Yeni âdet edindiği bir huydu. Cenin pozuna geçip hüngür hüngür ağlama isteğini bastırıp titreyen bedenine küfrederek kalktı.

Henüz denemekten vazgeçemezdi. Korkusu ensesinden tuttuğu gibi onu yere devirene kadar üstüne üstüne gidecekti.

Ya korkusunun hayallerini bir çerçeveye sokup ellerine vermesini izleyecekti ya da mucizelere inanan kişi olmayı seçecekti.

Yapabilirim, diyordu yapacağım yerine. Kelimelerinde bile korkuya yer veriyordu ihtimallerle kuşatarak.

Önünü göremiyordu. Kendisini göremiyordu. Buzlara hükmedemeyen bir kralı tahttan indiren hayata karşı çıkamıyordu. Kayamayan bir Park Sunghoon gerçekte hayat tarafından adının üstü çizlmiş bir ölüye benziyordu. Mavi elbisesine gururla değil de acıyarak bakacak olmak kalbini ağrıtıyordu.

Kayamayan bir Sunghoon kendi gibi hissettirmiyordu.

Dizlerindeki yarayı sildi avuçlarındaki yarayı göremeden. Vücudunu da tanıyamıyordu. Kalbi öyle çok ağrıyordu ki diğer acıları hafif kalıyordu da kestiremiyordu acıyan tarafını. Kanın kırmızısından nefret ediyordu. Buzdan kentine onun girişini yasaklayan kırmızı uyarıdan nefret ediyordu. Ölümü çağrıştıran kırmızı her şeyini alt üst edip Sunghoon'u tepetaklak sallarken onunla böyle dalga geçilmesine dayanamıyordu.

Bir kırmızı girmişti bembeyaz buzla aralarına.

Tekrar patenleri üstüne doğruldu. Her kalkışında kendinden bir şeyler alınıyordu. Her kalkışında daha da eksiliyordu. O boşalırken omuzlarına binen yük ona acımadan üstüne çökmeye devam ediyordu.

Elini yüzüne yaslayıp sakinleşmek için derin bir nefes aldı. Saçlarını geriye atıp burasını tanıdığını ve sevdiğinin ona zarar vermeyeceğini fısıldadı kendi kendine. İç sesi bağırıyordu tüm bu yalanlara inanıp inanmadığı hakkında ileri geri konuşarak.

Yavaş yavaş hızlanarak dönemeçte ikili dönüşünü yarım yamalak da olsa yapabildiğinde yüzünde bir gülümseme yer edindi. Diğer dönüşünde düşecek gibi olsa da hala ayakta durabildiği için kendini tebrik etti. Ve üçlü atlayışın ortasında bariyerlere kadar savruldu. Sanki bir el havadayken onu tokatlayarak buradan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Sunghoon her deneyişinde daha da titreyen bedenine daha güçlü yalanlar uydurmak zorunda kalıyordu. Güçsüzlüğünü örtecek yara bantları bulmak kanayan yaralarının daha da derinleşmesiyle iyiden iyiye zorlaşıyordu.

"Sorun yok" dedi bu sefer kendine üzülerek. Yumruklarını ilk başta buza öyle çok sallamıştı ki kanadığını unutup kaymaya devam ederken acısı da arada kaynamıştı.

Ayağa son kez kalktığını bu yüzden yapabildiği her şeyi ortaya koymasını söylerken bir izleyicinin sessizce içeri geçip onu alkışlamak için beklediğinden de habersizdi.

Spot ışıklarına diktiği başını öne düşürüp final dansında yaptığı adımları yineledi. Önce birbirine bağladığı kollarını usulca ayırıp havaya kaldırıyor sonra da diğer bacağını katlayarak hızlı ve dikkatli bir dönüş sergiliyordu. Ellerini dua edercesine açıp gözlerini tanrıyı görür gibi büzerken duaları reddedilmiş bir günahkâr gibi kollarını birbirine dolayarak bedenini küçültüyordu.

İleri atılarak danstaki ilk dönüşünü tamamlamak için tanrının ona yardım etmesini de bekledi. Ve ilk dönüş istediği gibi olmuştu. Danstaki oyununda üzgün durarak herkesi melankoliye çağıran karakteri şimdilik minik başarısının sevinciyle kaybolmuştu.

Sol bacağını arkasına alıp eliyle tutarken kendi etrafında dönmeye koyuldu. Günahkârın reddedilişten sonra afallayıp sığıncak hiçbir şeyinin kalmayışı gibi. Çaresiz ama acılarıyla barışık bir hâlde...

Sunghoon düzelip diz çökerek ellerini kalbine götürdü. Jake gerçekten sahnelenen bu günahkâra ayriyeten sarılmak istiyordu. Bu Sunghoon'un duyguları en içten şekilde dışa vuruşundan olsa gerekti.

Sunghoon narin bir kayışın ardından sabırsızlıkla diğer dönüşüne geçti. Yapamadığı üçlü dönüş onun korku içinde buzu boylamasına ve tüm gücünün gerçek manada üstünden çekilip gitmesine neden olmuştu. Ortaya bıraktığı gürültülü iniltisi Jake'i fena halde endişelendirdiğinden buzda ayağı kaymasına karşın onun yanına varmasına engel olamamıştı.

Onun hizasında eğilen Jake, küçüğünün sarsılarak ağlamasına katlanamamıştı. Başını göğsüne yaslayıp çenesini saçları üstüne koymuştu. Şimdi kolları arasında sarsılıyor, ona ayrılmış karanlıkta daha fazla tutamadığı gözyaşlarını bırakıyordu Sunghoon.

Jake sarıldığı bedenin ellerini kazağını çekiştirip dururken buluyordu. Sesi de bir hayli artan çocuğun susacağı yok gibi duruyordu. Hıçkırıkları ardından bir şey söyleyecek olsa da vazgeçiyordu. Birazcık daha ağlamasına izin verecekti sonra o gözyaşlarını silip onu mutluluğa davet edecekti. Birazcık daha dayanmalıydı içini parçalayan gözyaşlarının kazağını ıslatmasına.

"Geçti birtanem buradayım tamam mı?" Saçlarını okşayıp aralarına öpücükler bırakırken sonunda onu tek başına bırakmadığı için kendisiyle gurur duyuyordu.

Ondan ayrılırken yüzünü görmesini istemeyen Sunghoon daha da sıkı asılıyordu tutunduğu kazağa. Jake güçlükle onu kendinden uzaklaştırıp elleri arasına aldı burnu kızaran yüzü. Gözleri ona bakacak gücü bulamıyordu. Çocuk gibi ağlarken yakalanmak onu incitmiş olmalıydı belki de.

"Sunghoon bana bak buradayım ben." dedi fısıltıyla, sesini kesmiş ama hıçkırıklarını durduramayan çocuğun ona bakması için çıldırırken. "Sunghoon?"

Buğulu gözlerini ona çevirdiğinde buluştu iki kalp hıçkırıklar senfonisi eşliğinde.

Sunghoon'un göz altlarını baş parmaklarıyla yarım yuvarlaklar çizerek silerken gözünü ondan ayırmıyordu. Eğer yanlışlıkla da olsa başka bir damlanın gözlerinin parıltısını buğulandırdığını görürse kafayı yiyebilirdi şu an. Yavaşça sildi yaşlarını.

Sonra ellerini avuçlarına alıp kanattığı yerlere baktı. Gözlerini dizlerindeki yaralara bacaklarındaki ufak çiziklere dikti. İçi gidiyordu ona bakarken. Kendine bunu yapmakta sorun görmeyen küçüğünü azarlayamamaktan.

Sunghoon görüşü netleştiği anda fark etti gözlüğü ardında onun için burada olan bir çift gözü. Bu hisse ne dendiğini bilmiyordu ama hoşuna gitmişti. Düştüğünde birinin ona sarılmak için hazırda beklediğini bilmek Sunghoon'da tekrar ve tekrar korkmadan düşebileceğinde sıkıntı olmadığı hissini uyandırıyordu çünkü bir kere sarılmaya gelmişti tekrar gelirdi.

Elleri bilinçsizce büyüğüne uzandığında Jake onu anlamış gibi tekrar kollarına aldı. Çeenesini geniş duran omuza bırakan Sunghoon utanarak ağlamaya devam ediyordu. Sırtını sıvazlayan ellerle biraz daha artırdı gürültüsünü ama daha kontrollü boşalıyordu gözyaşları. Titremesi onun sıcaklığıyka beraber sonlanmıştı.

"Beni hep ağlarken buluyorsun." Dedi bu gerçeği utana sıkıla kabul ederken. "Çok rezil biri olduğumu düşünüyorsun değil mi?" Jake, küçüğünün sırtını sıvazlamayı kestiğinde Sunghoon istemese de onun da öyle düşündüğü kanısına varmıştı.

"Senin çok güçlü biri olduğunu düşünüyorum. Hep kendinle savaşırken yakalıyorum seni. Kimseyi endişelendirmemek için biriktirip saldığın gözyaşlarını çalmaya hep geç kaldığım için beceriksiz bir hırsız olduğumu düşünüyorum." dedi. "Ne dersin?"

Sunghoon kazağındaki baskıyı azaltıp onu öylece bırakıp gitmeyeceğine kendini inandırdığı için daha çabuk sakinleşmişti. Gülümsediğini hisseden Jake bu ufak çaplı konuşması işe yaradığı için sevinmişti. "böyle hırsız olmaz"

Sunghoon neredeyse altındaki buzun soğukluğunu unutacak olmasa büyüğünün sıcacık kolları arasında uyuyacaktı. Gözleri yorgunluğundan kapanmaya da yelteniyordu.

"Sunghoon hadi kalk hasta olacaksın." Büyüğünün yardımıyla yerinden doğrulan Sunghoon, düşmemek için çabalayan kahve saçlının koluna girerek ikisini de pistten dışarı çıkarmıştı.

Jake küçüğünün eli hâlâ elindeyken başını eğip umutla ona baktı.

"Beraber bir şeyler yemeye gidelim mi? Çok acıktım."

Sunghoon teklifini uslu uslu kabul ettiğinde ise dünyalar sanki onun olmuştu. Tüm hırçınlığını alıp götürmüştü bu kucaklaşma adeta.

[...]

Jake, atkısını sardığı küçüğünün yaralarını da sarıp gösterişsiz ama sakin bir kafeye getirmişti onu. Söyledikleri siparişler gelmeden önce sessizce beklediler. İlk kimin konuşacağı davası git gide büyürken Jake aklına yeni gelen düşüncesiyle çantasını karıştırıp bulduğu gazeteyi Sunghoon'un önüne bırakmıştı.

Sunghoon sebebini soramadan garsonun elindeki tepsiyle masaya yaklaşması tüm merakının havaya karışmasına sebep oldu.

Jake daldı düşüncelere sarı saçları arkasına gizlenmiş gözlerin büyüsüne kapılırken.

Sunghoon çok güzeldi. Jake ona her baktığında bunu düşünmeden edemiyordu. O değil de dünya ona yakışsın diye yaratılmıştı sanki.

Abartıyordu belki.

Ama bir kelebeğin peşinden koşturuyorsa, onu kanat çırpışını hep izlemek istiyorsa güzelliği de anlatılması zor olmalıydı.

Jake gülümseyerek yemeğine döndüğünde Sunghoon'un ona rahatsız olmadan bakabileceği vakit gelmişti. Onun karşısında hep berbat zamanlarda karşılaştığı içindi bu çekingenliği.

Ama biraz daha yakın olsalar gülümsemenin en çok onun yüzünde güzel durduğunu söylerdi. Hep gülmesini tembihler, üzüldüğünde tıpkı onun gibi ona yetişeceğine söz verirdi.

Jake çok güzeldi.

İkisi de ilk izlenimlerini saklayacaktı diğerinin tepkisine hazırlıklı olmadığından.

Ama birbirlerini tanımaya başladıkları gün dökülecekti en güzel sevgi sözcükleri ağızlarından.

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.