İçeriğe geç

talk that talk

Bölüm 5 · 7 dk okuma

talk that talk

Bölüm 5

0.5

bölüm 5 : pişmanlıklar arkasına gizlenmiş iyi şansları bulamayan aptal

"Yapamam" dedi ve aklı bu emri uygulamaya almıştı o harekete geçtiğinde. Bacakları titredi buzdan kentin önünde hiç olmadığı kadar yükselmesiyle. Düşmüş kral d0ştüğü yerden korkutucu bir yükseklikte bulunan sarayını izliyordu. Bir zamanlar onun eli altında yürüyen kentinin yabancısıydı artık. [...]

Jake ciddiyetin ortada toplandığı bir masada kağıtların bir araya getirildikten sonra birkaç derin nefesin ardından ona dönen gözlerle yeni odak noktası seçilmişti. Parmaklarını birbirine geçirmiş masa üzerine koymuştu. Haftalık toplantılar ve alınacak kararlar hemen hemen pek bir icraatta bulunmayan Jake için her zaman gergin geçmişti.

Müdür çok içtiğinden çatallaşmış sesiyle Jake'e ön sayfada birkaç değişiklikle beraber köşe yazısının düzenlenmesi konusunda bir nutuk çekti.

"Beşinci sayfadaki haberi büyütüp ön sayfaya alalım. Bu geçiştirilecek basit bir mesele değil."

Jake otomatik çalışan bir makine gibi müdürün her sözünden sonra "peki efendim." diyip susuyordu. Ağır laflarda bile bulunsa düşünmeksizin "peki efendim" diyebilirdi. Çalışan ve çalıştıran arasında süregelen bu ilişki kral ve ona emir verilmesini bekleyen köleye benziyordu. Hepimiz istemesek de birinin ya da birilerinin kölesi oluyorduk. Kimisi korkusunun onu kontrol etmesine izin verir kimisi ise zevke tapardı.

Jake'in evine para götürmesini sağlayan patronunun ağzına düşmesinin sebebi de buydu. Tıpkı korkularının onu yönettiği bir dönemden geçen Sunghoon gibi.

"Şu çıkardığımız haber yerine bana sonradan getirilen skandalı ekleyelim." dedi kaşlarını mümkünmüş gibi daha da birleştirerek.

"Peki efendim."

"Sonra ana olayın başlığını biraz kısaltman lazım. Sayfa düzenine uygun olmadığını düşünüyorum." dedi gazeteye vura vura anlatmayı kesip tekrardan Jake'e bakarken.

"Peki efendim."

Jake her nokta sonu daha da gerilen sinirleriyle toplantının bir an önce bitmesini bekliyordu. Müdürün kaşlarının altında kalan sinirli bakışları onu kovulma tehlikesiyle baş başa bırakıyordu.

Müdür başını Sunoo'dan tarafa çevirdiğinde omuzlarını düşürüp tuttuğu nefesini bıraktı. Bu toplantıda da ucuz yırtmıştı. Öyle sanıyordu.

Sunoo bugün keyifsiz ve sessizdi. Müdürün dediklerini sürekli tekrar etmesini rica ettiğinden bir ara hararetli bir kavgaya dönecek olayı yatıştırmak için araya girip Sunoo yerine cevaplıyordu bazen. Sunoo'nun dalgınlığının nedenini bilemezdi ama üzüldüğü anlaşılıyordu zahmetsizce düşüp duran göz kapaklarından. Müdür homurdanarak editöre dönmüş gazetenin son halini anlatırken Jake, arkadaşını dürterek neyi olduğunu sordu.

Sunoo omuzlarını kaldırıp indirerek bir şeyi olmadığını söylese de Jake, arkadaşını elbette tanıyordu. Mutsuzsa bir sebebi olmalıyd ve o iyi bir muhabir olmak üzere yetiştirilmiş sonradan gazeteciliğe geçen biriydi. Bu alandaki yeteneklerini konuşturmanın sırası gelmişti.

Toplantı biter bitmez masadaki tüm gerginlik sıkıştırılmış bir gaz gibi etrafını saran somurtkan teneke kalktığında etrafa dağılıp gitmişti. Jake eşyalarını çantasına doldururken Sunoo'nun ağır ağır hareket edişini daldığı düşüncelere bağladı.

"Gidip bir şeyler yiyelim mi ne dersin?" dedi son anda aklına gelen cazip fikri de ekledi. "Parasını ben ödüyorum. Hadi kaldır şu kıçını."

Sunoo şakayla karışık "çok tatlısın şekerim ama havamda değilim." dedi. "Başka bir zamana erteleyebilir miyim bu teklifini. Şimdi gidip biraz dinlenmek istiyorum."

Jake arkadaşına son kez ne sorunu varsa ona anlatabileceğini söylediğinde Sunoo onun bir omzunu sıkarak teşekkür etti. Pas verdiği yoktu ki ona karşılık verebilsin. Bugün onayladığı kaçıncı olay sayamamıştı. Burun arasını ovalayarak bir ah çekti.

"Jake çok umutlu bir şanssızdır." diyerek hayatına kazınmış ve değiştiremediği şansına ithafta bulunarak çantasını sırtlanmıştı. "Muhabir olmaktan vazgeçtiğim için şanslı sayılabilirim aslında."

[...]

Jake yine tabelasına aşina olduğu kayak merkezinin önündeydi. Elleri cebinde bu sefer de reddedilmemeyi umarak içeri girmişti. Hemen karşıda beyaz tişörtü ve açık renk saçlarıyla kara karışmaya hazır bir kar tanesi gibi duran Sunghoon'u kesti gözleri. Sargıları ve yaralarını rahat bırakmamakta çok ısrarcıydı. Ellerini bacakları arasına almış, yere bakan Sunghoon, Jake'in düşüncelere daldığını gördüğü ikinci kişi oluyordu.

Ağır adımlarla yanına yaklaşan Jake elinde rulo yaptığı gazeteyi Sunghoon'un başlarına hafif bir baskıyla vurarak dikkatinin ona dönmesini sağlamıştı. "Fazla düşünüyorsun ve bu hiç sağlıklı değil." Çantasını çıkarıp kar saçlının yanına oturmuştu. Bir yandan aklı Sunoo'da kaldığı için onu anımsayarak "şekerim" diye ekledi.

Sunghoon bugün görüntüsüne öyle iyi ayak uydurmuştu ki Jake bir anlığına dokunduğunda eriyeceğini filan düşünmüş olabilir. Sessizdi tıpkı sesleri emerken gürültüyü bastıran yumuşak kar tabakası gibi. Karamsar duruşu tıpkı soğuğundan yakındığınız kar kadar barizdi. Ama aynı zamanda sakindi insanları eve tıkıp sokakları boşaltan kış gibi. Aynı anda birçok duygunun esin kaynağıydı Sunghoon.

"Bugün bir kez daha reddedilirsem bayılacağım şurada." Jake elini kalbinin olduğu yere götürmüş abartılı ifadelerle komik bir replik sergilemişti. Sunghoon ister istemez ortama bir kıkırtı bırakıp teşekkür etmişti.

"Ne oldu anlatacak mısın? Dinleyeceğimi biliyorsun değil mi?" Gülümsedi basitçe. "Pek bir şey yapamıyorum en azından bu yeteneğimi elimden almayın beyefendi."

Sunghoon günlerdir ona niye yardım etmek istediğini düşünse de bir cevap bulamamış, soruyu sormak için müsait bir zaman yakalayamamıştı. Ve şimdi tam zamanı diyerek bedenini yanındaki kahve saçlıya döndürdü. Ellerini bacakları arasına alışının nedeni çekingenliğinin yanısıra birileriyle konuşmakta zorlanmasındandı. "Sana bir şey sormak istiyorum."

Jake elindeki ruloyu ona doğru tutarak mikrofon havası vermişti kağıt parçasına. "Buyrun söz siz de efendim." Sunghoon çok düşümedi sözlerin ağzından firar edip ona ulaşmasına izin verdi. "Neden bana yardım ediyorsun?"

Jake ruloyu düşünür gibi başına vurarak hımlamıştı. Cevabı hazırdı ama önündeki çocuğa en güzel şekilde açıklamak istiyordu. Şu an gökyüzünden yeni düşmüş bir kar tanesiydi ve o rolüne iyi bürünmüştü. Bu yüzden eriyip yok olmaması için dikkatli davranacaktı. Gülümsedi. " Sen çocukken hiç bir kelebeğin peşinden koşmadın mı?"

Sunghoon biraz geç algılamıştı ama parmağıyla kendini göstererek "kelebek ben mi oluyorum?" diye sormuştu. Daha diyeceklerini dinleyemeden kulakları kızarmıştı aldığı bu iltifata karşı.

"Hayır sen kelebek olamayacak kadar büyüksün." dedi. "Hem de bir kelebeğin sahip olamayacağı bir güzelliğe sahipsin orada kayarken." Ruloyu buz pistine tutarak bahsettiği yerin Sunghoon'un beyaz kenti olduğunu vurguladı.

"Tam anlamadım cahilliğime ver."

Jake ciddi bir konuşmaya hazırlanarak duruşunu düzeltmiş ve Sunghoon'un da kendine çeki düzen verme isteği uyandırmıştı.

"Seni zorla oraya koyarsam muhtemelen eriyip gidersin kar tanesi." dedi Sunghoon ona adı dışında söylenen bu nahif adlandırmaya karşı tekrardan utanmış devam etmesini beklemişti. "Ama seni oradan hatta senden uzaklaştıran korkunun üstüne çöreklenmesine de katlanamıyorum. Özlediğini biliyorum. Bilmesem de gözlerin bağırıyor benim ait olduğum yer orası diye."

Kahve saçlı ruloyu döndürerek bir sihirli değneğe çevirmişti şimdi de. "Bibidi babidi boo" sihirli değnek görevindeki rulo Sunghoon'un başına inmiş gözlerini kapamıştı sarı saçlı. "Senin korkularını havaya uçuracak bir sihrim yok. Ben de bir insanım. Keşke yapabilsem de seni bir daha üzmese bu lanet olasıca dertler."

Sonra aniden gazeteyi açıp bacak bacak üstüne atan Jake ona "gazete okumayı sever misin?" diye sormuştu. Jake'in ufak gösterisine hayranlıkla bakan Sunghoon başını sallamıştı ama kahve saçlının önündeki gazete yüzünden onu göremeyeceğini hatırlamış afallayarak "hala okuyan var mı?" diyerek soruya soruyla karşılık vermişti. Buraya nereden geldiklerini de bir türlü anlamamıştı.

Jake gazeteyi katlarken sarı saçlı aynı hayranlıkla onu izlemiş bakışlarını gülümsemesine çıkardığında da içinde bir gülümseme isteği kabarmıştı. Belki kahve saçlı onu fena halde kandırıyordu ve o gerçekten bir büyücüydü. Geldiğinden beri hiçbir mutlu düşünceyi konuk etmeyen iç dünyası şu an gülümse diye bağıran kıpırtıyı dudaklarına kadar taşımıştı. Bu kahve saçlının sihri olmalıydı.

Ve belki de gerçekten sihirli değneği korkularını çalıp götürmüştü. Şu an ne derse her şeye inanabilirdi ve bunu kendi değil de başkasının kolaylıkla başarabilmesine şaşırıyordu.

"Kar tanesi bu gazeteyi okumak dışında başka bir işlevi olduğunu ben de yeni öğrendim." Sarı saçlının ellerinden birini kendine ayırıp avuçları arasına gazeteyi sokmuş diğer eliyle beraber birleştirmişti. "Ellerini kanatan biri için güzel bir oyuncak." Aklına geç yüklenen cümlesini ekledi burnunu bir çocuk edasıyla kıvırarak. "Arada okumayı denemelisin"

Sunghoon bunu diğer sefer de verdiğini anımsadı. Yine aynı amaçla mı veriyordu?

"Bunu niye yapıyorsun? Kendini suçlamak bir işe yarıyor mu?" Kalın çerçeveli gözlüklerini seviyordu ona yakıştığını düşünüyordu ama arkasında bulunan çikolatalı gözleri daha çok seviyordu. Bazen camın parıltısı mı yoksa gözlerinde yıldızlar mı dans ediyor diye düşünmeden edemiyordu.

Sunghoon başını sallayarak "sanmıyorum" dedi nihayet ona soru sorulduğunu hatırladığında.

"Ben de sanmıyorum. İkilemdesin ve iki uç da seni sağlam yargılarla kendine çekmeye çalışıyor. İkisi arasında hangisinin senin için daha iyisi olduğuna karar veremiyorsun ve bunun cevabını geciktirdiğin, didinip durduğun her gün her saat her saniye sana acı veriyor olmalı."

Sunghoon ondan bu kararı kendisi için kahve saçlının vermesini istediğinde gülümseyerek reddeti. Mahkumun kendisi olduğunu ve içine sinen bir ceap bulması gerekenin de yine kendisi olduğunu söyledi.

Sustu ikisi de. Kayak yapan küçükler cıvıldaşmaya ve düşmelerine rağmen gülmeye devam edişlerine baktılar. Sessizce beklediler mahkumun sihirbazına söyleyeceğini.

"Bana niye yardım ettiğini hâlâ anlamadım. Seni tanımıyorum adını bile bilmiyorum."

"Yardım ediyorum çünkü vicdanım elvermiyor birilerinin üzüldüğünü görmeye. Bunun yakınlıkla bir alakası yok. Radarıma takıldığın için seninle uğraşıyorum ve bu uğraşlarımın bir sonuç vermesini bekliyorum." dedi düşünceli bir sesle. "Yardım edememek de yardım ettiğimi sanarak yaptıklarımın hiçbir işe yarmadığını görmek de çok üzücü oluyor."

Jake bir yanı kıvrık gülümsemesiyle sarı saçlıya "ve adımı bulamayacak kadar aptal olman benim sorunum değil." dedi. Ona biraz daha yaklaşıp Sunghoon'un biraz daha kızarmasına sebep oldu. "Ama tanışmamız gereken konular var."

Çantasından çıkardığı fotoğraf makinesini onun kucağına bırakarak "bakmak ister misin?" dedi. O güne bir felaketten önce bir karnavalın kurulduğunu da herkesin şaşkınlıkla gözlerini ayırmadan takip ettiği bu karnavalı da onun yönettiğini hatırlatmak için.

Alkışları gecikmiş bir gösteri yalnızca çığlıklarla sonlanınca Sunghoon da unutmuştu mavi elbisesiyle bir kelebeğe benzediğini.

Belki de fotoğraflar onun hafızasında bir umut canlandırırdı.

Bölüm sonu

4 yorum