bölüm 2 : sadelikle boğuşan bir umutsever
Jake başını dayadığı otobüs camında kararan gökyüzü eşliğinde evine doğru yol alıyordu ama hiçbir çabasının Sunghoon'un kalıplarından öteye geçmesinde yol aldığı söylenemezdi. Kucağındaki fotoğraf makinesi o günün görkemli ve bir o kadar da acıklı görüntüleriyle doluydu. Sunghoon sahneye çıkıyor arkasında harikalar saçarak kayarken çılgınca bir hızda buza çakılıyordu. Jake hepsini görmüştü.
"KORENİN EV SAHİPLİĞİ YAPTIĞI KIŞ SPORLARI VE ETKİNLİKLERİ ALANINDA BU YIL YEDİNCİSİ DÜZENLENEN FİNAL TURUNDA GEÇİRDİĞİ FACİA SONUCU HASTANEYE KALDIRILAN PARK SUNGHOON'UN HAYATİ TEHLİKEYİ ATLATTIĞI ÖĞRENİLDİ"
Tüm gazete manşetlerinde yazan buydu. Jake ise bu konu hakkındaki başlığı hazırlarken istemsizce Sunghoon'a övgülerde bulunuyor ama ciddiyetini kaybetmemesi için metinden hepsini çıkarıp atıyordu. Sonra çarpıcı bir başlık arayışına girip o övgülü sözcükleri katıştırıyordu. Bu kısacık yazıyı sayfalarca uzatarak dikkat çekici bir başlık haline getirebilirdi ama gazetede o kısım için ayrılan alana sığmazdı. İki gün sonra unutulup gidecek bir haber olsun da istemiyordu.
Jake'in gazeteye basılması için hazırladığı başlık şöyleydi:
"KELEBEĞİMİZ HERKESİ TEKRARDAN KENDİNE AŞIK ETMEK İÇİN YENİDEN UÇACAĞI GÜNÜ BEKLİYOR. BU SÜREÇ BOYUNCA DESTEĞİMİZİ VE İYİ DİLEKLERİMİZİ ONDAN ESİRGEMEYELİM. "
Tabii ki editör bu yazıyı çok kişisel olduğu bahanesiyle yayınlamamıştı. Onun yerine daha sade ve açıklayıcı bir dil kullanılmıştı.
O gün birçok gazetecinin ve haber kanalının bu açıklamayı alabilmek için beklediği yoğun bakım, doktorun iç rahatlatan sesinden sonra dağılmıştı. Herkes gitmişti. Jake beklemişti. Sunghoon'un yakınlarıyla beraber burada onu beklemişti. Annesinin hıçkırıklarla babasına sarılışına, birbirlerine teselliyle yaklaşan bu çifte bakmıştı gün boyunca. Ailesi kadar onu tanımıyor olabilirdi ama ışıltısını takip edip buralara değin gelmişti.
Jake ineceği durağa yaklaştığında fotoğraf makinesini yine hırkasına sarmış çiseleyen yağmurun anılarında delici bir etki yaratmasını istememişti. Belki bir gün bu baba yadigârını yeni bir tanesiyle değiştirmeliydi.
Evinin kapısını açtığında hemen yanına koşan köpeğini biraz bekleterek üstündekileri çıkarıp vestiyere bırakmıştı. Gidip bir banyo yapacaktı ama ondan önce sevecenlikle ayağına dolanan köpeğine kocaman öpücükler verdi. Yumuşak tüylerini elleri altında dağıtıp oturduğu yerde kucağına aldı. Evde kendisini bekleyen bu arkadaşına çok şey borçluydu. Neredeyse işsiz sayılabilecek bir köşe yazarının kiralık dairesindeki bu sefil hayatına keyif katıyordu.
"Sunoo bir keresinde seninle dışarı çıkarsam kızların sıra sıra önüme dizileceklerini söylemişti. " Sonra köpeğinin dediklerini anlamış gibi heyecanla havlamasını ve ona sarılışını gördü Jake. Bugün ilk defa kocaman gülümserken köpeğine karşısına alarak konuşmaya hazırlanan siyasetçi ciddiyetiyle ona şöyle bir baktı. "Böylesine etkileyici olan beyefendi, benimle bir patinajcı etkilemeye var mısınız?"
Köpeği aslında acıktığından fazladan tepki gösteriyordu ama Jake'in bundan hoşlanmadığını söylemek yalan olurdu.
Köpeğinin biten mamasını tazelerken başını okşsmayı da eksik etmiyordu Jake. "Belki de 'köpek gezidrerek kız tavlama sanatı' adında bir kitap çıkartmalıyım." Tüylerini son kez dağıttığı arkadaşından ayrılıp günün yorgunluğunu atmak üzere sıcak suyun altına girmeye hazırlandı.
[...]
Jake arkadaşının dün kendisine verdiği hırka ve atkıyı katlayıp kağıt poşetin içine koymuş onu da masasına bırakmıştı ama arkadaşı tepkisizce işine devam etmişti. Onu gördüğünden bile emin değildi.
Sunoo bugün çok sessizdi ve geldiğinden beri törpüsüyle tırnaklarını düzeltiyordu. Jake'in tuhaf olduğunu düşündüğü bu sessizlik uzadıkça daha da gerilmişti. Bilgisayarına sonra da onun masasına bakıyordu. Yalandan öksürüklerle de dikkatini çekemeyince en sonunda neyi olduğunu sordu.
Sunoo derin bir nefes alıp "dün tanıştığım biri var demiştim ya sana. Kız arkadaşını kıskandırabilmek için benim duygularımla oynayabileceğinin sorun olmadığını düşünmüş. Üstüne üstlük onlar barışırken ortada durup onların öpüşüp koklaşmalarını izledim." Dedi beraberinde törpüsünü masaya fırlatıp iki eliyle sol göğsüne bastırmıştı. Kaşlarını büzüp dudaklarını sallayarak dramatik başrol oyunculuğu keserken "bu bana yapılır mı bir baksana şu yüze?" Diye ekledi. Sonra dünden beri ona sorulmasını beklemiş gibi bu olayı uzata uzata Jake'e anlattı.
Jake sorduğuna pişman olsa da henüz Sunoo'yu susturacak bir yöntem keşfedememişti. Paraya karşı zaafı vardı ama o da Jake'de yoktu. İç çekerek parmaklarını klavyede oynatmaya ve yazılarına son şeklini vermekle uğraştı. Sunoo'nun nefeslenmek için sustuğu o kısa sürede de araya girip "şunu dinle" demişti. "Bazen bilemezsin o basit bir engel gibi gördüğün faktörün seni karanlığından çıkaracak mucize olacağını, hayatımızdan söküp atmak istediğimiz belki gözardı ettiğimiz o küçük bıkmışlıklarımızın içinde görmeyi unuttuğumuz bir umudun ışıldadığını."
Sunoo daha az önceden farklı bir sakinlikte dinlediği ve anladığı belli bir tonda "kime bu sözler?" Diye sorduğunda Jake önüne dönüp önce kendi adına sonra da Sunghoon için yazdığına kanaat getirdi. Gülümsedi habersizce.
Kendisine yazmıştı çünkü tıkandığı anlarda canını sıkan şeylere geri dönüp ayıkladığı yerden umut dolu filizi çekip çıkarırdı. Çoğu zaman başarıyordu da. Tırnaklarıyla kazıya kazıya tekrar çıkarırdı o filizi. Sadece itici bir güce kendine söylediği bu cümleleri duymaya ihtiyacı vardı.
Sunghoon'a yazmıştı çünkü onun da bunu yapabileceğini biliyordu. Farkındalık yaratır mıydı ya da bu yazıları hâla okuyan var mıydı bilmiyordu ama Sunghoon'un görmesi için eline bir gazete sıkıştıracaktı.
Okursa güzel olurdu.
Eğer okuduğunu anlamak isterse çok güzel olurdu.
"Beğendin mi?" Diye konuştu. Sunoo'nun kocamanca gülümseyerek onu onaylaması onda da güzel bir gülümsemeye sebep olmuştu. Ve Jake güldüğünde tarifsiz bir güzellik yayılırdı yüzüne.
[...]
Jake bugüne özel kalabalık olan kayak merkezine geldiğinde cıvıldaşan çocuk gruplarına ve annelerinin ellerini çekiştirerek kaymak için can attığını söyleyen miniklere baktı.
Sunghoon da küçükken böyle yaramazca davranıyor muydu yoksa pek de değişmemiş miydi?
O şimdi gözlerinin içine bakıyor kabaran gözaltlarını saklamaktan çekinmiyordu. Dudaklarını bir şeyler söylemek üzere oynatıyor ama suskunluğu tercih ediyordu. Jake, ilk defa kendisiyle konuşmak için buraya geldiğini düşünüyordu. Tribünleri tırmanıp ona yaklaştığında da Sunghoon biraz kenara kayıp ona yer açmıştı. Buzda kayan küçük çocuklara bakıyorlardı. Birazdan küçüklere özel etkinlik tadındaki yarışmanın başlayacağı duyrulduğunda hepsi teker teker pistten çıkmıştı. Tribünlere oturanların sayısı arttıkça gürültü de çoğalıyordu.
"Çok kırıcı olmuş olmalıyım." Dedi Sunghoon parmaklarındaki sargılarla oynarken.
"Birazcık evet."
Sunghoon "birazcık" diyerek onu taklit etmiş yarım ağız gülümseyip daha kısık bir sesle "bırazcık" diye yinelemişti.
"Daha iyi misin?"
Sunghoon belli belirsiz başını sallayıp ona döndü. "Ne anlarsın ki dedim. Oysa sana dinleme fırsatı da vermedim. Seni dinlemedim de." Omuzlarını silkip başlayan gösteriye odaklandı ikisi de. Sunghoon'un gözleri sahneye çıkan küçük kızdan ayrılmıyordu. Özlüyordu. Kıskanıyordu.
"Çok fazla içinde tutmuştun ve boğazına kadar dolmuştun. Birilerine haykırmak, kırmak ve dökmek istiyordun." Jake küçük kızın hırçın hareketlerle sahneyi ele geçirişine ışıkların yetişemediği bir hızda ilerleyişine baktı. Sunghoon'un yumruklarını sıkarak kendini orada gördüğünü ve bu cesarete sahip olamadığına hayıflandığını tahmin edebiliyordu.
Jake yanında getirdiği gazeteyi onun elleri arasına koyup "sorun değil Sunghoon." Demişti. Yumrukları artık elini kanatmayacaktı.
Gülümsedi.