Unutmak; Bazen de yeniden doğuşun ilk adımıdır. Kaybetmek değil, zamanla yere daha sağlam basmaktır. Hatıralarımız ise, en derin karanlıkta bile bir ışık yakar; yeter ki onları aramaya cesaret edelim.
O esnada ormanda...
Alice, zorlukla tuttuğu gözyaşlarını bir bir bırakırken, karşısındaki adamın ona ifadesizce bakmasına daha çok ağladı. Ona doğru yaklaşır ve bir elini kaldırdı. Orion'un hafifçe geri çekilmesi ile birlikte sendelerken, uzattığı eli boşlukta süzülerek kucağına düştü. Ağlamaya devam ederken dizlerinin üstüne çöküp zorlukla konuşmaya çalıştı.
-Ne yaptılar sana? Söyle bana sen neden buradasın? Sevgiyle titreyen bu gözlerin neden şimdi bomboş bakıyorlar?
Orion konuşmak yerine olduğu yerde gerildi. Genç adam bu kızı hatırlayamıyordu ama içinde anlam veremediği bir duygu patlaması yaşıyordu. Merhametini henüz kaybetmiş değildi. Elini sessizce kaldırdı, dizlerine başını yaslayıp içi çıkarcasına ağlayan kızın saçlarına dokundu. Alice'in gelmeye hazır olan tüm gözyaşları bir anda havaya karışarak yok oldu.
-Ağlama.
Başını kaldırıp ağlamaktan titreyen gözleri ile yüzüne baktı. Ayağa kalkarak toparlanmaya çalıştı. Sonuç olarak yaşıyordu ve artık yanındaydı. Neler olup bittiğini öğrenip bu durumu düzelteceğine dair kendine söz verdi, tekrar açmak üzere konuyu kapattı. Atını yanına çağırarak önce Orion'un binmesine yardımcı oldu ardından da kendisi binerek saraya sürdü.
-Saraya gidelim de, sonrasına sonra bakarız. Seni burada yalnız başına bırakamam.
-Saray...
Diye mırıldandı Orion. Hiçbir şey hatırlayamıyordu.
-Saray benim evim. Onu hatırlamıyor musun?
Cevap vermek yerine ata biraz daha yaklaşarak sarıldı ve yolu izlemeye başladı. Alice, onu sıkboğaz etmenin iyi bir fikir olmadığını anlayarak rahat bıraktı. Saraydan pek uzakta sayılmazlardı. Bir süre gittikten sonra, beyaz duvarlar görünmeye başlayınca, atını biraz daha hızlandırdı.
Kapı nöbetçileri Alice'i görünce kapıları ardına kadar açtı ancak yarı baygın şekilde gelen Orion'u yıllar sonra görmeyi ummamışlardı. Büyük bir şok içinde avazları çıktığı kadar bağırdılar.
-Prenses Alice geldi. Prenses geri döndü.
-Yanındaki şu genç adam... Bu Orion!
-Alice, Orion ile birlikte geri döndü! O yaşıyor!
Nöbetçilerin coşku dolu sesleri, atın nal seslerine karışırken etrafı hafif bir toz dumanı bürüdü. Neler olduğunu merak eden saray halkı bahçeye dökülürken, hemen hemen aynı tepkileri verdiler. Korkan da vardı, dehşete düşen ve mutluluktan nağralar atan da...
Alice attan dikkatlice indi ve bir eliyle Orion'un düşmemesi için sırtından destek verirken seslendi.
-Buraya şifacıları getirin. Orion'un bir sağlık problemi olup olmadığı kontrol edilecek.
Nazikçe hizmetlilere döndü. Dünkü tartışmadan eser yoktu.
-Siz de kalacağı bir oda hazırlatıp dolaba rahat erkek kıyafetleri koyun. Benim odama yakın bir yerde olacak.
Hizmetliler isteği üzerine hemen dağılarak işe koyuldular. Ardından danışman Elenor yanında belirdi.
-Prenses, bir dakikanızı alabilir miyim, lütfen? Çok önemli bir konu var.
Alice, dikkatini tamamen Elenor'a çevirirken pür dikkat onu dinledi.
-Seni dinliyorum.
-Tam olarak ormanda neler yaşandı bilemiyorum, ama sarayın ortasına bir dalga misali vurdunuz. Herkes dehşet ve şok içerisinde sizden bir açıklama bekliyor.
-Ne yapmak gerek?
-Dilerseniz konuşma salonunu hazırlatıp herkesi toplayalım. Hem siz gerekli açıklamayı yaparsınız hem de oluşabilecek soruların önünü erkenden keseriz.
Başını olumluca salladı.
-Hemen hemen aynı şeyleri düşünmüşüz. Bu şekil hareket etmekte fayda var.
Danışmanın sessizliğine karşılık ekledi.
-Birkaç isteğim daha var.
-Sözünüz, emirdir.
-Orion'un bakımı ve vaziyeti hakkında her gün detaylı bilgi almak istiyorum. Onu gözetmesi için iki tane muhafız koyun.
-Hemen ilgileneceğiz.
-Konuşma için saray meclisini de hazırlayın. Resmi açıklamamı ilk ve son kez yapacağım. Başrahip Christian, General Kael, Lord Vernis ve diğer önemli soylu kişiler de orada bulunsun, davetiye bizzat benim ağzımdan ulaşsın. Sonrasında da kraliçenin ortadan kayboluşu hakkında tartışmak istiyorum. Sadece sen ve üst mertebe muhafızlar bulunsun. Yemek odasında toplanın.
-Anlaşıldı.
Danışan Elenor bugün oldukça yoğun olacağını anlamıştı. Bir saniye daha kaybetmeden hazırlıklara başladı. Davetiyeler gönderildi, konsey ve yemek odası hazırlandı. Bu süre içerisinde göz ucuyla Orion'u kontrole gittiğinde, şifacılardan aldığı olumlu haber üzerine rahatladı.
-Herhangi bir fiziksel hasarı yok. Hafıza kaybı için ise net bir şey söylemek doğru olmaz. Tam olarak ne yaşadığını bilmediğimizden ötürü, hafızanın geri gelip gelmeyeceğini bilmiyoruz.
-Tedaviye devam edilsin. Tek bir eksik dahi olmayacak.
-Tabii.
Şifacılar yanından ayrıldıktan sonra saate baktı. Konuşma vakti gelmişti. Derin bir nefes alarak konseyin yolunu tuttu.
Bu konu hakkında yükselmekte olan sesleri kökünden kesecekti.
...
Konsey salonunda ağır bir gerilim havası hakim olmuştu etrafa, fark etmemek imkansızdı. Herkes yerlerine oturdu ve büyük bir ciddiyetle konuşmaya odaklandılar. Bir kaç saniye sessizliğin ardından, bunu bozan ilk kişi Alice oldu. Ses tonu son derece saygılı, mesafeli ama itiraz kabul etmeyen cinstendi. İstişare böylelikle başladı.
-Sayın Egbert halkı:
Bugün karşınızda, üç yıl önce yapmış olduğu kahramanlığı ile adını yüreklerimize kazımış olan Orion için duruyorum. Bir zamanlar, bu krallığın kılıcını taşıyan, halkın varisini korumak uğruna kendi canını feda eden bir savaşçının… şimdi kim olduğunu bilmeden aramıza döndüğüne şahit olduk.
Boğazına oturan yumru sesini titretirken, gücünü toparlayarak konuşmasını sürdürdü. Bunu hem Orion'u hem de sarayın geleceğini koruyabilmek için yapmalıydı.
-Fakat ben, adı hala topraklarımızda yankılanan bu cesur gencin gözlerine baktım. Ve geçmişin hâlâ içinde bir yerlerde yaşamakta olduğunu gördüm. Ona sarayımızda bir yer vereceğiz çünkü adalet, aynı zamanda niyete de bakar. Çünkü gerçek tehlike, dışarıdan bize diş gösteren karanlığın karşısında durup kaderi pahasına mücadele eden birini, şüphelerimiz uğruna itmemizle başlar. Ve merhamet, krallığımız en eski gücüdür. Bizi destekleyip kurtaran o adama şimdi elimizi uzatmazsak, ailemizin duvarları çok geçmeden başımıza çökecektir.
Uzunca yankılanan sesinin ardından, konsey salonu tekrar sessizliğe gömüldü. Herkes bakışlarını yere sabitlemiş, kimisi utanıyor, kimi tereddüt ediyor, kimi de duyduklarını düşünüp tartıyordu.
-Eğer onun içinde hâlâ eski Orion’dan kalan bir kıvılcım parçası varsa, o kıvılcım bu toprakları bir kez daha koruyabilir, bambaşka diyarlara anahtar olabilir. Kendisine duyduğum inancın sonsuz olduğunu ve onu gittiği yere kadar koruyup kollamaya devam edeceğimi belirtmek isterim. Benim hükmüm budur.
Salondakiler arasında fısıltılar başlarken bir kısmı onaylar gibi başını salladı.
“Gerçekten o mu?”
“Ama hiçbir şey hatırlamıyormuş…”
“Kraliçemiz öyle diyorsa… belki de vardır bir bildiği.”
Bazı başlar saygıyla eğildi, bazı yüzlerde gururlu bir tebessüm oluştu. Birkaç asker ellerini göğüslerine götürerek saygı duruşuna geçti. Ancak fısıltılar yükselince, herkes bir bir tepkisini koymaya başladı.
"Eğer onun sayesinde kurtulduysak… ben minnettarım."
Aralarından öfkeli bir ses yankılanarak prenses Alice'i hedef aldı.
"Ya tüm bu olanlar bir oyun ise? Yıllardır yoktu bu adam, ölmüştü. Ve şimdi prensesin dileği sayesinde hayata geri mi döndü? Her şeyin bir bedeli olduğunu hala anlamıyor musunuz?"
Destekleyenler de çok geçmeden kendilerini gösterdiler.
"Evet! O haklı. Biz içeri alalım, onlar da bizi içeriden vursun!"
Alice, sakin kalmaya çalışarak gözlerini kapatıp açtı. Yorgun hissediyordu.
-Şüphe etmek hakkınızdır. Korkmak da öyle. Dinleyin, bizler korkuya boyun eğerek ayakta kalan kimseler değiliz, asla olmadık. Eğer sizin dediğiniz gibi olur da, bu işin içinden bir pürüz çıkarsa… o zaman karşınızda duracak olan kişi, ilk önce beni yenmeli. Ve ben, Egbert Krallığı’nın kılıcını elimden düşürmeyeceğim.
Sonunda, halkın büyük kısmı sessiz bir kabullenişle başını salladı. Onaylamayanların bile ses çıkarmadığını görünce, şansın ondan yana olmasına sevinerek gururla bakışlarını etrafta gezdirir.
Lord Vernis:
"Prenses Alice, halkı bir şekilde ikna ettiniz. Ve kabul etmek gerekirse savunmanız takdire şayandı. Ancak bizler burada başka bir sorumluluk daha taşıyoruz. Söz konusu kişi hepimizin tanıyıp sevdiği Orion bile olsa, sarayın içinde nereden ne halde geldiğini bilmediğimiz bir insanı barındırmak… Krallığın güvenliği için büyük bir risktir."
Başrahip Christian:
"Alice haklı, ancak Vernis'in hassasiyeti de göz ardı edilemez. Bir orta yol bulmak mümkün olabilir."
General Kael:
"Onunla sırt sırta mücadele eden birinin zarara uğradığını şimdiye kadar hiç görmemiştim. Orion'un duruşunda eğitimli bir asker disiplini var. Gerçek aşikar, o Egbert hanesindendir. Ancak yine de önlem amaçlı olarak gözetim altında tutulmasında fayda var."
Konuşma sırası tekrardan Alice'e verildi.
-Orion'un bakımı ve vaziyeti hakkında her gün detaylı bilgi almaktayım. Onu gözetmeleri için kapısına iki tane muhafız koydurdum. Kontrol altında tutulduğunu anlamayacak ama biz neler olduğunu öğrenip onu iyileştirene kadar attığı her adımdan haberdar olacağım. Her hafta şifacılar tarafından tetkikleri yapılacak ve özel ricası üzerine başrahibin Orion'u görmesine izin vereceğim. Yani onu kontrolsüz bırakacağımı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.
Lord sertçe çıkıştı. Yine de tonlaması kavga etmekten oldukça uzaktı.
Lord Vernis:
"Ya bir gün kontrolü kaybedip bir canavara dönüşürse?"
-O zaman, o sorumluluğu da ben taşıyacağım. Ve onu durduracak kişi… yine ben olacağım.
Başrahip Christian:
"O halde karar oybirliğiyle alınmıştır. Orion, prenses Alice'in gözetiminde olmak ve düzenli olarak kontrol edilmesi şartıyla sarayda kalacak."