Erdem beni bir mezarlığa getirmişti. Buraya neden geldiğimizi sonradan anlamıştım. Babasının mezarına gelmiştik.
İkimizde arabadan indik. Bu arada yolda birde çiçek almıştık. Erdem mezarlığa gideceğimiz için benden kapalı giyinmemi ve eşarp takmamı istemişti. Arabadan binerken eşarbımı düzeltmiştim.
Erdem tutmam için elini uzattığında şaşırmıştım. "Tutar mısın?"
Cevap vermedim ama elini tuttum. Eli soğuktu ama aynı zamanda sıcak, ılıktı galiba.
İkimizde mezarlıkta yürüdük ve en sonunda Erdem'in mezarının yanına geldik. İnanç Kobay yazıyordu mezarın üstünde. Doğum Tarihi: 13 Şubat 1967 Ölüm Tarihi:23 Eylül 2003.
Mezar çok bakımlıydı. Erdem'in sıklıkla ziyaret ettiği belli oluyordu. Elindeki çiçeği toprağa gömdü. Bende boş durmadım ve ona kurumuş toprağın üzerine dökmesi için bir kap su getirdim.
Başını eğerek teşekkür etti ve suyu dikkatlice toprağa döktü. "Merhaba baba," dedi titrek sesle. Babasına beni gösterdi. "Bugün yanımda seninle tanıştırmak istediğim birisi var, baba. İlay Başar."
Gülümsedim sadece. Ne yapacağımı bilememiştim. "Merhaba, İnanç amca. Tanıştığıma memnun oldum," diyebildim sadece. Erdem gülümsedi ve mezarın mermerine oturdu.
"Sana hikayemin tamamını anlatamayacağım," dedi Erdem, babasının mezarının toprağını okşarken. "Ama senden gerçekten yardım istediğim kısmı anlatacağım. Bir konuda gerçekten yardımına ihtiyacım var, İlay." Merak etmiştim.
"Dinliyorum."
Erdem anlatmaya başladı. "Ben hep yetimhanede kalırdım. Babamın bir ev bile kiralayacak kadar parası hiç yoktu. Annem sıklıkla babama bu konuda şikayet ederdi, sürünüyordu çünkü sokaklarda. Oralarda maddi durumları iyi olan çiftleri görünce üzülüyordu."
"Bunları hep bana anlatırdı. Bizim aramızı hep açmaya çalışırdı. Sanki o günlerde bile onunla gelmeme beni ikna ediyor gibiydi." Yutkundum. "Annem benimle böyle konuşmaya başlamadan önce hiç yanıma bile gelmezdi. Anca anca ayda yılda bir gelirdi. Ta ki o güne kadar..."
"Bizim yetimhaneminin sahibi değişti ve bu sahip ile annem çok iyi anlaşmaya başladılar, bu sürede annem babamla evliydi." İnanç amcaya üzülmüştüm.
"Babam sonra bir akşam öldü. Nasıl bilmiyorum ama öldü, öldürüldü..." durdu ve derin bir nefes aldı. "Ama katılın Deniz olduğuna eminim fakat kanıtım yok."
Gözlerini sımsıkı yumduğunda ona sımsıkı sarıldım. Başını göğsüme gömmüştü ve sessizce ağlıyordu, sanki küçük bir çocuk gibiydi.
"Ağlama," dedim. "Babam ağlamanı istemezdi, buna emin ol."
"Ama dayanamıyorum," dedi Erdem. "Babam onun yüzünden yirmi yıldır toprağın altındayken onun sefa sürmesi... Acı, çok acı..." Ona daha sıkı sarıldım. Sanki hiç bırakmak istemiyormuş gibi sarıldım.
Uzun süre ağladı. Bende ses çıkarmadan sessizce yanında durdum. Onu teselli etmedim çünkü onun şu an sadece duygularını dökmeye ihtiyacı vardı. Yıllardır gülümsemesinin ardındaki acıyı artık gizleyemiyordu.
Onu ilk gördüğümde gülüşüne hayran olmuştum. Hatta gerçektende çok mutlu bir insan olduğunu düşünmüştüm. Halbuki öyle değilmiş. Onu yıllardır korkutan ve canını yakan bir canavarın esaretindeydi hâlâ.
Erdem ağlamayı bıraktı ve ayağa kalktı. "İlay," dedi. "Senden büyük bir isteğim var."
"Yaparım." Şaşırdı. "Ne? Daha isteğimi söylemedim?"
"Sorun değil," dedim sadece. "Sen iste yeter. İmkansız olsa bile elimden geleni yapmaya çalışırım."
Mavilerindeki beklenmedik şaşkınlığı beklemiyordu. Gerçekten uzun zamandır kimse ona karşılıksız iyilik yapmamış mıydı? Buna hayret ettim. İnsanlar bazen çok zalim oluyorlardı.
"Babamın katilini hapise atmama yardım et, İlay." Yutkundu ve asıl isteğini daha net söyledi. "Avukatım olabilir misin, İlay?"
Şaşırdım hemde çok ama şaşırdığım kısım Erdem'in benim avukat olduğumu bilmesiydi. En büyük hayranıma bile sorulsa o bile benim aslında avukat olduğumu bilmezdi. Erdem bunu nereden öğrenmişti?
Sanki zihnimi okumuş gibi bana yanıt verdi. "Ajansında Lale adlı bir arkadaşım var," dedi. "Bir ara ajanstakiler hakkında konuşurken seni gösterdi ve keşke bende onun gibi avukat olabilseydim, demişti."
"Bunu ne kadar süre önce dedi?" diye sordum sadece.
"Birkaç saat önce."
"Yani?"
Ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı, yutkundu sertçe. "Dört saat önce."
Ellerini ellerimden ayırdım. "Benimle bu yüzden mi barıştın?" dedim bunun olmamasını dileyerek. "Beni kullanmak için mi barışmak istedin? Yoksa bana hala güvenmiyor musun?"
"Sana güvenmesem neden geçmişimi anlatayım?" dedi Erdem. "Yemin ederim geçmişimi senin kadar bilen kimse yok."
"Ama amacın bu değildi," dedim. "Amacın beni kullanmaktı." Sustu.
"Neden beni reddetmiyorsun?" Beni reddetmemesiyle daha çok öfkeleniyordum. "Bana dediklerin için pişman mıydın?"
"Evet," dedi dürüstçe ve en sonunda gerçeği dile getirdi. "Ama avukat olduğunu bilmesen seninle barışmak istemezdim ve senden özür dilemezdim." Keşke dedikleri yalan olsaydı ama dürüsttü.
Kırıldım ama kendimden bile beklemediğim şekilde bunu ustaca gizledim. Normalde duygularımı kamera karşısında daha iyi gizlerdim ve dışarıda duygularımı belli ederdim. Fakat bu sefer gizleyebildim. "Peki," dedim yine de. "Avukatın olacağım, Erdem." Dediklerinden sonra benden bunu beklemiyordu.
"Ama," dedim ve devam ettim. "Bundan sonra ne kadar istesen bile İlay'ı göremeyeceksin. Bundan sonra karşında göreceğin tek kişi Avukat İlay Başar olacak, Erdem Kobay. Yani ona göre hazırlıklı ol çünkü Avukat İlay Başar kazanmak için elinden gelen her şeyin fazlasını yapar. Gerekirse seni bile harcar." Bu yüzümü görmeyi o istemişti.
Arkamı dönüp ondan uzaklaşırken öfke ve hayal kırıklığı kanımı kaynatıyordu. Babamdan sonra kendime söz vermiştim. Beni üzeni üzerim, diye. Artık sözümü tutacaktım.
Hazır olun, Avukat İlay Başar geliyor.
...