"Hayır, sen benden daha iyisine layıksın," dedi erkek karakter. "Hıyır, sin binden daha iyişine layikşin," adama tükürdüm. "Allah'ın cezası," dedim öfkeyle. "O zaman ne diye bu kızın duygularıyla oynadın. Puh, ben kaç gündür senin bu sözün için bu diziyi beklemedim!"
Kız karakterde onu terk etmesin diye adamın ayaklarına kapanınca bu sefer onun suratına tükürdüm. "Allah seninde cezanı versin," dedim. "Hiç bir erkek için yalvarılır mı? Sen daha iyisine layıksın!"
Neyseki gerçek değildi yoksa kızı bu davranışı için yumruklayabilirdim. Tabii ondan önce erkeği boğardım.
Şaka ya, ne de olsa ben bir katil değilim.
Kapı zilini duydum ve bilgisayarı kapatıp yataktan kalktım. Sade bir yatak odam vardı, süsü sevmezdim. Kapıya yürüdüm ve "Geldim," diye seslendim. Kapıyı açtığımda gördüğüm kişiyle şaşkına döndüm. "Erdem?"
Kapıma kadar niye gelmişti?
İçinde siyah bir kazak, üstünde de koyu kahve bir ceket vardı. Birde siyah, basit bir köy giymişti. Kahve saçları karışıktı ve mavi gözleri çekingenlikle bana bakıyordu.
"Neden geldiniz?" dedim ciddiyetle.
"Sizli bizli konuşmayı aştığımızı sanıyordum." İçeriyi gösterdi. "Girebilir miyim?"
"Acılarını uyuşturucu olarak kullanmayan birinin evine gidebilirsin, Erdem." Kapıyı suratına kapatırken beni durdurdu. "Tamam, özür dilerim. Ben sadece... Hata ettim."
"Kendi fikirlerin için özür dileme," dedim. "Bak, sana yardım etmemi istemiyorsan sana yardım etmeyebilirim. Bu senin kararın. Senden tek isteğim bunu bana beni kırmadan söylemen." Artık insanların beni kırmasını istemiyordum...
Babam birkaç gündür hasta olmuştu. Bende bugün okulumuzda olan kermesten ona kurabiye getirmiştim. Heyecanla eve giderken zıplıuordum. Belki babam beni severdi, belki bu kurabiye onun kalbinde bana karşı küçükte olsun sevgi tomurcuğu oluştururdu...
Eve girdim ve ilk önce mutfak masasının üzerinden kağıt ve not kağıdı aldım. Üzerine, seni seviyorum, babacığım, yazmıştım. Bu onu mutlu ederdi belki.
Odasına girdiğimde her zamanki gibi her yerde cam kırıkları vardı, etraf darmadağındı. Dikkatlice camlara basmadan kurabiyeleri komidinin üzerine koydum ve odadan çıktım.
Odamda resmimi çizerken yine bir kırılma sesi duydum. "Ben senin baban değilim," diye haykırmıştı babam. "Bana sakın iyilik yapmaya çalışma, ben bir katilin kurabiyesini yemem. Bu kurabiyeleri yiyip beynimi uyuşturamam."
O gün yine ve yeniden kırılmıştım.
Geçmişimi hatırlamak yine beni üzdü ama belli etmedim. Neden edeyim ki? Boğazımı temizledim. Ama aklıma birşey daha takıldı...
Neden kimse ben iyilik yaptığımda hep beni üzüyordu?
"Buraya kadar gelmene bile gerek yoktu," dedim. "Ben senin hayatın için gelip geçici biriyim sadece, Erdem. Bu yüzden üzülme. Hoşçakal." Kapıyı kapatacaktım ki yine beni durdurdu.
"İlay," dedi. "Şu ana kadar bana hep insanlar büyük karşılıklar bekleyerek iyilik yaptı. Senin onlar gibi olmadığını biliyorum ama o insanlar benim güven duygumu elimden aldı." Bunu iyi bilirdim.
"Seni kırmam doğru değildi, senin hakkında böyle bir şey düşünmem hoş değildi. İzin verde bari kendimi affettirmek için birşey yapayım..."
Bir süre düşündüm ve gözlerindeki o kendini affettirme inancını gördüm. "Peki," dedim sadece. Gülümsedi.
"O zaman giyin, seni götürmem gereken bir yer var."
...
Diğer bölümde Erdem geçmişinin bir kısmını İlay'da açıklayacak. En karışık geçmiş onun olduğu için parça parça anlatacağım. Bunun diğer sebebi de İlay geçmişini canavar olarak görmemesi ama Erdem'in geçmişini canavar olarak görmesi. Hatta biliyorsunuz bir canavarı var Erdem'in...
Bu taraflar spoi ama sonunda makul bir açıklaması muhakkak ki var.
Hoşçakalın!