Yedi aydır onunlaydım.
Yedi aydır onunla güldüm, onunla sustum, onunla büyüdüm.
Ama hala her sabah uyandığımda kalbim sanki onu ilk kez görecekmiş gibi heyecanla çarpmaya devam ediyordu.
Bu sabah farklı değildi ama okula geldiğimde küçük bir detay vardı. Masamın üzerinde bir kahve vardı. Üzerindeki post-it sarıydı, yazısı tanıdıktı: "Beni unutma."
Gözünde bir tebessümle sınıfa girdiğinde kapüşonunu başına geçirmişti ama gözleri belliydi. Bana bakıyordu. Yaklaştım. Gözlerine uzun uzun baktım.
"Unutsam bile... Bu kahve hatırlatır." dedim.
"Sahi mi?"
"Bana kahveyle geleni kim unutur ki?"
Kahkahası hafifti. Ama içtendi. O an tekrar anlamıştım. O da beni seviyordu. Sadece alışık değildi sevilmeye. Korkuyordu.
Gün böyle başladı.
Öğle arası okuldan çıkış yaptık. Küçük bir fırından sandviçler aldık, sonra parka gittik. Boş bir bank bulduk. Kuru yapraklar altında sessizce oturduk.
Yoldan geçen yaşlı bir çift el ele yürüyordu.
Aras iç çekti.
"Biliyor musun, yaşlandığımızda da böyle yürüyelim isterdim." dedi.
Gülümsedim.
"Ben yürürüm. Sen hala o yaşta bile kahvemizi eksik etmezsin."
"Sen de hala beni ciddiye alırsın." dedi.
"Sonsuza kadar."
O gün sadece konuşmadık. Birlikte bisiklete bindik. Bir süre o sürdü, ben arkasındaydım. Saçlarım rüzgara karıştı, kalbim ona.
Bir ara çimenliğe uzandık. Gökyüzü olabildiğince maviydi. Bulutlar yavaştı, bizden daha az telaşlıydı.
"Hayat bazen fazla hızlı," dedim.
"Belki de yavaşlatmak için buradayız." dedi.
"Birbirimiz için..."
Telefonlarımızı sessize aldık. Zamanı unuttuk. Gökyüzünü izledik, sessizliğe gülümsedik.
Sonra ayağa kalktı. Elini uzattı.
"Dans edelim mi?" dedi.
"Burada mı?"
"Kimse yok ki... Sadece sen, ben ve biraz rüzgar."
Kendimi ona bıraktım. Parkta, yaprakların arasında dans ettik. Rüzgar müzik oldu, ayak seslerimiz ritim. Kollarıma dolanmışken o fısıldadı:
"Keşke bugünü cebime koyabilsem."
Gülümsedim.
"Zaten koydun. Kalbime."
Akşam olduğunda , gün artık bitmek üzereyken, bir tepeye çıktık. Güneşin batışını izledik. Sessizdi, ama doluydu içimiz.
Ve o anda...
Ona döndüm.
Gözlerimiz bir kez daha buluştu.
Elimi tuttu. Sıcaklığı, titrekti. Ama ben yalnızca oradaydım. Ona baktım. Ve yanağıma bir öpücük kondurdu.
Zaman durdu. Hava, kuşlar, sokak... Her şey sustu. Bir öpücükle var oldum. Ve onun "Ben seni sevdim, Ayda." deyişiyle yeniden doğdum.
Ardından başını omzuma yasladı. Ve yavaşça fısıldadı:
"İlk kez bu kadar canlı hissediyorum."
Kollarımı sıkıca sardım etrafına. "Ve ilk kez bu kadar korkuyorum..." dedim içimden. Ama bunu ona söyleyemedim. Çünkü bazı mutluluklar susarak korunur.
Ve o gece, ayrılırken bana döndü.
"Yarın da görüşelim mi?"
"Yarın, her gün olsun," dedim. "Sen yanımda ol."
Gülümsedi. Ve sadece bir kelime söyledi:
"Tamam."
O zaman bilmiyordum. O "tamam"ın... Aslında bir veda hazırlığı olduğunu.
Ama o gece...
Sadece mutluyduk.
Ve o, bana kalmıştı.